Yetişkin

Psikopatoloji Nedir? Kaynağı Nelerdir?

Psikopatoloji; normal olmayan, uyumsuz davranışları derinlemesine inceleyen bir bilim dalıdır. Sosyal ve gelişimsel normlar çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmada davranışın kaynağı, uyumsuzluk düzeyi, uyumsuz davranışın sıklığı, süresi ve şiddeti, bireysel ve zihinsel süreçleri ile birlikte ele alınmıştır. Ayrıca bireyin bu uyumsuz davranışla mücadelesi ve sosyal ilişkilerine yansıması da tüm süreçlerle birlikte değerlendirilir. Bir davranışın psikopatolojik olup olmadığını anlamak için ayırt edici bazı özellikler kullanılmaktadır. Sosyal ve gelişimsel normlarda sapmanın istatistiksel olarak incelenmesi, bu değerlendirmenin ilk adımıdır. Davranış, toplumsal ve gelişimsel açıdan değerlendirilir. Bu değerlendirmede çoğu kişinin yaptığı davranış normal, azınlığın yaptığı davranış anormal olarak adlandırılır. Toplumsal normlar çerçevesinde kişinin yaşadığı ve büyüdüğü kültür özelinde değerlendirme yapılır. Çünkü bir kültürde normal olan davranış, farklı bir kültürde anormal sayılabilir. Örneğin; bir erkeğin batı toplumlarında cinselliğe geç başlamış olması araştırılması gereken bir konu sayılabilecekken doğu toplumlarında normal olduğu varsayılabilir. Gelişimsel normlar ise, fizyolojik açıdan tüm insanlık perspektifinde değerlendirilir. Örneğin; yaşı ilerlemiş bir çocuğun konuşmak yerine hala bebek gibi bağırıp ağlayarak kendini ifade etmesi, tüm yaşıtları açısından değerlendirildiğinde, çıkarım sonucu ile anormal olduğu varsayılabilir. Psikopatolojide bireyin anormal davranışlarının hayatına nasıl etki ettiği, kişinin bu davranışlarıyla yaşamına nasıl devam ettiği, sosyal yaşamında aile ve arkadaşlarıyla ilişkilerinin nasıl olduğu gibi konularla birlikte ele alındığından söz etmiştik. Örneğin; bir kafede otururken ayaklarını masaya atarak oturan bir kişi, bu uyumsuz davranışı umursamazken aile ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecektir. Büyük ihtimalle kişinin çevresi onunla dışarıda görüşmek istemeyecektir. Tüm bunların yanı sıra psikopatoloji normal dışı olan aşırı davranışları incelerken, olması gereken bir davranışın az veya hiç olmamasıyla da ilgilenir. Çünkü bu yetersizlik de normal dışındadır ve mutlaka incelenmesi gerekir. Psikopatolojinin Kaynağı Nedir? Psikopatolojinin kaynağı nedir sorusu derinlemesine araştırma gerektirir. Çünkü normal dışı sergilenen davranışların temelinde psikolojik, fizyolojik, zihinsel ve çevresel pek çok sebep olabilir. Anormal davranışlar saptandıktan sonra bu davranışlara sebep olan kaynak araştırılır. Bir çocuğun toplum içerisinde normal dışı davranışları zihinsel bir rahatsızlık sonucu da olabilir, gelişim geriliğinden de kaynaklanıyor olabilir, ebeveyn ve/veya çevrenin yanlış tutumları sonucu da gelişmiş olabilir. Bu kaynak bulunduktan sonra gerekirse farklı uzmanlarla da değerlendirilerek özel bir program hazırlanabilir. Psikopatoloji ve Rahatsızlıklar En yaygın tespit edilen psikopatolojik rahatsızlıklar; Şizoid Kişilik Bozukluğu Yeme Bozuklukları Depresyon Panik Atak Kumar Bağımlılığı Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Sosyal Fobi Örneğin; kumar bağımlılığı, kişinin fazla para hırsı ile oluşan ve bağımlılık haline gelen, anormal davranışlara sebep olabilecek bir rahatsızlıktır. Kişi kumar oynamadığı zaman aşırı sinirli olabilir, anormal tepkiler verebilir ve davranışları sonucu sosyal ilişkileri zarar görebilir. Bir diğer örnek olarak obsesif kompulsif bozukluğu ele alabiliriz. Bu rahatsızlıkta kişide tekrarlayan davranışlar anormal olarak ele alınır ve mutlaka psikopatoloji çemberinde değerlendirilmelidir. Kişinin bu davranışı sosyal ilişkilerinde soruna neden olabilir ya da davranış gerçekleştirmediğinde kişinin yaşadığı stres kaynağı, hayatında oldukça büyük bir problem ortaya çıkarabilir. Rahatsızlıkların Tanı ve Tedavisi Psikopatoloji alanının incelediği ve tanısını koyduğu tüm rahatsızlıklar, kendine özel belirtiler göstermektedir. Nedenleri ve gelişme öyküleri bireylere göre farklılık gösterebilir. Bu sebeple uzmanların süreçte farklı yollar izlemesi gerekmektedir. Kendinizde ya da çevrenizde birinde bir rahatsızlık olduğunu düşünüyorsanız güvendiğiniz bir uzmandan yardım almalısınız. Tedavi sürecini özenle takip etmek, aksatmamak ve denilenleri yapmak önemlidir. Siz de profesyonel bir yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bizimle https://www.psikolojiantalya.com/ adresinden iletişime geçebilirsiniz. Psikolog B.Su Yıldız

Bağımlılık Sebepleri & Bağımlılıklardan Nasıl Kurtuluruz?

Bağımlılık; herhangi bir unsurun, maddenin, davranışın kişiye fizyolojik veya psikolojik olarak zarar veriyor olmasına rağmen ondan vazgeçememesi, sürekli olarak onunla yaşama isteğinde bulunması ve eksikliği durumunda kriz halinde olmasıdır. Aslında beynimizin kontrolünde “kimyasal çalkantılar” yoluyla gerçekleşen bir durumdur bağımlılık. Sigara, alkol, uyuşturucu gibi madde bağımlılıkları, olmadığında kişilerin kendilerini huzursuz hissettikleri obje bağımlılığı, bir kişiye bağımlılık veya internet, alışveriş, seks gibi davranışsal bağımlılıklar; sıklıkla görülen bağımlılık türleridir. Bağımlı kişiler, bağımlılıkları için yaşarlar. Çünkü kişi için yaşamın ağır yükleriyle mücadele etmek,  kişinin içindeki boşluğu doldurmak ancak bağımlılıklarla mümkün olabilir. Tüm bağımlılık türleri verdiklerinden çok daha fazlasını götürür. Bu sebeple kişilerin bağımlılık sebepleri mutlaka detaylıca araştırılmalıdır. Bağımlılık Sebepleri Nelerdir? Her bağımlılığın bir sebebi vardır. Bu sebeplerin en başında da yaşanmışlıklarla başa çıkmak için mücadele etme eylemi vardır. Özellikle travmalar, bağımlılıklar üzerinde önemli rol oynarlar. Ailesini gözleri önünde kaybetmiş bir kişide oluşmuş ağır travma sonucu birey; o ana tekrar geri dönmemek, travmayı hatırlamamak için uyuşturucu veya alkol bağımlısı olmuş olabilir. Duygusal boşluk, değersizlik hissi veya kişinin hep kendinde olmasını istemesi; alışveriş bağımlılığına yol açıyor olabilir. Yaşanmış olan cinsel bir travma; bu durumla başa çıkabilmek ya da kendini cezalandırabilmek adına seks bağımlılığına sebep olabilir. Annesi ile arasında aşırı güvensiz bağlanma yaşamış olan bir çocuk, dış dünyayı tehlikeli bularak annesine bağımlı olabilir. Toksik bir ilişki içerisinde olan ve ilişki içinde sürekli işe yaramaz ve değersiz hisseden bir partner, farklı bir seçiminin olmadığını düşünerek sevgilisine bağımlı olabilir ve kendini sürekli olarak sevdirmeye çalışabilir. Sosyal fobisi olan bir ergen, sosyal sıkıntıdan kaçınmak için, internetin sahte sosyalliği ile internet bağımlısı olabilir. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, her bağımlılığın sebebi kendine özeldir ve bu sebeplerin kaynağına inmek gerekir. Bağımlılıklardan Nasıl Kurtulabiliriz? Bağımlılıklardan kurtulmak, neden ona bağımlı olduğunu, bağımlı olduğu maddenin ya da davranışın kişi için neye hizmet ettiğini keşfetmek ile ilgilidir. Örneğin; sigara bağımlıları genellikle gündelik hayatlarının stresli geçtiğinden yakınırlar; rahatlamayı, keyfi sigarada buldukları için sigarayı bırakamadıklarını ifade ederler. Ancak sigaranın stresi azaltmaktan çok arttırdığı araştırmalarca kanıtlanmıştır.  Ancak sigara yerine hoşa giden bir aktivite yapmak, stres kaynaklarını keşfederek hobiler geliştirmek; bu bağımlılıktan kurtulmak için bir yol olabilir. Fark etmek ve adım atmak, bağımlılıklardan kurtulmanın en büyük adımıdır. Bağımlılığın kaynağına inmek ve çözümlemek için uzman desteği, sürecin hızlı ve sağlıklı ilerlemesini sağlar. Siz de bağımlılıklarla mücadele etmek istiyor ve profesyonel yardıma ihtiyaç duyuyorsanız www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Akut Stres Bozukluğu

Akut stres bozukluğu farklı sebeplerden ortaya çıkabilse de genel olarak travmatik olaylardan sonra yaşanan psikolojik rahatsızlıklara verilen genel addır. Akut stres bozukluğu, yaşanmış olan travmadan sonra tedavi edilmediği takdirde travma sonrası stres bozukluğuna sebep olabilmektedir. Dahası, akut stres bozukluğu kendisini yalnızca psikolojik rahatsızlık belirtileri ile değil aynı zamanda fiziksel belirtilerle de gösterebilmektedir. Akut Stres Bozukluğu Nedir? Akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile benzer belirtilere sahip olsa da farklı bir psikolojik rahatsızlıktır. Travma yaşayan bireyler, yaşadıkları akut stres bozukluğundan sonra tedavi olmadığında TSSB ile mücadele etmek zorunda kalabilmektedirler. Akut stres bozukluğu nedir? Sorusunun yanıtı ve ayırt edici özellikleri aşağıdadır; • Kişiler akut stres bozukluğu sebebiyle travmatik olayı tekrar tekrar beyinlerinde yaşarlar ve durduramazlar. • Düzenli olarak devam eden mutsuzluk ve halsizlik hali görülür. • Akut stres bozukluğuyla mücadele eden kişilerde disosiyatif davranışlar (kişinin farkında olmadan kimliğiyle ilgili yaşadığı bellek kaybı) görülmektedir. Kişilerin gerçeklik algıları bozulurken travmatik olayın bazı bölümlerini hiç hatırlamazlar. • Kişiler bilinçli olarak travmatik olayı düşünmekten kaçabilirler. Özellikle o olaya ait yerleri, kişileri ve duyguları görmezden gelmeye çalışmak yaygın bir semptomdur. • Akut stres bozukluğu konsantrasyon bozukluğuna ve uyku problemlerine yol açabilir. Aynı zamanda bireyler, sinirli bir ruh haline bürünerek sözel ya da fiziksel şiddet davranışları gösterebilirler. Kendilerini savunmasız hissederek çok kolay ürkmeleri de olası bir durumdur. Akut Stres Bozukluğu yukarıda belirtilen tüm semptomları tek bir bireyde göstermeyebilir. Kişiden kişiye göre belirtiler değişiklik gösterebilir. Akut Stres Bozukluğu Nedenleri Nelerdir? Akut stres bozukluğu travmatik olarak adlandırılan olaylardan sonra gelişebilmektedir. Travmalardan sonra profesyonel destek almak belirtileri azaltabilir ve hatta akut stres bozukluğunun hiç ortaya çıkmamasını sağlayabilir. Akut Stres bozukluğu nedenleri en temelde aşağıdaki gibi sıralanabilir; Ölüm Ölüm korkusu yaşamak Doğal Afetler Motorlu taşıtlarla yapılan kazalar Cinsel saldırılar ve tecavüzler Aile içi istismar Ölümcül bir hastalığa yakalanmak Yaşanılan olayların etkileri kişiden kişiye farklılık gösterdiği için travmatik olayların etkileri de kişiler özelinde değişiklik gösterebilir. Örneğin doğal afet yaşadıktan sonra bir birey bu olaydan çok etkilenip akut stres bozukluğuyla mücadele etmek zorunda kalırken, aynı olayı yaşayan diğer birey bu durumdan hiç etkilenmeyebilir. Dolayısıyla yaşadığınız bir olay sonrasında akut stres bozukluğu yaşadığınızı ya da çevrenizden birinin bu durumla mücadele ettiğini düşünüyorsanız profesyonel destek alarak durumu çözüme kavuşturabilirsiniz. Akut Stres Bozukluğu Belirtileri Nelerdir? Akut stres bozukluğunu travma sonrası stres bozukluğu ile karıştırmak oldukça sık rastlanan bir durumdur. Akut stres bozukluğunun belirtileri kişiden kişiye göre değişebilmektedir. Buna karşın akut stres bozukluğunu tanımlamaya yardımcı belirtiler bulunmaktadır. Ortaya çıkabilecek belirtilerin ve belirtilerin sıklıklarının farklı kişilerde farklı olacağını unutmamalısınız; • İstemsiz Tekrarlar: Akut stres bozukluğunda kişiler yaşadıkları travmatik anı, rüyalar ya da flashback (geçmişe dönüş)’ler halinde tekrar tekrar yaşayabilirler. Buna istemsiz tekrarlar denilmektedir. • Olumsuz Ruh Hali: Kişiler yaşadıkları travmatik olay sebebiyle sürekli olarak olumsuz bir ruh halinde olabilir. Genellikle üzgün, umutsuz ve yıpranmış görünürler. • Dissosiyatif Semptomlar: Bazı kişiler ise gerçeklik algısını kaybederek travmatik olaylara tepki verebilmektedir. Bazı durumlarda ise yaşanan olayın bazı bölümleri hafızadan silinebilir. • Kaçınma Belirtileri: Travmatik olayla ilgili tüm sorulardan, düşüncelerden ve olay hakkında konuşmaktan kaçınabilirler. • Uyarılma Belirtileri: Travmatik olay sonrasında uyku ve konsantrasyon tamamen değişebilir. Uykusuzluk problemleri görülebilir. Bireyler fiziksel olarak sinirli olabilir ve saldırgan davranışlar sergileyebilirler. Tüm bu belirtilerin yanı sıra akut stres bozukluğu ilerleyen dönemlerde anksiyete ve depresyona sebep olabilmektedir. Akut Stres Bozukluğu Ne Kadar Sürer? Akut stres bozukluğu, travmatik olaydan sonra ortalama 2 gün içerisinde ortaya çıkar ve genellikle 1 ay kadar sürer. Asıl önemli olan 1 ayda gösterilen belirtileri takip ederek erken tedavi uygulamaktır. Tedavi edilmeyen akut stres bozuklukları daha sonra post travmatik stres bozukluğuna yani travma sonrası stres bozukluğuna (TSSB) sebep olabilmektedir. Travma sonrasında aşağıdaki belirtilerden en az üçüne sahip bireylerde akut stres bozukluğunun görüldüğü söylenebilir; Çevreye ilgiyi kaybetme ve odaklanamama Gerçeklik algısında bozulma Kendi gerçekliğiyle ilgili şüpheye düşme Yaşanan travmatik olayın bir kısmını hatırlayamama Sürekli devam eden yorgunluk, uyuşukluk Her akut stres bozukluğu kesinlikle TSSB’ye dönüşecek diyemeyiz ancak; bu rahatsızlıkla ilgili önlem alınması son derece önemlidir. Önlenememesi durumunda kişilerin günlük hayat akışını bozarak yaşam kalitelerini düşürmektedir. Uzman Klinik Psikolog Dizge Yüksel

Hayatı Paylaşmak ile Zindan Etmek Arasındaki İnce Çizgi

Hayatın getirdiği yükü birlikte omuzlamak, mutlu anılar biriktirmek; her çiftin isteğidir. Ancak bazen bu ümitlerle yola çıkılmış olunsa bile hayat, çift için zindan hale gelebilir. Hayat paylaşıldığında güzel, zindan olduğunda ise azaptır. Bu iki uç duygu arasında ise ince bir çizgi vardır. Çiftin birbirlerine olan saygıları, birbirlerinden beklentileri, iletişimleri, özgürlükleri, geçmiş yaşantıları, bireysel özellikleri; çiftlerin çizginin hangi tarafında olduklarını ifade eder. Hayatı Paylaşmak Nedir? İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta diye tabir edilen; hayatın en mutlu anlarında olduğu gibi en zor anlarında da birlikte olmak hayatı paylaşmaktır. Hayatın yükünü birlikte taşımak, kadın çocuk bakarken erkeğin evi süpürmesi, hasta yatan kadına erkeğin çorba yapmasıdır… Tüm zorluklara birlikte göğüs gerildiği gibi birlikte geçirilen vaktin de kaliteli olmasıdır. Ortak zevkler ve hobiler, geçirilen kaliteli vakitlerin artması ve hayatı mutlu paylaşmaya olumlu yönde katkı sağlayan faktörlerdir. İki tarafında balık tutmayı sevmesi, maç seyretmesi, benzer restoranlardan ve film türlerinden hoşlanması; birlikte kaliteli geçirilen vakitleri çoğaltır. Hayat böyle güzel paylaşılabiliyorken zindan etmemek için empati kurmak ve karşı tarafı iyi anlamak önemlidir. Her ilişkide mutlaka tartışma olur. Tartışmalar, hayatı zindan eden en önemli unsurlardır. Tartışmaları kavgaya çevirmemek çok önemlidir. Sakin bir ses tonuyla konuşmak, öfkeli anda konuşmamak, seçilen kelimelere çok dikkat etmek; karşı tarafı kırmayı engeller. Yapıcı davranmak ve o anki öfkeye yenik düşmemek çok önemlidir. Saygıyı korumak hayatı paylaşmanın en önemli yoludur. Hayatı Zindan Eden Unsurlar Nelerdir? Birlikte güzel günler hayaliyle başlayan bir ilişki, çiftlerden birinde var olan bireysel psikolojik problemlerin etkisi, geçmiş yaşantıların bugüne olan yansıması ile zindan olabileceği gibi; beklentilerin farklılığı, bir tarafın diğer tarafa daha fazla önem vermesi gibi sebepler yüzünden de zindan olabilir. Peki, hayatı zindan eden temel unsurlar nelerdir? Kıskançlık: Partnerini karşı cinsten kıskanmak, en temel kıskançlık sebebidir. Toplum içinde normalleştirilen, partneri kıskanç olduğu için kendi özgürlüğünü kısıtlayan bireyler için de hayat zindandır. Bu noktada partnerin kıskançlığının altında yatan temel sebep araştırılmalıdır. Bireysel özgüven problemleri, aldatılma gibi yaşantılar bugüne etki ederek bugünü zindan ediyor olabilir. Şüphecilik: Partnerine karşı sürekli şüphe duymak hayatı paylaşmayı neredeyse imkansız hale getirmektedir. Bu noktada partnerin her yaptığı altında olumsuz bir durum arayarak şüphe duyan bir kişi ve partneri için de hayat zordur. Bu noktada da olumsuz geçmiş yaşantıları, kişiyi bu denli şüpheye itenin ne olduğu üzerinde mutlaka durulmalıdır. Partner rolünden çıkmak: Bazı erkekler partnerinde annesinin özelliklerini arar ve annesinin yaklaşımını beklerken, bazı kadınlar ise babasının özelliklerinde davranmasını isteyebilir. Bu noktada kişilerin çocukluk yaşantılarında yaşadıkları, anne ve baba figürlerinin o kişi için ne ifade edildiğine bakmak gerekmektedir. Ebeveynlik ve karı koca ilişkisini ayıramamak: Çocuğa fazla adapte olmak ve kendilerine zaman ayırmamak, ayrılan küçük bir vakti verimli geçirmemek çift arasındaki iletişimi azaltacağından yine hayatı zindan edecektir. Bu unsurlardan yalnızca birinin var olması bile partnerlerin arasını bozabilir ve hayatı güzel paylaşmalarını zaman zaman engeller. Eğer karşılıklı ya da tek taraflı bu problemlerin ilişkinizde var olduğunu düşünüyor ve hayatı paylaşmaktansa zindan ettiğinizi düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. İki taraf için de profesyonel bir süreç, çiftin birlikte güzel bir hayata yelken açmasına yardımcı olabilir. Sorunlarınızın çözümüne profesyonel destek için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. psikolojist / Süpervizör Özgül Elitok 

Sorunlu İlişkiler Kurtulur Mu Yoksa Sonlanmalı Mı?

Güzel başlayan ilişkilerin pek çoğu yolunda devam ederken, kimi ilişkiler ise çeşitli sorunlar yaşayarak zaman içerisinde içinden çıkılmaz hale gelir. Sorunları ile birlikte devam eden sorunlu ilişki, çift için beraber yaşamayı zorlaştırır ve çok daha önceki evrelerde sonlanması gereken bu birliktelik, zorunlu devam etmesi halinde mutsuz bir hayatı da beraberinde getirir. Sorunlu ilişki; mutluluktan uzak bir ilişkidir. Sadece çiftlerden birinin ilişki içerisinde sorun yaşayarak mutsuz olması; ortada büyük veya küçük, çözülmesi gereken bir probleme işarettir. Birliktelik harici bireysel mutsuzluk dahi yaşansa, bu durum ilişkiye de yansır ve tek kişilik problem iki kişinin çözmesi gereken bir problem haline dönüşür. Sorunlu İlişkilerin Kaynağı Nedir? Sorunlu ilişkilerin altında yatan pek çok sebep vardır. En yaygın sorunlar; Çiftlerden birinin veya ikisinin geçmiş yaşantılarındaki travmaları Olumsuz ilişki deneyimleri Özgüvensizlik Baskıcı ebeveynler tarafından yetiştirilmiş olmak Cinsel problemler Ailelerin çiftin ilişkilerine müdahale etmesi Bipolar, obsesif kompulsif bozukluk, öfke kontrolsüzlüğü, iletişim problemleri, kişilik bozuklukları gibi bireysel sorunlar… Sorunlu ilişkilerin en derindeki nedenleri olabilir. Burada çiftler özelinde birkaç örnek ile konuyu biraz daha detaylandırabiliriz. Örneğin; partnerini ezmeye, kusurlarını yüzüne vurmaya çalışan bir bireyin ilişkiyi mutsuzlaştırmasının nedeni; özgüvensizlik veya geçmiş yaşantısında başkalarının kendisine aynı şekilde davranması olabilir. Aşırı baskıcı, kıskanç bir birey olmak ve baskıcı ebeveynler tarafından yetiştirilmiş olmak bir diğer örnek olabilir. Cinsellikten kaçan bir bireyin yaşamış olduğu travma veya toplumsal baskı sebebiyle yaşadığı bir sorun da örnekler arasında sayılabilir. Veya ‘’ilişkimizde her şey çok rutin; sorunumuzun olmaması da sorun haline geldi.’’ Diyen çiftler de olabilir. İlişki içinde çok sayıda sorun yaşanarak ilişkinin ilerleyişi tamamen durmuş olabilir. Elbette bu saydığımız pek çok örnek bizlere, her ilişkinin dinamiğinin birbirinden farklı olduğunu söylemektedir. Eğer sorunlar, hem ilişkiyi hem de çiftin arasındaki sevgi ve bağlılığı etkiliyorsa ilişkinin sonlanması kaçınılmaz hale gelir. Ancak ilişkide çiftler; sorunları aşacak gücü kendilerinde bulmaları halinde, ilişkinin kurtulması için her zaman bir umut var demektir. İlişkiye olumlu bir adım atmak için aşağıdaki yolları deneyebilirsiniz; • Haksız olduğunuzu kabul etmekten çekinmeyin ve her zaman çözüm odaklı olun. • Problemlerinizi sakin bir zamanda konuşarak çözüme kavuşturun. • Partnerinize değer verdiğinizi hissettirin. • Sürprizlerle ilişkinizi sıcak tutun. • Cinselliğinize önem verin. • Birbirinizden ayrı aktiviteler yapın ve yeni hobiler edinin. Sorunlu ilişkinizi kurtarmak için yukarıdaki yolları deniyor ancak partnerinizle aranızdaki sorunlar çözüme kavuşmuyorsa, çift ve aile danışmanlığıkapsamında sorunlu ilişkinizin esas kaynağı tespit edilmeli ve ana problemin ilişkiye nasıl yansıdığı ele alınmalıdır. Gerekiyorsa bireysel danışmanlık ile desteklenerek problemin ana kaynağı çözüme kavuşturulmalıdır. Burada alternatif olarak ilişki danışmanlığı ile de devam edilebilir. İlişkinizle ilgili sorunlara profesyonel destek için bizimle  www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Kadınlarda Cinsel Mutluluk

Cinsellik; hem ruha hem bedene hitap eden, ilişkilerdeki aşkı ve tutkuyu temsil eden bir eylemdir. Kadın ve erkeğin ilişkisindeki mutluluk, cinsel mutluluk ile paraleldir. Bir tarafın cinsel açıdan mutsuzluğunun ilişkiye yansıması kaçınılmazdır. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin görüldüğü, kadının baskılandığı ülkelerde cinsellik, erkeklerin yaşayabileceği bir eylem gibi dayatılırken, kadınlarda cinsel mutluluk geri planda bırakılır. Bu toplumlarda kadınlara küçük yaşlardan itibaren cinsellik, utanılacak bir eylem gibi aktarılır. Küçük bir kız çocuğu büyüyüp yetişkin bir birey olduğunda, çocuklukta elde ettiği olumsuz bilgileri pekiştirerek cinselliğini geri planda bırakan ilişkiler yaşama eğiliminde olabilir. Kendi cinsel mutluluğuna önem vermeyerek, yalnızca partnerinin mutluluğunu ön planda tutabilir ve hatta cinsel açıdan pek çok sorunla karşılaşabilir. Kadınların Cinsel Mutluluğunu Engelleyen Unsurlar Nelerdir? Özellikle bazı toplumlarda kadınların cinsel mutluluğunu engelleyen bazı spesifik unsurlar bulunmaktadır. Bu unsurların başında belirttiğimiz gibi, kadınların küçük yaşlarda cinsellik konusunda yanlış bilgilendirilmeleri gelmektedir. Utanma, cinsel hazzı etkilemektedir. O an yaşanan büyülü birlikteliği değil de utanç verici bir eylem içerisinde olduğunu düşünmek; cinsel mutluluğu engeller. İletişimsizlik ve yine ayıp sayıldığı, tabu haline geldiği için partnerden beklentiler üzerinde konuşmaktan çekinme; kadınların cinsel açıdan tatmin olamamasına yol açan bir diğer konudur. Bu konu, sevmediği bir cinsellik biçiminin devam ettirilmesinin sonucu olarak cinsellikten kaçınmaya da sebep olabilir. Tüm bunların ötesinde, en önemlisi kadınların bedenini tanımıyor olmasıdır. Kendi bedenini ve isteklerini bilmeden mutlu bir cinsel hayata sahip olmak mümkün değildir. Cinselliğin Toplumdaki Yeri ve Önemi Cinselliğin ve kadın cinselliğinin toplumdaki yeri kültürlere göre değişiklik göstermektedir. Kadın cinselliğinin baskılandığı toplumlarda, kadınların isteklerini açıkca söylemesi zorlaşır ve böylece partnerlerine tutkularından bahsedemezler. Cinselliği yaşamak, cinsellik hakkında konuşmak ayıplanır ve küçük yaşlardan itibaren böyle yetiştirilen bireyler, ileriki dönemde vajinismus, disparoni, cinsel isteksizlik gibi problemler yaşayabilirler. Topluma cinsel eğitim verilmesi bu sebeple gereklidir. Böylece sağlıklı cinsel hayatı olan bireyler yetişebilir. Kadınların Cinsel Mutluluğu İçin Yapılması Gerekenler Cinsellik işteş bir eylemdir ve karşılıklı mutluluk bu noktada çok önemlidir. Partnerler birbirlerine saygı duymalı ve birbirlerini mutlu etmek için çaba göstermelidirler. Kadınların kendi cinselliklerini tanımalarıyla başlayan bu süreç, ancak partnerleriyle olan uyumlarıyla tamamlanabilir. Daha mutlu bir cinsel hayat için yapılabilecek şeyler sırasıyla şöyledir; Karşılıklı saygı ve güven duygusu mutlaka olmalıdır. Partnerler kişisel olarak kendini tanımalı ve kendileriyle barışık olmalıdır. Konuşmak ve açık bir iletişimde olmak önemlidir. Partnerlerin birbirini anlaması ancak böyle mümkün olabilir. Cinselliğin yaşanacağı ortamın ideal ve uygun olmasına dikkat edilmelidir. Gergin hissedilen ortamlar mutlu bir cinsellik için engel olabilir. Ön sevişmeye daha fazla özen gösterilmeli ve vakit ayrılmalıdır. Yeni cinsel fantezilere açık olunur ve erotik materyaller kullanılırsa, cinselliğin tutkusu ve hazzı artacaktır. Karşılıklı konuşarak her geçen gün yeni şeyler denemeyi ihmal etmemelisiniz. Zaman içerisinde seveceğiniz onlarca yeni fantezi keşfedebilirsiniz. Tüm bu adımlar oldukça basit gibi gözükse de cinsel mutluluğu olumlu yönde etkilemektedir. Çiftlerin bu konuda uyum sağlaması da her zaman çok kolay olmamaktadır. Eğer ilişkinizde cinsel hayatınızın sağlıklı olmadığını düşünüyor ve sorunlarınızı çözemiyorsanız bir uzman yardımından faydalanmanız gerekebilir. Özellikle sorunun ne olduğu bilinmiyorsa çözmek neredeyse imkansız hale gelebilir. Sorunların doğru şekilde tespit edilmesi ve doğru adımların atılabilmesi için çiftlerin terapi desteği alması önemlidir. Bazen çiftlere odaklanmaktan çok, bireyin sorunlarına da odaklanılabilmektedir. Siz de profesyonel bir yardımla cinsel mutluluğunuzu artırmak için bizimle www.psikolojiantalya.com  internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Seren Akman

Sınır Koymak Neden Önemlidir?

‘’Hiç istemiyorum ama arkadaşım kırılmasın diye onun dediğini yapıyorum, karşılığını almadığım halde müdürümden tepki görmemek adına çoğu gece mesaiye kalıyorum, annem sürekli özel hayatıma müdahale ediyor saygısızlık etmemek için sesimi çıkartmıyorum…’’ Bu ve bunun gibi pek çok cümle, birçok kişinin hayatında önemli role sahiptir. Tam da bu noktada sınır çizmek neden önemlidir konusu gündeme gelmektedir. Kişi; karşısındaki kişinin mutluluğu veya çıkarı uğruna kendinden fazlaca ödün veriyorsa, kendi istek ve beklentilerini geri planda tutuyor ve mutsuz oluyorsa; bireysel mutluluğu ve ilişkilerini sağlıklı yürütebilmesi için kendi sınırlarını çizmelidir. Sınır Koymak Ne Demektir? Sınır koymak ne demek? Nasıl davranırsam ilişkilerimi iyi yöneterek sınırlarımı çizerim gibi sorular sıklıkla sorulan sorulardır. Bazı kişiler sınırlarını çok sert ve katı şekilde çizerken karşı tarafı incitebilir ve bu da ilişkilere zarar verebilir. Bu noktada kişilerin çizdikleri sınırların davranışsal eğilimlerini ele almakta fayda vardır; Sert Sınırları Olan Kişiler: Bu kişilerin sağlıklı ilişkiler kurmaları oldukça zordur. Yardıma ihtiyaç duydukları anlarda dahi soğuk ve uzak durarak yardım istemezler. Yakın ilişkiler kurmamakla birlikte, reddedilmemek için daima kaçınırlar. Düşünce ve duygularını gerekli durumlarda dahi açıkça ifade etmezler. Geçirgen Sınırları Olan Kişiler: Sert sınırları olan kişilerin aksine bu kişiler, duygu ve düşüncelerini gereğinden fazla paylaşırlar. Etrafındaki insanların hayatlarına müdahale etmelerine izin verirler. Saygısızlık ve istismar yaşamaları ve bunların karşısında susmaları dahi olasıdır. Sağlıklı Sınırları Olan Kişiler: Kendi değerlerinden ödün vermeden başkalarından fikir alarak ve bu fikirleri uygularken kendi süzgecinden geçirerek yaşamlarını sürdürürler. Özel hayatlarıyla ilgili detayları yalnızca yakın çevreleriyle paylaşırlar. Başkalarına hayır demekte zorluk çekmezler. İhtiyaçlarını da duygu ve düşüncelerini de rahatlıkla paylaşabilirler. Sağlıklı ilişkiler için net olmak çok önemlidir. Sınırlarınızı net olarak belirleyerek düşüncelerinizi, fikirlerinizi sınırlarınıza uygun olarak ifade etmelisiniz. Gereğinden fazla sınır koymak ya da sınırları tamamen ortadan kaldırmak ve çizgiyi geçenlere sert tepkiler ortaya koymak, ilişkilerinize zarar vererek farklı tepkiler almanıza sebep olabilir. Hangi Konularda Sınır Koyulabilir? Tüm insan ilişkileri düşünüldüğünde, sınır koyulan konular da farklılık gösterir. İş hayatında koyulan bir sınır, arkadaşlık ilişkisinde kalkabilir. İş yerindeki arkadaşlarına sevgilisiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan bir kişi, sosyal çevredeki arkadaşlarının yanında bu konuyu konuşabilir. Özel hayatına dair bilgilerin verilmesi profesyonel yaşamına olumsuz etki ettiği için bu sınır çizilmiş olabilir. Ancak samimi arkadaşlarıyla çizilen sınır, bu konuya dahil olmayabilir. Hangi konularda sınır koyulabilir? Fiziksel Sınırlar: Yeme, içme gibi tüm fiziksel ihtiyaçları kapsamaktadır. Bir insan aç olduğunuz halde sizi yemek yemekten alıkoyuyorsa, fiziksel sınırlarınızı ihlal ettiğini söylemek mümkündür. İş yerinde öğle yemeği saati olduğunu bile bile yöneticinin iş vermesi ve işin hızlıca yapılmasını istemesi, buna bir örnektir. Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularınıza saygı duymasını temel alan bu sınırlar, sizin de başkalarına ne kadar empati yapabildiğinizi gösterir. Hislerinizle ilgili sizi rahatsız eden sorular soruluyor ya da hisleriniz saygı görmüyorsa, duygusal sınırlarınız ihlal ediliyor olabilir. Zaman Sınırları: Biri size sürekli neyin önemli olduğunu ya da daha öncelikli olduğunu söylüyor ve siz de buna uyum sağlıyorsanız, zamanla ilgili sınırlarınız net olmayabilir. Maddi Sınırlar: Bütçenizi ve sahip olduklarınızı nasıl harcayacağınıza kendiniz karar vermiyorsanız, maddi sınırlarınızı gözden geçirmelisiniz. Başkaları size sürekli maddi konularla ilgili akıl veriyor ya da sizden talepleri oluyor siz de uyum sağlıyorsanız maddi sınırlarınız aşılmıştır. Entelektüel Sınırlar: Dil, din, ırk ayrımı yapan söylemler entelektüel sınırları aşmaktadır. Bu konular hakkında sürekli yorum yapan bir kimse, entelektüel sınırları aşıyordur. Cinsel Sınırlar: Partnerlerin dahi dikkat etmesi gereken sınırlardır. Mahremiyet ve rıza olmadan yapılan her hareket, cinsel sınırları ihlal eder. Sağlıklı ilişkiler kurmak için hem sınırlar belirlenip karşı tarafa doğru aktarılmalı hem de sınırları aşan kişilere uygun şekilde dur denilmelidir. Aynı zamanda karşı tarafın sınırlarına da saygı duyulmalı ve sınırlar çerçevesinde hareket edilmelidir. Bugüne kadar fazlaca sınır ihlali yaşamışsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınırlarınızı karşı tarafa aktarma konusunda zorluk yaşıyorsanız bizimle  www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Arseven

Huzursuz Bacak Sendromu Nedir?

Huzursuz bacak sendromunun farklı semptomları sebebiyle net tanımı yoktur. Bu rahatsızlık demir eksikliği, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklarla birlikte görülebilirken aynı zamanda psikolojik olarak da ortaya çıkabilmektedir. Peki, huzursuz bacak sendromu nedir? Tedavisinde neler yapılabilir? Huzursuz bacak sendromu, kronik bir hareket rahatsızlığıdır. Bacaklarda görülen son derece rahatsız edici bir hissiyat, kişileri bacaklarını hareket ettirmeye zorlar. Bu hareketler kalkıp yürümek, bacakları sürekli sağa sola atmak ya da gerdirmek şeklinde görülebilir. Hareket ettirilen süreçte bir rahatlama hissiyatı olsa dahi hareket sona erdiğinde rahatsızlık tekrar başlar. Çoğu zaman uykuya geçiş sürecinde ortaya çıktığından uyku bozukluklarına da davetiye çıkarabilmektedir. Huzursuz Bacak Sendromu Neden Ortaya Çıkar? Huzursuz bacak sendromunun sebepleri ile ilgili kesin bir tanı olmamasına karşın yaygın kanı; beyindeki dopamin salgısında var olan bir dengesizliğin bu hastalığa yol açtığıdır. Rahatsızlığın ortaya çıkması için belirli bir yaş aralığı yoktur ancak çoğunlukla orta yaş ve yaşlılıkta görülür. Bu rahatsızlık aynı zamanda kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın görülmektedir. Huzursuz bacak sendromunun nedenleri aşağıda daha detaylı verilmiştir; Demir metabolizmasında meydana gelen bozukluklar bu rahatsızlığa sebep olabilir. Bazı ilaçların yan etkileri de rahatsızlığın nedenlerine dahildir. 40 yaş altında görüldüğünde kalıtsal olabileceği düşünülür. Hamilelik döneminde olduğu gibi meydana gelen hormonsal değişikler de huzursuz bacak sendromunun görülmesine yol açar. Diyabet ve alkolizm de sebepler arasında yer alır. Yukarıda görülen sebepler, hastalığın kesin kaynağı olarak görülmez. Çoğunlukla bu rahatsızlığın altında ciddi bir tıbbi rahatsızlık yoktur. Hastalık genellikle psikolojik sebeplerle ortaya çıkar. Huzursuz Bacak Sendromu Belirtileri Nelerdir? Hastalığın adından da anlayabileceğiniz üzere bacaklarda bir huzursuzluk olması en yaygın ve net belirtidir. Bireyler, bacaklarını hareket ettirmeden duramaz ve dürtüsel olarak bunu yapmak isterler. Hareket anında geçen belirtiler hareket durduğunda tekrar başlar. En yaygın huzursuz bacak sendromu belirtileri aşağıdaki gibidir; Belirli bir süre hareketsizlikten sonra ortaya çıkabilir. Örneğin sinema, otobüs ve uçak yolculuklarında hareket ettirme dürtüsü yaygındır. Rahatsızlık genellikle akşam ortaya çıkar ya da belirtiler artabilir. Çok daha yoğun bir rahatsızlık hissi yaşanabilmektedir. Belirtiler gerinme, hareket etme ve yürümeyle birlikte azalır. Gece boyunca bireylerin bacaklarını periyodik olarak hareket ettirdiğini gözlemleyebilirsiniz. Bu durum uyku kalitesini düşürmekte ve kişilerin yorgun uyanmasına sebep olmaktadır. Çok nadir de olsa huzursuzluk hissiyatı kollarda da görülebilmektedir. Bu durum rahatsızlığın ilerlediğini gösterir. Aynı zamanda bazı geceler ortaya çıkan bu belirtiler her gece ve daha uzun sürelerle ortaya çıkar. Tedavi edilmesi yaşam ve uyku kalitesi için gereklidir. Huzursuz Bacak Sendromu Nasıl Tedavi Edilir? Tanı ve Teşhis Huzursuz bacak sendromunun teşhisi için ilk olarak bir nöroloji doktoruna gitmek gerekmektedir. Eğer nörolog, hastada herhangi bir sorun görmezse, kişi mutlaka bir psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Huzursuz bacak sendromunu rahatlarmak için yapılabilecek bazı yöntemler aşağıdaki gibidir; Bacaklara masaj yapmak. Yatmadan önce ılık bir duş almak. Akşam saatlerinde egzersiz yapmaktan kaçınmak. Gün içerisinde uzun saatler hareketsiz durmamak. Kafein, alkol ve nikotin tüketimini azaltmak. Yukarıdaki yöntemler hastalığın semptomlarında hafifleme görülmesine yardımcı olabilir ancak kesin bir tedavi yolu oldukları söylenemez. Kesin tanı ve teşhis için mutlaka nörolog ve psikolog değerlendirmesi gerekmektedir. Eğer siz de huzursuz bacak sendormunu aşmak istiyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Profesyonel bir danışmanlık hizmeti almak, bedeninizde ve uyku kalitenizde artış görülmesini sağlar… Psikolog B. Su Yıldız

Uyku Bozukluğu Nedir? En Yaygın Uyku Problemleri Nelerdir?

Her insan, sağlıklı kalabilmek için yeterli uykuya ihtiyaç duyar. Uykuya en çok ihtiyaç duyan organımız, beyindir. Kişiler uyandıklarında, kendilerini zinde ve dinlenmiş hissediyorsa; iyi bir uyku aldıklarını söyleyebiliriz. Her gün yorgun uyanan ve gün içerisinde kendini zinde hissetmeyen kişilerde ise uyku bozukluklarından şüphe edebiliriz. Peki, uyku bozukluğu nedir? Uyku Bozukluğu Nedir? Kişilerin yeterli ve kaliteli uyku uyuyamaması, uyku bozukluğunun genel tanımıdır. Ancak bazen kişiler yeterince uyudukları halde kendilerini gün içinde yorgun ve bitkin hissederler. Bunun sebebi; uyku sırasındaki horlama, uyku apnesi, uyku felci, uyur gezerlik gibi fizyolojik olaylar yaşaması ya da gün içerisindeki pek çok olumsuz olayın psikolojik etkileri olabilir. Bazı kişilerde ise idiopatik yani; sebebi bilinmeyen uyku bozuklukları gözlemlenmektedir. Uyku bozukluğunun bazı belirtileri aşağıda sıralanmıştır; Uyuyamamak Gün içerisinde aşırı uykulu hissetmek Çok fazla ve sık horlamak Gece sıklıkla terlemek Sık sık tuvalet için kalkmak Uykuda ağız kuruluğu ve burun tıkanıklığı Yorgun uyanmak, gün boyu yorgun hissetmek Unutkanlık Çabuk sinirlenme Bu belirtiler arasında en dikkat çekici ve belirleyici olanlar; uyuyamamak, gün içerisinde aşırı uykulu hissetmek, unutkanlık, yorgun uyanmak ve çabuk sinirlenmektir. Uyku bozukluğu bedensel olabildiği gibi, çoğunlukla psikolojik bir rahatsızlıktır. En Yaygın Uyku Problemleri Nelerdir? Uyku problemleri yaygın bir sorun olduğu için uyku bozukluğu nedir? sorusu sıklıkla araştırılır ve sorulur. Temelde, birden fazla uyku problemi bulunmaktadır ve bazı problemler diğerlerine nazaran daha yaygındır. Peki, en yaygın uyku problemleri nelerdir? Insomnia: Uyku bozukluklarının başında gelmektedir ve uykuya dalamama sorunudur. Bazı kişilerde ise insomni, uykuyu sürdürememek olarak karşımıza çıkabilir. Bireyler, sık sık uyanır ve tekrar uykuya dalmakta güçlük çekerler. Bu rahatsızlık genetik olabildiği gibi, düzensiz uyku alışkanlıklarına da bağlı olabilir. Aşırı uykululuk- Hipersomni: Insomninin tam tersi olan hipersomni, bireylerin çok fazla uykuya ihtiyaç duydukları durumlar için kullanılır. Kişiler, günde 10-12 saatten daha fazla uykuya ihtiyaç duymakta ve günlük sorumluluklarını yerine getirmekte güçlük çekmektedir. Narkolepsi bu hastalığın ileri boyutudur ve bireyler uygunsuz ortamlarda ellerinde olmadan uyuya kalırlar. Uykuda Periyodik Uzuv Hareket Bozukluğu: Huzursuz bacak sendromu tanısı konulmuş kişilerde sıklıkla görülen bu rahatsızlık, uyku kalitesini son derece düşürmekte ve kişilerin yorgun uyanmasına sebep olmaktadır. Uyku sırasında bacaklarda periyodik olarak hareketler görülür. Uykusuzluk (Insomni) ve çok fazla uyumak (Hipersomni) insanların günlük hayatında yorgun hissetmelerine ve problem yaşamalarına sebep olabilir. Bu problemler başlıca işte, sosyal hayatta ve insan ilişkilerinde görülmektedir. En basit ev işleri bile yerine getirilemeyebilir. Uyku Bozukluğunda Tanı Ve Tedavi Süreci Uyku bozukluğu tanısı koymak için öncelikle anamnez alınmaktadır. Anamnez sırasında hastanın geçmiş öyküsü ve alışkanlıkları dinlenir ve analiz edilir. Bu yeterli olmaz ise hastane ortamında testler yapılabilmektedir. Uyku problemleri psikolojik ise kişilerin profesyonel tedavi sürecine başlaması gerekmektedir. Örneğin; çok fazla stres altında çalışan bir kişi, stres sebebiyle uyuyamadığı için İnsomni teşhisi konulabilmektedir. Tükenmişlik sendromu gözlemlenen bir kişide ise fazla uyuma isteği görülebilmektedir. Bu sebeplerle, uyku bozukluğu yaşayan kişilerin öykülerine bakmak ve ona göre teşhis koymak önemlidir. Eğer siz de uyku problemleri yaşıyorsanız uzman desteği için www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 ve +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Gaslighting Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Gaslighting, 1944 yapımı gaslight filminden yola çıkarak oluşturulmuş bir terimdir ve son zamanlarda gündeme gelen önemli bir manipülasyon türüdür. Manipülatör süreç boyunca çok yavaş bir şekilde manipüle etmeye odaklanır ve böylece kurban, bulunduğu durumu anlamakta zorluk çeker. Kişiyi değersizleştirerek kendine olan saygısını yitirmesine sebep olan gaslighting, çok tehlikeli bir manipülasyon türü olarak görülmektedir. Gaslighting Nedir? Gaslighting, bilinçli olarak bazı kişiler tarafından uygulanan bir yöntemdir ve en temelinde yalan söylemek yatar. Çok iyi yalan söyleyen manipülatörler, yalanları anlaşıldığında dahi durumu inkar ederler. Ancak gaslighting yalnızca yalan söyleyerek de yapılmamaktadır. Gaslighting nedir? Sorusunun yanıtı aşağıda detaylıca ele alınmıştır. Bu yöntemi uygulayan kişiler genellikle karşı tarafı dinlemezler. Dinlenmediğini düşünen partnerler ise kendilerini değersiz hissederler. “Söylediklerimi anlamıyorsun” , “Ben başka bir şey anlatıyorum” gibi söylemlerle karşı tarafı anlamamakla suçlarlar. Olayları eksik ya da yanlış anlatarak karşı tarafı farklı yönlendirir ve şüpheye düşürürler. Şüphe kelimesi de bu yöntemin en önemli sözcüklerinden biridir. Süreç boyunca kurbanlar farklı şekillerde şüpheye düşürülebilir, farklı konularda yalanlar duyabilir ve sonuçta kendilerini değersiz hissedebilirler. Örneğin, anahtarı masanın üstüne koyduğunuza çok emin olduğunuzu düşünün. Manipülatör anahtarı masadan alır ancak size bunu söylemez. Bunun yerine “hatırlamıyorsundur”, “ben nerede olduğunu bilmiyorum” gibi cümlelerle sizi kendinizle ilgili şüpheye düşürme eyleminde olabilir. Kimler Gaslighting Uygulamaya Yatkındır? Gaslighting, bilinçli olarak uygulanan bir yöntemdir ve bazı durumlarda daha sık görüldüğünü söylemek mümkündür. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar bu yöntemi sıklıkla kullanırlar. Patolojik olarak yalan söylemenin yanında, kontrolü sürekli kendinde tutmak istemek ve duygusal olarak istismar etmek de yaygın görülen özellikler arasındadır. Aynı zamanda istismarcı, kurbanın tüm varlığını sonuna kadar kullanma eğilimindedir. Bu tarz kişilerden sıklıkla duyulabilecek cümleler aşağıdaki gibidir; * Hassaslığı bırak. Her şeye ağlama! Her şeyi benden bekleme. Her şeyi yapmak zorunda değilim. Dünyanın sonu değil. Kurbanlar belli bir yere kadar kendilerini anlatmaya çalışırlar ancak anlaşılmadıklarını ve dinlenmediklerini gördüklerinde tamamen pes ederek teslim olmayı seçebilirler. Gaslighting yönteminin temel amacı da tam olarak budur. Gaslighting Nasıl Anlaşılır? İçerisinde oldukları ilişki kurbanlara çok normal geldiği için, gaslighting yapıldığını anlamak oldukça zordur. Aynı zamanda bu yöntem sürece yayılarak sinsice uygulandığından anlaşılması zorlaşmaktadır. Ancak yine de dikkat edilebilecek bazı noktalar bulunmaktadır. Aşağıdaki cümleleri sık duyuyorsanız dikkat etmeniz gerekiyor olabilir; Böyle bir şey yaşanmadı, bu senin uydurman! Ben böyle bir şey söylemedim. Hayal dünyasında yaşamayı bırak! Ben bu fikre asla katılmıyorum. Bunlar senin kendi kuruntuların! Senin yalancı olduğunu zaten herkes biliyor. Çok abartıyorsun! Olaylar böyle yaşanmadı. Seni çok sevdiğimi zaten biliyorsun! Sinirliyken söylediğim şeyleri umursama, ben seni çok seviyorum! Gaslighting nedir diye sorulduğunda karşınıza çıkacak olan cümleler bunlar ve benzerleridir. Sürekli olarak karşı taraf suçlanır ve yaşananlar konusunda yanlış yönlendirilir. Olaylar son bulduğunda ise ne kadar çok sevildiklerini duyarlar. Gaslighting’e Maruz Kalıyorsak Ne Yapmalıyız? Maruz kaldığınız manipülasyonu anladıktan sonra ilk olarak kendinizle ilgili hislerinizi bir liste haline getirerek emin olduğunuz konularda kendinizden taviz vermeyi bırakmalısınız. İlişkinin her anında kendinizi gözlemlemek çok önemlidir. Ne zaman değersiz ve sevgisiz hissettiğinizi çok iyi saptamalısınız. Eğer bu olumsuz hislerden kurtulamıyorsanız, bir uzmana başvurmanız ilişkiniz ve kendiniz için yapacağınız önemli bir adımdır. Uzman desteğinden faydalanmak ve bulunduğunuz durum hakkında daha detaylı bilgi almak için bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. UZMAN KLİNİK PSİKOLOG – SİBEL DİNÇ ÇALIŞKAN