Blog

Cinsel Travma Sonrası Oluşan Ruhsal Sorunlar

Cinsel saldırı; kişinin izni olmadan, beden dokunulmazlığını ihlal eden son derece örseleyici duygu ve amaçlar içeren, zorlayarak ve hatta şiddet kullanarak gerçekleştirilen cinsel olarak kötüye kullanma durumudur. Kişinin korku, öfke, nefret, endişe, utanç, güvensizlik, tiksinme gibi pek çok baskın duyguyu hissetmesine neden olan bu durum ciddi bir travmadır. Kişi bu ağır hislerle boğuşurken; karşı taraf için geçerli olan sadece haz duygusudur. Cinsel istismar dediğimizde; sözle, mimiklerle, beden diliyle veya eylemlerle ortaya çıkan, her gün dünya üzerinde on binlerce kez karşılaşılan durumlar kastedilmektedir. Ortak nokta, karşıdaki kişinin ya da mağdurun rızası dışında zorla meydana gelmesidir. Bugün her meslekten veya her kesimden insanın başına gelmesi ve toplumda her bir bireyin doğru ya da yanlış bu konu ile ilgili bilgisi olması, cinsel travmanın son derece sıklıkla karşımıza çıktığını bize göstermektedir. Günlük rutini bozan ve kişide ağır tahribatlara neden olabilen istismarın büyüklüğü ile yaş faktörü, yaşanan cinsel travmanın şiddetini belirler. Örneğin; yetişkin bir birey sözle meydana gelen cinsel istismarla daha iyi başa çıkabilirken, cinsel kimliğini henüz tamamlamamış bir çocuk veya ergen için bu durum çok ciddi bir travmadır. Bu travma, çocuk veya ergenin hem bugünkü hem de gelecekteki yaşantısını büyük ölçüde olumsuz yönde etkiler. Cinsel travma yaşayan kişiler sıklıkla TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) semptomları geliştirirler. Onlar için artık dünya tehlikeli bir yer haline gelmiştir, kişi her an tetikte bir ruh hali içinde olur ve insanlara güvenmeyebilir. TSSB semptomları, travmatik olayı yeniden yaşamayı, travmayı hatırlatan şeylerden kaçınmayı, olumsuz düşünce ve inançlara sahip olmayı içerebilir. Örneğin travma ile ilgili tekrarlayıcı kabuslar veya flashback dediğimiz zihinde travmatik anı tekrarları olabilir. İstismarın şiddetine göre çocukta içe kapanma, aile bireyleri dahil kimseyle iletişim kurmama, okula uyum problemleri ve başarı oranında ciddi düşüş, dikkat dağınıklığı, sebepsiz yere ağlama krizleri, yeme bozuklukları, intihar girişimi, suça yönelme, ani davranış değişiklikleri gibi semptomlar görülebilir. Bu durum herhangi bir şekilde ortaya çıkmaz ve çocuk yetişkinlik dönemine dek bu durumla kendi mücadele ederek üstesinden gelmeye çalışır ise, sonrasında pek çok sorunu da yaşaması olağandır. Üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, travmatik an bugün yaşanıyormuşçasına zihinde hapsolur ve küçük bir tetikleyici ile o an gözünde sürekli yeniden canlanır. Çocuk yaşadığı travma sonrası yetişkin bir birey olduğunda; kendini ifade edememe, insanlara güvenmeme, karşı cinsten kaçma, cinsel işlev problemleri, özgüven sorunları, anksiyete, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk gibi cinsel travma sonrası psikolojik problemler ile karşı karşıya kalabilir. Aynı zamanda bu kişiler, ebeveyn olduklarında aşırı koruyuculuğu ile ön plana çıkar ve bu sebeple zincirleme olarak kendi çocuklarında da çeşitli psikolojik problemlere zemin hazırlarlar. Yetişkinlikte yaşanmış olan cinsel travmada da olayın şiddetine bağlı olarak kişinin hayatı alt üst olur. Bu durum paylaşılmadığında, üzeri kapatılmaya çalışıldığında çok daha büyük sorunlar ortaya çıkar. Kişi kendini güvende hissetmez, kimseye güvenemez, cinsel hayatında ciddi problemler oluşur, fobiler, yaygın anksiyete bozukluğu, özgüven sorunları, depresyon, panik atak, yeme bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı, intihar girişimi gibi ağır psikolojik problemler yaşayabilir. Cinsel travma sebebi ile kişinin kendini kirli hissetmesi, sıklıkla duş alma isteği veya sürekli gözlük takarak kendini perdeleme ve dış dünyaya karşı kendini kapatma davranışı obsesif kompülsif bozukluğa bir örnektir. Cinsel travma yaşamış kişiler, hem yaşadığı günden hem de yaşayacağı günlerden bu kötü anıyı silebilirler. Bunun için uygulanan pek çok cinsel danışmanlık, psikoloji yöntemi vardır. Kişi, bu durumu kimseyle paylaşmak istemese bile mutlaka bir uzmandan destek almak için adım atmalıdır. Uzman Klinik Psikolog Sibel Dinç Akıncı

Al Bu Çikolatayı Ama Sakın Anne Babana Söyleme…

Ebeveynler, her zaman çocuklarının güvende ve sağlıklı olmalarını önemserler. Bu ortamı sağlamak için sıklıkla kural koymaları kaçınılmazdır. Başta obezite olmak üzere pek çok sağlık sorununa davetiye çıkaran abur cubur, fast food gibi yiyeceklere kısıtlama getirmek bu kurallara örnek sayılabilir. Çocuk için son derece cezbedici olan bu yiyeceklere belli periyodlar ile izin verilmesi de farklı bir yorum olarak kural sistematiği içinde düşünülebilir. Bu yiyeceklere erişimin kısıtlı olduğu bir ortamda çocuk, isteklerine olumlu bir yanıt bulabilmek için kendisine bakmakta olan farklı kişileri bir çözüm olarak görebilir. Bakmakla yükümlü olan kişiler, iyi niyetle ve çocuğu o an mutlu edebilme ya da oyalayabilme adına çikolata, dondurma gibi abur cuburları vermekten çekinmezler. Çocuğun mutlu olduğunu fark eden bakıcı kişiler, al bunu ama sakın anne babana söyleme şeklinde bir ifade kullanarak aralarında masum bir sır olacağını düşünürler. Aslında bu bir anlık kaçamakla, çocuğa pek çok olumsuz davranışı da öğretmiş olurlar. Bunlardan ilki; olay ve durumları ebeveyninden gizleme, saklama davranışı olarak karşımıza çıkar. Bu davranış ile ebeveyninden bir şeyler saklamaya yönlendirilen çocuk, aralarındaki bağ dolayısıyla bocalamaya başlayarak kendini suçlu hissedebilir. Bu da onu mutsuz edebilir ve kaygı düzeyini artırabilir.  Öte yandan ebeveyninin onu korumaya yönelik aldığı kuralları çiğnemenin ve ondan saklamanın normal bir davranış olduğunu da öğrenmiş olur. İyi niyetle yapılan bu davranış, yarın bir gün tanımadığı kötü niyetli biri tarafından yapıldığında ve başına kötü bir durum geldiğinde aynı saklama eyleminde bulunmasına davetiye çıkarmış olur. Aynı zamanda gelecek yaşantısında da kuralları yok sayma, bahane uydurma ve yalan söyleme gibi olumsuz davranışların oluşmasına da ortam hazırlanmış olunur.   Yani basit bir aramızda kalsın durumu, çocuğun hayatında olumsuz pek çok duruma zemin hazırlıyor. O yüzden ister çocuğun bakımını üstlenen bir birey olun ister anneanne, babaanne; bir kereden bir şey olmaz demeyin ve ebeveynlerinin koyduğu böyle bir kural varsa bu kuralı esnetmeyin. Eğer böyle bir durum yaşandı ve çocuk ebeveynlerine bu durumu anlattıysa, anne babanın çocuğun kaygısını yatıştırması ve çocuğu arada bırakmamaları çok önemlidir. Anne baba olarak bunu size anlattığı için çocuğunuzun ne kadar cesur olduğunu söyleyebilir, bu davranışı için kendisine teşekkür edebilirsiniz. Hatta tadı nasıldı, yerken mutlu oldun mu? Gibi yapıcı bir yaklaşımla çocuğunuzun kaygı düzeyini azaltabilirsiniz. Aynı zamanda da çocuğunuza kuralın nedenini hatırlatarak kendisine bakan kişinin bu kuralı unutmuş veya karıştırmış olabileceğini açıklayabilirsiniz. Böylelikle kuralın temelini sağlamlaştırarak çocuğunuzu yalandan uzaklaştırmış olursunuz.  

Cinsel Travma Sonrası Oluşan Ruhsal Sorunlar

Mutlu bir yaşam ya da sıradan, monoton, rengi olmayan ve hatta zorlu koşullar barındıran bir hayat. Pek çoğumuz günlük rutininde bu duygu dağılımlarını onlarca kez hissetmişizdir. Okul, ev, iş veya sosyal hayat arasında sıkışıp kalarak geçirdiğimiz olağan günler belki de. Ancak pek çok bireyin rutinini temsil eden bu olağan yaşam; bir anda ortaya çıkan, sağlıklı olmaktan son derece uzak farklı duygu ve amaçlar içeren, zorlayarak ve hatta içine şiddet de katarak apayrı bir kişinin eylemi ile tamamen farklı bir dünyaya evrilebiliyor. Korku, öfke, nefret, endişe, utanç, güvensizlik, tiksinme gibi pek çok baskın duyguyu hissedilmesine neden olan bu durum, kişinin hayatta kalabilme dürtüsünü dahi tetikleyebilen son derece büyük bir travmadır. Kişi bu ağır hislerle boğuşurken; karşı taraf için geçerli olan sadece haz duygusu oluyor. Travmanın fiziki olarak atlatılması ardından keşke bu hayatta hiç yaşamasam düşüncesine kadar gidebilen, en ağır duyguların yaşandığı bir olay olarak tanımlanır cinsel istismar. Cinsel istismar dediğimizde; sözle, mimiklerle, beden diliyle veya eylemlerle ortaya çıkan, her gün dünya üzerinde on binlerce kez karşılaşılan durumlar kast edilmektedir. Ortak nokta, karşıdaki kişinin ya da mağdurun rızası dışında ve istenmemesine rağmen zorla meydana gelmesidir. Bugün her meslekten veya her kesimden insanın başına gelmesi ve toplumda her bireyin doğru ya da yanlış bu konu ile ilgili bilgisi olması, cinsel travmanın son derece sıklıkla karşımıza çıkctığını bize göstermektedir. Günlük rutini bozan ve kişide ağır tahribatlara neden olabilen istismarın büyüklüğü ile yaş faktörü, yaşanan cinsel travmanın şiddetini belirler. Örneğin; yetişkin bir birey sözle meydana gelen cinsel istismarla daha iyi başa çıkabilirken, cinsel kimliğini henüz tamamlamamış bir çocuk veya ergen için bu durum çok ciddi bir travmadır. Bu travma, çocuk veya ergenin hem bugünkü hem de gelecekteki yaşantısını büyük ölçüde olumsuz yönde etkiler. İstismarın şiddetine göre çocukta içe kapanma, aile dahil kimseyle iletişim kurmama, okula uyum problemleri ve başarı oranında ciddi düşüş, dikkat dağınıklığı, sebepsiz yere ağlama krizleri, yeme bozuklukları, intihar girişimi, suça yönelme, ani davranış değişiklikleri gibi semptomlar görülebilir. Bu durum herhangi bir şekilde ortaya çıkmaz ve birey yetişkinlik dönemine dek bu durumla baş başa kalarak üstesinden gelmeye çalışır ise, beraberinden pek çok sorunu da yaşaması olağandır. Üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, travmatik an bugün yaşanıyormuşçasına zihinde hapsolur ve küçük bir tetikleyici ile o an gözünde sürekli yeniden canlanır. Cinsel Travma Sonrasında Yaşanılan Psikolojik Sorunlar Çocuk yaşadığı cinsel travma sonrası yetişkin bir birey olduğunda; kendini ifade edememe, insanlara güvenmeme, karşı cinsten kaçma, cinsel işlev problemleri, vajinismus, özgüven sorunları, anksiyete, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk gibi cinsel travma sonrası psikolojik problemler ile karşı karşıya kalabilir. Aynı zamanda bu kişiler, ebeveyn olduklarında aşırı koruyuculuğu ile ön plana çıkar ve bu sebeple zincirleme olarak kendi çocuklarında da çeşitli psikolojik problemlere zemin hazırlarlar. Yetişkinlikte yaşanmış olan cinsel travmada da olayın şiddetine bağlı olarak kişinin hayatı alt üst olur. Bu durum paylaşılmadığında, üzeri kapatılmaya çalışıldığında çok daha büyük sorunlar ortaya çıkar. Kişi kendini güvende hissetmez, kimseye güvenemez, cinsel hayatında ciddi problemler oluşur, fobiler, takıntılar, stres bozukluğu, özgüven eksikliği, depresyon, intihar girişimi gibi ağır psikolojik problemler yaşayabilir. Cinsel travma sebebi ile kişinin kendini kirli hissetmesi, sıklıkla olarak duş alma isteği veya sürekli gözlük takarak kendini perdeleme ve dış dünyaya kapatma davranışı obsesif kompülsif bozukluğa bir örnektir. Cinsel travma yaşamış kişiler, hem yaşadığı günden hem de yaşayacağı günlerden bu kötü anıyı silebilirler. Bunun için uygulanan pek çok psikoloji yöntemi vardır. Kişi, bu durumu kimseyle paylaşmak istemese bile mutlaka bir uzmandan destek almak için adım atmalıdır.

Çocuk Evliliği Kurtarır mı?

Çoğu evlilik güzel hayallerle başlar ancak zaman içinde çiftler arasında yaşanan problemler, sorunları gün yüzüne çıkarır. Aynı evde yaşamaya alışkın olmayan çiftlerde uyumsuzluk sorunları, ailelerinin evliliğe ve çiftlere karışmaları, yanlış anlaşılmalar yüzünden çıkan gerginliklerin büyüyerek tartışmaya dönüşmesi, kıskançlık gibi sayamayacağımız pek çok sebepten ötürü sorunlar yaşanabilir. Üst üste gelen problemler, işin içinden çıkılamaz hale geldiğinde çiftler doğal olarak farklı çözüm arayışına girerler. İlişkileri yolunda gitmeyen ve problemleri olan bazı evli çiftler, çocuk sahibi olarak ilişkilerini yoluna koymanın doğru bir çözüm yolu olduğuna inanırlar. Çözüm olarak seçtikleri bu yol aslında daha fazla soruna sebebiyet verebilmektedir. Bunlardan ilki; çocuk heyecanı ile üzeri örtülen problemlerin çözülmemesi ve bir süre sonra yeniden katlanarak gündeme gelmesidir. Anne baba olmak ile karı koca olmak farklı rollerdir. Ebeveyn olan çiftin birbirleri ile arasındaki problemleri bebek çözemeyecektir ve ilişkiye ait çözülememiş problemler, sıkıntılar muhakkak ileriki bir zamanda patlama noktasına gelecektir. İkincisi ise çocuğun aslında anne-baba için büyük sorumluluk anlamını taşımasıdır. Bebek aslında çok fazla bakıma ve ilgiye muhtaçtır. Dolayısıyla da bu karar; çiftler arasındaki bir kaostan kaçınmak için değil, getireceği ekstra sorumlulukları derinlemesine düşündükten sonra alınmalıdır. Çift olarak iletişimde sorunlar yaşarken muhtemelen ailenin yeni üyesinin getirdiği sorumluluklar ebeveynlere çok daha fazla ağır gelecek, görev paylaşımı sağlıklı bir zeminde yapılamamış olacaktır. Ki bu durum çiftler arasındaki problemlerin daha da büyümesine, kendilerini daha çaresiz ve yorgun hissetmelerine neden olacaktır. Üçüncü olası sorun ise ilişkiyi kurtarma sorumluluğu ile dünyaya gelen çocuğun yaşayabileceği duygusal zorluklar ile ilgilidir. Bu sorumluluk aslında hiçbir çocuğun üzerinden kalkamayacağı bir yük olarak, doğduğu günden itibaren bebeğin omzuna yüklenir. Ebeveynleri farkında olmadan ondan çok büyük şeyler isterken, kendisi ihtiyaç duyduğu sıcaklığı, şefkati, ilgiyi ve mutlu çevreyi anne babasından almakta zorlanır. Çünkü aslında problemlerin içinde, tartışmaların, küslüklerin, çatışmaların olduğu mutuz bir dünyaya açar gözlerini. Böyle bir ortamda mutsuz ebeveynlerle, gergin bir ortamda büyüyen çocukta bazı problemler oluşma olasılığı çok yüksektir. Mutsuz bir aile ortamı her yaştan çocuğu olumsuz etkilemektedir. Çatışmalı ortamdaki çocuk problemin kendisinden kaynaklandığını düşünür ve stres, ağır suçluluk, başarısızlık gibi duyguları deneyimler. Çatışmalarda taraf tutması gerektiğini düşünüp, bir ebeveyni koruma, diğer ebeveynle duygusal mesafelenme gibi sorunlar yaşayabilir. Bu sorunlar; depresiflik, içe kapanıklık, kaygı, yeme problemleri, okul başarısızlığı, öfke problemleri ve antisosyal davranışlar ve gibi pek çok psikolojik destek alınması gereken problemlere zemin hazırlayabilir. Tüm bunları değerlendirdiğimizde; ilişkileri yolunda gitmeyen çiftlerin sorunlarının kaynağını keşfetmesi ve sorunlarını çözmesi ilk yapılması gereken hamledir. Çift, mutlu beraberliklerine kaldığı yerden devam ettikten sonra çocuk dünyaya getirme kararı almalıdır. Çiftin eş ve ebeveyn olarak mutlu olması, çocuklarıyla da sağlıklı ilişkiler kurmalarını sağlayacaktır. Problemlerinizi çözemediğiniz noktalarda lütfen destek almaktan çekinmeyin. Çift ve Aile Terapisi ile ilişkinizdeki problemler profesyonel bakış açısıyla çözülebilir.

Panik Atak Olduğumu Nasıl Anlarım?

Gergin ya da stresli olduğumuz durumlarda yaşadığımız panik hissi, çok normal ve olması gereken bir duygudur. Beklenmedik olumsuz bir haber aldığımızda kalbimizin hızlı hızlı çarpması, ellerimizin titremesi, nefes alışverişimizin hızlanması gibi belirtiler; yaşanan olay karşısında verdiğimiz olağan tepkilerdir. Ancak ortada herhangi bir sebep yokken kişinin kendini büyük bir tehlikedeymiş gibi hissederek ağır fiziksel belirtiler göstermesi, panik atak açısından mutlaka değerlendirilmelidir. Panik atak, günümüzde sıklıkla karşılaştığımız psikiyatrik rahatsızlıkların başında gelmektedir. Genelde 25 – 30 yaşlarında ortaya çıkmakta ve yapılan araştırmalara göre kadınlarda, erkeklere oranla daha fazla panik atak öyküsüne rastlanmaktadır. Panik atak kişinin yaşadıklarına paralel olarak pek çok farklı sebepten dolayı ortaya çıkabilir. Ailede panik atak geçmişi bulunması, yaşanmış olan travmalar, cinsel istismar, boşanma, sevilen birinin kaybı gibi pek çok neden panik atağı tetikleyebilir. Panik atak, ortada herhangi bir sebep yokken anlık olarak aşırı korku haliyle başlar ve ilk 10 dakika içinde en şiddetli seviyeye ulaşır. Bu seviyede panik atak yaşayan kişiler; kalp krizi yaşıyor veya felç geçiriyor gibi hissederek hayatlarını tehlikede hissedebilirler. Genelde de yarım saat içinde panik atak semptomları kendiliğinden sona erer. Panik Atak Belirtileri Nelerdir? Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma hissi Titreme Baş dönmesi Bulantı Çarpıntı Nefes alamama Kulaklarda çınlama Boğulma hissi Baygınlık Karıncalanma Uyuşma Ölüm korkusu Panik atak sırasında bu belirtilerin birkaçı kişide aynı anda görülmektedir. Panik atak anında yaşananlar sebebiyle kişi ve yakın çevresi, panik atağı genellikle fizyolojik bir rahatsızlık zanneder. Panik atak sırasında hızlı bir şekilde hastaneye gitme ve tetkik yaptırarak sebep araştırma, sıklıkla görülen bir davranıştır. Yapılan tetkikler sonucunda herhangi bir fizyolojik sağlık problemi tespit edilmediği durumlarda konu mutlaka uzman psikologlar tarafından değerlendirilmelidir. Çünkü fizyolojik rahatsızlık zannedilen bu semptomlar, panik atak belirtileri olabilir. Alanında uzman kişilerin yapacağı değerlendirmeler sonucu kişiye panik atak teşhisi koyulabilir. Panik atak yaşayan kişide; araç kullanırken, yolda veya sosyal bir ortamda ataklarının yeniden tekrarlanacağı düşüncesi kaygı sebebi olur ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Aynı zamanda kişi, ataklarının yoğun olduğu dönemlerde hayatını tehlikede hissederek endişe içerisinde yaşayabilir. Panik atağın seviyesi ne olursa olsun, hayati riski olmadığı unutulmamalıdır. Panik atak anında derin nefes alıp vermek, zihni pozitif düşüncelerle doldurmaya çalışmak, atağın geçeceğini ve hayatın riskte olmadığını hatırlamak, atağın sürecini olumlu yönde etkileyecektir. Panik atak, altında yatan sebepler doğrultusunda pek çok terapi yöntemiyle çözüme kavuşturulabilen psikolojik bir rahatsızlıktır. Atakların şiddetine göre, tedavi yöntemi belirlenmektedir.

Çocuk Pedagojisi ve Danışmanlığı

Çocuklarda da tıpkı yetişkinler gibi duygusal veya davranışsal açıdan bazı problemler görülebilir. Ebeveynler çocuklarını çok iyi tanırlar ve onlarda normalden farklı bir duygu durumu veya davranış gerlişirse, bunu ilk olarak kendileri fark ederek sorunun kaynağını ve çözüm yollarını ararlar. Bu durumda ailenin yapması gereken en doğru hareket, vakit kaybetmeden bir uzman desteğine başvurmaktır. Bu destek ne kadar erken olursa, problemin çözüm yolunu bulmak ve problemi çözmek de o kadar kolay olacaktır. Bu noktada doğru uzmana başvurmak da son derece önemlidir. Çünkü uzmanlar kendi alanlarında profesyonelleşmiştir ve farklı konu ile ilgilenen bir uzmana başvurmak tedavi sürecini uzatabilmektedir. Ailelerin yaptığı bir yanlış da doğru uzman seçme konusunda internet dünyasında veya sosyal medyada yer alan yanlış yönlendirmelerle ya da kulaktan dolma yanlış bilgileri referans alarak yanlış uzmanlara başvurmaktır. Tam da bu noktada pedagog ile çocuk psikoloğu/psikiyatristi desteğinin birbiriyle karıştırılması söz konusu olabilmektedir. Çocuk Pedagoğu ve Çocuk Psikologlarının Çalışma Alanları Nelerdir? Doğru yönlendirme yapabilmek için ilk olarak “pedagog” teriminin anlamından bahsedelim. Pedagoglar, 0-12 yaş aralığındaki çocukların gelişim süreçleri hakkında profesyonelleşmiş ancak sadece çocukların eğitim hayatlarına destek olan uzmanlardır. Toplumdaki en büyük yanılgı, pedagogların tıpkı çocuk psikologları gibi her alanda psikolojik yardım sağlayabilecek uzmanlar oldukları düşüncesidir. Pedagog kelimesi toplumda yer edindiği için kullanılmakla birlikte günümüzde Pedagoji diye bir eğitim bölümü ve resmi olarak tanınan bir meslek grubu bulunmamaktadır. Bahsettiğimiz gibi; pedagog, gelişim çağındaki çocukların eğitim alanında kendilerini nasıl geliştirebileceği ve bu konuda ailelerin neler yapabileceği ile ilgili yönlendirmelerde bulunurken, psikolog; çocuk ve ergenlerin psikososyal, bilişsel ve duygusal yönde yaşadıkları sıkıntı ve sorunlara odaklanarak çocukların psikolojik olarak sağlıklı bir gelişim göstermesiyle ilgilenmektedirler. Çocuk Pedagoğu ve Çocuk Psikoloğu Seçimi Problemin kaynağına bağlı olarak psikolog veya pedagog seçiminde öncelik, mutlaka çocuğunuzda meydana gelen problemlerin çözümüne olumlu katkı sağlayacak yeterlilikte olmasıdır. Ailelerin, çocuklarındaki problemleri tüm şeffaflığıyla gözlemleyip danıştıkları uzmanların bu alandaki yetkinliğini araştırma ve tedavi süreçlerine dair bilgi edinme hakları her zaman bulunmaktadır. Çocukların hayatında var olan problemleri atlatmaları, aldıkları profesyonel desteğin doğruluğuna da bağlı olduğundan bu konuda yapılacak seçimlerin çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Destek alacağınız kişinin uzmanlık alanı, aldığı terapi eğitimleri, mezun olduğu bölüm, edinmiş olduğu deneyimler konularında bilgi sahibi olmanız, karar aşamasına büyük katkı sağlayacaktır. Doğru zamanda doğru uzmana giderek çocuğunuz için en iyi adımı atabilirsiniz.

Kardeş Kıskançlığı

  Kardeş sahibi olmak, dünyanın en güzel ve en zor duygularından biridir. Kardeş, çocuğun istediği zaman oyun oynayabileceği, eğlenebileceği, sevincini ve üzüntüsünü paylaşabileceği yanı başındaki en yakın arkadaştır. Çocuk için kardeş, son derece önemli bir kavramdır ve gelişimine büyük oranda aracılık eder. Ancak konu en değerli varlığı olan annesine, ailesine ya da sevdiği herhangi bir ortak kullanıma hizmet eden objeye geldiğinde işler değişir ve paylaşma zorunluluğu pek çok sorunu da beraberinde getirir. Bu da kardeş kıskançlığı konusunun en temel sebebidir. İlk çocuk veya tek çocuk, tüm ilgi ve sevgi odağının merkezindedir ve bu durumdan hayli memnundur. Annenin hamile olmasına paralel, meydana gelen fiziksel ve duygusal değişimler çocuğa da tesir eder, ilgi ve sevgi kavramlarının farklılaştığını kolaylıkla anlar.  Hamilelik sürecinde kardeşiyle ilgili hazırlıkların yapılması, hamilelik yorgunlukları sebebiyle ilk çocuğuyla eskisi kadar ilgilenilememesi, çocukta kardeşine karşı negatif bir tutum yaratabilir. Kardeşin dünyaya gelmesi ile ona olan ilginin yoğunluğu, çocukta kıskançlık olarak dışa vurur ve kardeşini rakibi olarak görmesine neden olabilir. Çocuk, bu kıskançlığı yaşına paralel şekilde yansıtır. Kardeşle arasındaki yaş farkı ne kadar azsa, kıskançlık boyutu da o denli yüksek olur. En büyük tepki genelde anne ve kardeşe gösterilir. Çocuk, ebeveynlerinin kardeşiyle ilgilendiği süreçte kendini dışlanmış, yalnız hissederek anneye ve kardeşe karşı öfke içeren davranışlara başvurabilir. Kardeş Kıskançlığının Belirtileri Kardeş dünyaya geldikten sonra çocuk, kendine ayrılan zaman dilimine karşın kardeşinin temel bakımı için ayrılan zaman diliminin daha fazla olduğunu düşünerek ilgiyi üzerine çekmeye çalışabilir ve davranışsal olarak geriye dönüş özellikleri sergileyebilir. Altını ıslatma Bez bağlanmasını isteme Emzik ve biberon kullanımı Bebek gibi ağlama veya konuşma gibi eğilimler İçe kapanıklık Ağlama nöbetleri Kendine zarar verme eğilimi Stresli ruh hali Kuralları yok sayma Öfke patlamaları Kardeş Kıskançlığını Körükleyen Sebepler Kardeş kıskançlığını körükleyen bir diğer sebep de anne ve babanın sen artık ağabey / abla oldun diyerek çocuğun üzerine kardeş sebebiyle gereğinden fazla sorumluluk yüklemesidir. Bu davranış, kendini zaten değersiz hisseden çocuk üzerinde daha da yıkıcı etkiler bırakabilir. Kardeş kıskançlığı, çok olağandır. Çocukta oluştan kıskançlığı yok etmeye veya onu sevdirmeye çalışmak, çocukta negatif bir algı oluşturacaktır. Bunun yerine ona karşı açık olmanız, kardeşinin bakıma muhtaç bir bebek olduğunu ve o sebeple onunla ilgilenmek zorunda olduğunuzu anlatmalısınız. Ona sık sık seni çok seviyorum, iyi ki senin gibi bir kızım / oğlum var gibi ifadeler kullanarak onun sizin için çok önemli olduğunu sık sık dile getirmelisiniz. Kardeş kıskançlığı sebebiyle, normal dışı davranışlar, aşırı içe kapanık veya fazla hırçın, öfkeli davranışlar sergileyen çocukların bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir. KÜBRA SALMAN PSİKOLOG

Evlilikte Geniş Aile Problemleri

Birbirini seven, iyi anlaşan, ruh eşimi buldum diyen her çift, yuva kurup mutlu mesut yaşamak ve birlikte yaşlanmak ister. İşler ciddiye binip ailelerle tanışma dönemi geldiğinde çiftin mutluğu ve heyecanı doruk noktasındadır; çünkü hayal ettikleri yuvayı kurmak için adımlar atılmaya başlanmıştır. Evlilik hazırlıkları, nişan, kına, düğün süreçleri heyecanla başlar; ancak genelde aile üyelerinin süreçlere gereğinden fazla söz sahibi olmaya çalışması ile çiftin tüm hayalleri suya düşer. Kız tarafının ayrı, erkek tarafının ayrı beklentileri, çiftin aldığı kararlara karışılması; çiftler ve aileler arasında gerginliğe sebep olur. Bazı ilişkiler, ailelerin beklenti ve baskısı altında fazla dayanamayarak ayrılma kararı ile son bulur. Bu süreçleri sağ salim atlatıp evlilik hayatına başlayan çiftleri ise bekleyen yeni geniş aile problemleri vardır. Evlilik yaşantısına karışma, bebek dünyaya geldikten sonra hem anne ve babaya hem de bebeğin bakımına müdahalede bulunma şeklinde karşımıza çıkan bu problemler, çift terapisine başvurulan en büyük evlilik sorunlardan birkaçıdır. Geniş Aile Problemlerinin Sebepleri Tüm bu sorunların kaynağı çiftin ‘’iyi ’’ olması içindir. Evlilik hazırlıklarının, düğün sürecinin iyi olması, evlilikten sonra çiftin mutluluğu, bebek dünyaya geldikten sonra bebeğin iyi olması içindir tüm çaba. ‘’Ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum’’ diye başlayan sözler, genelde çiftin iyiliğinden ziyade ilişkiyi zedeleyen, yıpratıcı sorunlara sebep olur. Geniş aile problemlerinin en büyük nedeni; çiftin aileleri arasında düşünce, kültür, gelenek, örf ve adet farklılıklarıdır. İki ailenin istek ve ihtiyaçlarının farklı olması, çoğu zaman gerilim sebebidir. Bu noktada aileler bazen pasif olarak olayların içindedir; aile üyeleri fikirlerini çocuğuna empoze ederek çift arasında gerginlik yaratabilir. Bazen ise aktif olarak söz ve eylemlerde bulunarak hem çiftin hem de geniş ailenin gerginlik yaşamasına sebep olabilirler. Türk toplumunda çocuklar genelde evlenene kadar ailelerinin yanında, onların kanatları altında yaşamlarını sürdürmektedir. Bu yaşam tarzı çocuklar üzerinde kimlik gelişimi ya da evlilik hayatına geçişin zorlukları gibi bazı olumsuz yönleri de beraberinde getirmektedir. Ayrıca ailelerin, çiftin evlilik hayatı üzerinde bu denli söz sahibi olması da bu yaşam tarzının bir sonucu niteliğindedir. Evlilik kararı ile birlikte, her şey gerçekten çiftin mutlu beraberliğini temellendirmelidir. Çift; aile müdahalesi olmadan istediği kararları özgürce alabilmeli, ilişkilerinin sağlığı için ‘’ ailelerin gönülleri olsun, yaşlı insanlar idare edelim’’ mantığı ile hareket etmemelidir. Bu noktada çiftler, ailelerini iyi yönetebiliyor olmalıdır. Çift, kararlarını aldıktan sonra her iki taraf da kendi ailesine gündemlerindeki konuyu uygun bir dille anlatmalıdır. Bir tarafın pasif kalıp; eşim nasıl olsa ailemle konuşur, aralarında anlaşıp sorunları çözerler düşüncesi içerisine girmemelidir. Bu düşünce, eş ile diğer aile arasındaki gerginliği her defasında artırır, çözüm yerine yeni sorunlar meydana getirir. Sonuç olarak, her iki tarafın da kendi ailesiyle diyalog kurarak sorunları çözmesi, hem geniş ailenin hem de çiftlerin sağlıklı iletişimi için önemlidir. Evlilik öncesi danışmanlık, hem çift arasında hem de geniş aile içinde çıkabilecek olası problemleri önceden tespit ederek süreçleri en doğru şekilde yönetmenizi sağlar. Ancak hali hazırda bu sorunları zaten yaşıyorsanız, aile ve çift terapisi ile sorunların kaynağına inilerek mevcut sorunların çözümü sağlanabilir.

Pandemi Evli Çiftlerin Maskesini Düşürdü

  Tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs pandemisi sebebiyle herkes kabuğuna çekilmek zorunda kaldı. Sosyal izolasyon, hafta sonu yasakları, evden çalışma derken evli çiftler birlikte daha fazla zaman geçirir oldu. Bu durum iyi giden ilişkileri derinleştirdi; birlikte aşk dolu geçirdikleri zamanları artırdı ve pandemi onları birbirine daha fazla kenetledi. Ancak; ilişkileri zaten zedelenmiş olan çiftler, pes bayrağını çekti ve pandemide tüm sırlar açığa çıktı. İlişkilerinde sorun yaşayan eşler pandemi öncesinde; işe giderek evden kaçıyor, misafir çağırıyor, arkadaşlarıyla dışarıda buluşuyor, aile ziyaretleri yapıyor, tatile çıkıp ilgi odağını dağıtarak sosyalleşiyordu. Eşlerin baş başa geçirdikleri zaman dilimi o kadar azdı ki, sosyal hayat ilişkiyi büyük oranda kurtarıyordu. Fakat pandemi işin içine girince tüm dinamikler değişti. Sosyal hayatın kısıtlandığı günlere pandemi gerginliği ve ekonomik sıkıntılar da eklenince, sürekli yan yana olmak zorunda olan evli çiftlerin var olan sorunları iyice gün yüzüne çıktı. Romantik ve cinsel ilişkilerinin yıpranmasıyla çiftler, çıkış yolu aramaya başladılar. Çiftler Boşanmanın Eşiğinde Pandemi sürecinde ilişkileri daha da zedelenen eşler, mahkeme kapılarını aşındırmaya başladı. 2019 yılına kıyasla 2020 yılında yaklaşık 3,5 kat daha fazla boşanma gerçekleşmiş. Ayrıca arama motorlarında boşanma davası kelimesinin aranma hacmi; henüz pandeminin başlamadığı Ocak 2020’de 8,1 K iken Aralık 2020’de 4 K artarak 12,1 K’ya yükselmiştir. Bu da gösteriyor ki birbirine tahammülü kalmayan eşler, karantina döneminde çözüm yolunu boşanmada görüyorlar. Pandemi; güzel giden ilişkiler için kaliteli vakit geçirmek, doya doya sarılmak, birlikte yemek yapmak, film izlemek, romantik anlar geçirmek için güzel bir bahane iken; ilişkileri zaten zedelenmiş olan evli çiftler için boşanma, kaçış bahanesi oluyor. Aslına bakacak olursak, zedelenen ilişkilerin altında yatan, çözümlenmemiş sebepler vardı. Pandemi, bardağı taşıran son damla oldu sadece. Eşler zamanında problemlerini çözümlemiş olsalardı eğer, pandemi onlar için de güzel zaman geçirebilmek için iyi bir sebep olabilirdi. Ancak hiçbir şey için geç değildir. Arama motorlarında “boşanma davası” anahtar kelimesini aratmak yerine; sorunların çözümü için iyi bir “çift ve aile terapisti” kelimesini aratmak, sorunların çözümü için güzel bir başlangıç olabilir…

Şema ve Mod Terapi

  Yetişkin bireylerin psikolojik sorunlarının kaynağı çoğunlukla çocukluk ve ergenlik yıllarına dayanmaktadır. Kişinin çocukluk çağı yaşantılarının olumsuz tecrübeleri, ciddi psikolojik problemleri beraberinde getirebilmekte ve bunlardan bazıları bilinçdışı oluşarak kendiliğinden değişmesi zor olan problemler haline dönüşebilmektedir. Bu sorunların çözümü için 1980’lerin ortalarına doğru Amerikalı psikolog Jeffrey E. Young tarafından Şema Terapi modeli geliştirilmiştir. Şema terapi, Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı ile geliştirilen, bununla birlikte gestalt terapi, psikodinamik terapi ve duygu odaklı terapi ekollerinden de faydalanılarak oluşturulan güçlü bir psikoloji modelidir. Bu terapi ekolü; kişilerin geçmiş dönemde karşılanmayan ihtiyaçlarını belirlemeye ve o ihtiyaçların karşılanmasını sağlamaya odaklanarak, kişinin işlevsiz şema ve modlarıyla başa çıkmalarına yardımcı olur. Aynı zamanda terapi sırasında yaşantısal teknikler kullanılarak olaylar karşısında kişilerin deneyimlediği içsel yaşantılar ve verdikleri davranışsal tepkiler değerlendirilir, altında yatan nedenlerin kaynağına inilerek tespitlerde bulunulur. Bu tespitler sonrası hangi işlevsiz şemaların olumsuz içsel yaşantılar ve/veya olumsuz davranışlara sebep olduğu bulunarak tedavi aşamasına geçilir. Şemalar doğuştan oluşmaz, deneyimler sonucu oluşur. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yaşanan deneyimlerin gelecek yaşantılara da yön vermesi sebebiyle, bu dönemde ebeveyn ve yakın çevrenin çocuğa yaklaşımı son derece önemlidir. Çocukların güvenlik, bağlanma, sevgi, saygı, haz gibi temel ihtiyaçlarının ebeveynler tarafından az veya fazla karşılanması, işlevsiz şemaların kaynağını oluşturur. İşlevsiz Şemalar Hangileridir? Şema terapi tarafından tanımlanan ve çocukluk döneminde giderilmesi gereken beş temel ihtiyaç alanından köken alan toplam 18 tane işlevsiz şema bulunmaktadır. Duygusal yoksunluk şeması 2. Reddedilmişlik şeması 3. Kusurluluk şeması 4. Terk edilme şeması 5. Dayanıksızlık şeması 6. Bağımlılık şeması 7. Başarısızlık şeması 8. Kendini feda etme şeması 9. Sosyal izolasyon şeması 10. Büyülenme şeması 11. Cezalandırılma şeması 12. Karamsarlık şeması 13. Onay arayışı şeması 14. Haklılık şeması 15. Yüksek standartlar şeması 16. Duyguları bastırma şeması 17. Güvensizlik şeması 18. Yetersiz özdenetim şeması Terapi sırasında, psikolojik problemlere sebep olan işlevsiz şemanın kökeninde hangi deneyimin bulunduğu ve hangi çocukluk yaşantısının bugünde olumsuz duygular oluşmasına sebep olduğu ortaya çıkarılır. Modlar ve Mod Terapisi Nedir? Bir şema tetiklendiğinde kişinin o anda verdiği tepkilere mod adı verilir. Modlar; korktuğumuz, öfkelendiğimiz, kırıldığımız, üzüldüğümüz, mutlu olduğumuz ruh hallerimizdir. Sağlıklı modlar olduğu gibi sağlıksız modlar da vardır. Sağlıksız olan modlar mutlaka mod terapisinde ele alınmalıdır. Şema Terapide Ele Alınan Modlar İşlevsiz Çocuk Modları: Çocuğun sevgi, aidiyet, bağlanma, güven gibi temel ihtiyaçları karşılanmadığında geliştirdiği başa çıkma yöntemleriyle, kişinin yetişkinlik hayatında karşılaştığı sorunları çocuk modu ile ele alması ve aynı yöntemle çözmeye çalışması, bu modun temelini oluşturur. İncinmiş, kızgın, disiplinsiz ve mutlu çocuk modları vardır. Şema terapi sürecinde özellikle işlevsiz çocuk modlarından olan incinmiş çocuk modunun duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasına odaklanılır. İşlevsiz Ebeveyn Modları: Kişinin çocukluk çağında ebeveynleri tarafından kendisine yönelik olan eleştirilerini içselleştirdiği, iç ses şeklinde yanında taşıdığı ve dünyaya bakarken ve kendisini değerlendirirken de bu gözle değerlendirmesine sebebiyet veren bir moddur. İşlevsiz Başa Çıkma Modları: Anlık olarak ortaya çıkan, yaşanan stresle başa çıkma modu olarak tanımlanabilir. Temelde teslimiyet, kaçınma ve aşırı telafi olmak üzere 3 tanedir. Sağlıklı Yetişkin Modu: Kişinin karşısına çıkan olumsuzluklarla sağlıklı şekilde başa çıkabilen moddur ve şema terapide özellikle bu modun güçlendirilmesine ve geliştirilmesine odaklanılır. İşlevsiz şema veya modlar sebebiyle ortaya çıkan psikolojik problemler, uzmanlar tarafından gerçekleştirilen şema ve mod terapisi ile sağlıklı şekilde çözülebilir. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Arseven