Yaşamımızda sahip olduğumuz 7 temel duygu vardır. Bu duygular; sevinç, üzüntü, tiksinme, şaşırma, korku, öfke ve utançtır. Yaşamımız boyunca karşılaştığımız olaylar, duygularımızı etkiler, duygularımız da davranışlarımızı… Peki neden duygularımız davranışlarımızın kontrolü altında? Duygular Davranışları Nasıl Etkiliyor? Duygu, düşünce ve davranışlar birbirleriyle etkileşim halindedir. Düşüncelerimiz duygularımıza, duygularımız davranışlarımıza yön verir. Hatta duyguların etkisi öyle güçlüdür ki bir ortama girdiğimiz zaman, başka insanların duygularını da etkileyebiliriz. Ofise çok mutlu, pozitif giren ve herkesle pozitif ilişki kuran bir kişi; diğer kişilerin de duygularını mutlu olacak şekilde etkileyecektir. Aynı şekilde depresif, morali bozuk, kızgın veya üzgün şekilde sınıfa giren bir öğretmenin, sınıfa girişi ile beraber sınıfında bulunan öğrencilerin de modunun düştüğünü gözlemleyebiliriz. Duygulara kaynaklık eden düşüncelerimizi, yaşantıların beyinde oluşturduğu faaliyetler olarak tanımlayabiliriz. Öğrendiklerimiz beynimizde depolanır, anlamlandırılır ve gelecekteki yaşantılarımıza yön verir. Bir olay yaşadığımızda beynimizde anlamlandırdığımız düşüncelerin yönlendirdiği şekilde tepkiler veririz. Beynimizde anlamlandırdığımız bu tepkiler, o anda hissettiklerimize yani duygularımıza etki eder. O duygular da davranışlarımızı tetikler. Örneğin; araç kullanırken, önünüzde makas atarak giden farklı bir aracın bir anda önümüzde belirdiğini varsayalım. Öğrendiğimiz trafik kuralları, yaşamımızı güvence altına alan, bizi koruyan önemli kurallardır. Bu kurallara uymayan ve can güvenliğimizi riske atan bir durum yaşadığımızda korkabiliriz. Bu korku ve endişe; aslında bu durumun kazaya yol açabileceği, yaralanma veya ölüme sebep olabileceği düşüncesiyle oluşan bir duygudur. Bu korku duygusu, kişinin gerilmesine, araç kullanırken dikkatinin dağılmasına ve dikkatsiz araba sürmesine sebep olabilir. Aynı şekilde sürücüye karşı öfke de gelişebilir. Bu durumda da camı açarak sürücüye söylenecek olan sözler, bir tartışmaya yol açabilir. Bu tür durumların travmaya sebebiyet verebileceği de unutulmamalıdır. O an yaşanmış olan korku duygusunu kişi bir daha yaşamak istemez ve bu sebeple aklının bir köşesinde hep o an takılı kalır. Bu duygu, kişiyi hep tedbirli davranmaya iter. Hatta, kişinin bir daha araç kullanamamasına dahi sebep olabilir. Bir başka örnek olarak da yoğun çalışan ve çalışmaktan sıkılmış bir kişinin tatile gitmesine 1 hafta kala “işleri tatil dönemine kalmaması için” çok daha yoğun çalışmasını ele alabiliriz. Kişi, tatile gidecek olmasının heyecanı ve mutluluğu içerisinde yoğunluğu hiç problem olmaz hatta çok daha motive çalışarak çok daha kaliteli işler çıkarabilir. Davranışlarımızı Kontrol Altına Almak Mümkün Mü? Davranışlarımızı kontrol altına almamız için, duygularımızı doğru yönetmeyi öğrenmemiz gerekir. Duygularımızı yönetebilmemiz, yaşanılan olaylar karşısında duyguları işlevsel olarak kullanabilmemize ve doğru tepkiler geliştirerek davranışlarımızı düzenlememize yardımcı olur. Kızdığımız zaman karşımızdaki insana öfkeli davranışlar sergilemek yerine bu duyguyu yaşayıp anlık çıkışlar yapmayarak doğru zamanda doğru iletişim kurabiliriz. Duygularımızı Nasıl Yönetebilir ve Davranışlarımızı Nasıl Kontrol Altına Alabiliriz? Öncelikle duygularımızın farkına varmak, olaylar karşısında duygularımızı kabul etmek; duygu yönetimi için güzel bir başlangıç olabilir. Duyguların farkına varılması, davranışların da düşünce yoluyla doğru yönetilmesini sağlayacaktır. Bir önceki örnekte ele aldığımız trafikte makas atılması durumunu varsayacak olursak; kişinin aracı bir kenara çekmesi, evet şuan korktum ve öfkelendim diyebilmesi gerekir. Böylece bu duygularımın farkındayım, sakinleşene kadar burada bekleyeceğim diye düşünerek derin derin nefes alınıp verilebilir. Ancak bazı kişiler için duyguları kontrol etmek çok zordur. Özellikle ağır travma yaşamış kişiler, çocukluk ihtiyaçları tam anlamıyla karşılanmamış veya aşırı kaygılı kişiler tetiklendikleri anlarda bu duyguları kontrol etmek neredeyse imkansızdır. Çünkü burada düşünce ve davranış, duygudan doğmaktadır. Bu noktada mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır. Duygu odaklı terapi ile duyguların regüle edilmesi ve işlevsel şekilde kullanılması sağlanabilir. Duyguların doğru yönetilememesi konusunda travmalar veya çocukluk yaşantılarından gelen sorunlar varsa farklı psikoloji yöntemleri ile de süreç desteklenebilir. Bu konuda profesyonel bir bakışa ihtiyacınız varsa www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. Psikolog B. Su Yıldız
Narsisizm ve Aşk
En başarılı, en zeki, en güzel “hep ama hep” benim. Bu cümleleri çok duymayız ama duyduğumuzda şüpheyle yaklaşırız. Şüphemiz sorunlu bir kişiliğin karşımızda olup olmadığıdır. Elbette bu şekilde düşünen insanlar, birtakım kişilik bozukluklarının; özellikle Narsisistik kişilik bozukluğunun en önemli adaylarıdır. Bu kişilerin odak noktaları hep kendileridir. Etrafındaki kişiler tarafından da gözde olmak, beğenilmek, başarılı bulunmak isterler. Yıldız gibi parlayanların kendileri olması gerektiği için karşısındaki kişileri küçümseme, aşağı görme, ezme gibi eylemleri olabilir. Bu kişilik özelliklerine sahip bireylerle iş, aşk veya arkadaşlık ilişkileri de hayli zordur. İyi olan hep o kişidir, doğruyu hep o bilir, hata yapma ihtimali yoktur. Eğer ortada bir sorun varsa, karşısındaki yüzündendir… Bu sebeple narsisizm ve aşk, karşı taraf için oldukça yıpratıcı bir başlıktır. Bu konuya değinmeden önce narsisizmden geniş çaplı olarak söz etmek gerekir. Narsisistik Kişilik Bozukluğu Neden Ortaya Çıkmaktadır? Narsisistik kişilik özellikleri, çocukluk veya ergenlik dönemlerinde kendini belli etmeye başlar. Özellikle ebeveynlerin çocukları yetiştirme tarzları, bu kişilik bozukluğunun oluşmasında önemli nedenlerden biridir. Çocuklara gösterilen aşırı ilgi, dünyanın merkezinde çocuğun olması, sınırların çizilmemesi, bir dediğinin iki edilmemesi; narsisistik kişilik bozukluğuna zemin hazırlayan faktörlerdendir. Tam tersi olarak ebeveyn tarafından çocuğa hiç ilgi gösterilmemesi, çocuğun dışlanması, sürekli itilip kakılması da sevgiye aç çocukta kendini aşırı sevme şeklinde dışa vurabilir. Narsisistik Kişilik Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir? Narsisistik kişilik bozukluğu; istisnasız herkes tarafından aşırı beğenilme, ilgi görmeyi isteme şeklinde belirgin özelliklere sahiptir. Diğer belirtiler; Aşırı kibirli olmak, Kendini aşırı beğenmek, Karşısındaki insanları düşünmemek ve empati yapamamak, Kendi çıkarları uğruna karşısındaki insanları manipüle etmek, Her yerde ilgi odağı olma arzusu… narsisizmin en belirgin özelliklerindendir. Narsistik Kişilik Bozukluğu Olan Kişilerle Romantik İlişki Tüm bu bilgiler ışığında narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bir bireyle romantik ilişki, iki taraf için de oldukça zordur. Bunun sebebi, bireylerin sevilme ve onaylanma ihtiyacının çok üst seviyelere çıkmasıdır. Narsistik bireyler aşk ilişkilerinde neden problem yaşarlar? Empati yapamadıkları ya da yapmak istemedikleri için karşı tarafı anlamakta güçlük çekerler. Çok fazla ilgi beklerler ve alamadıklarında öfke duyabilirler. Partnerlerinde hayranlık uyandırıcı özellikler olmasını isterler. Çok başarılı ya da çok güzel olmalarını beklemek örnek olarak gösterilebilir. Partnerlerinin istek ve ihtiyaçlarından ziyade kendilerine odaklanırlar. Reddedilmeye karşı son derece hassas davranırlar. En ufak bir buluşma talebinin reddedilmesi bile onlara kötü hissettirir. Narsisistik bireyler genel olarak “ben ve yine ben” bakış açısıyla ilişki kurarlar. Tek taraflı taleplerinin karşılanmasını beklerler. Karşılanmadığında ise öfke duyar ve kavga ederler. Böylesine zor bir kişi ile ilişki içerisinde olmak, partner tarafında bireysel olarak da psikolojik sorunlara sebebiyet verebilir. Bu ilişki içerisinde partnerde özgüven eksikliği, depresyon, panik atak, öfke kontrol sorunları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyde ise, yaşanan her olumsuz durumla başa çıkmak çok zordur. Özellikle terk gibi konular, narsisistik bireyler için kabul edilmesi zor konulardır. Eğer narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyseniz, ilişkinizde yaşadığınız sorunlardan yorulduysanız veya narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bir bireyle ilişki yaşıyorsanız ve desteğe ihtiyacınız varsa bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 ve +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir, profesyonel destek alabilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Seren Akman
Çocuklarda Özgül Fobi Nedir? Belirtileri Nelerdir?
Çocuklar; hayatı keşfetme aşamasında, pek çok deneyim yaşayarak duygularını ortaya koyarlar. Örneğin bazı çocuklar için yüksek ses herhangi bir şey ifade etmezken, bazı çocuklar için ise yaşadığı bir olayı ya da durumu çağrıştırması nedeniyle büyük bir korkuya neden olabilir. Çocuklarda özgül fobi’nin de en belirgin özelliği; bazı durumlara veya objelere karşı aşırı korkunun kendini göstermesidir. Ancak bu korku, yalnızca yaşandığı anda nüksetmez. Çocuğun gündelik yaşamı, bu korkuya adapte şekilde zorlantılarla geçebilir. Çocuklarda Özgül Fobi Neden Oluşur? Özgül fobi, hemen hemen her yaşta görülebilir. Yetişkinler; bu fobi ile farkındalık kazanarak daha kolay başa çıkabilirken bu tablo, çocuklar için daha zorlayıcı olabilir. Özgül fobi, mantıksız aşırı korkular olarak da adlandırılır. Deneyimler, çevre faktörü ve genetik; özgül fobinin oluşma sebeplerindendir. Yükseklik korkusu yaşayan bir çocuk, yüksekte herhangi olumsuz bir olay yaşamamış olsa bile, şiddetli bir şekilde yüksekten korkabilir. Bu durumda ebeveynlerinin yaşamış olduğu yaşantıların çocuğa etkisinin olup olmadığı araştırılabilir. Aynı şekilde hayvanlara karşı aşırı korku duyan bir çocuk; olumsuz bir yaşantısı olmamasına rağmen bir kedi ile karşılaşmamak için dışarı çıkmayı reddederek her an kedi göreceği korkusuyla yaşıyorsa, özgül fobinin genetik aktarımı söz konusu olabilir. Çocuklarda Özgül Fobiler Nelerdir? Çok çeşitli özgül fobiler olmakla birlikte çocuklarda sık olarak görülenler: Hayvan Fobisi: En yaygın görülen özgül fobilerden biridir. Çocuğun özellikle bir hayvana karşı verdiği aşırı tepkiler olarak adlandırılabilir. Yükseklik Fobisi: Çocuğun yüksek bir yerde rahatsızlık duyması, pencereden uzak durması, balkon gibi alanlarda huysuzluk yaratması olarak tanımlanabilir. Kan Fobisi: Çoğu çocuk için kan görmek veya aldırmak, doktora gitmek zor bir durum olsa da özgül fobisi olan bir çocuk için bu durum bayılma, aşırı tepkiler gösterme hatta kan ismini duyduğunda bile fenalaşmak gibi bir durumla açıklanabilir. Gök Gürültüsü & Fırtına Fobisi: Çocukların hava durumunu yakından takip etmesine, gök gürültüsü veya fırtına sesi duyacağı korkusuyla ebeveynlerinin yanında uyumasına sebep olabilen bir özgül fobi çeşididir. Klostrofobi: Çocuklar için oldukça zor bir özgül fobidir. Asansör, otobüs, sinema gibi kapalı ve basık alanlarda boğuluyor gibi huzursuzlanmalarına sebep olur. Çocuklarda Özgül Fobilerden Kurtulmak Mümkün Müdür? Özellikle çocuklarda özgül fobilerin tedavisinde başarı oranı yüksektir. Çocuktur korkar, büyüyünce geçer demeden ebeveynleri ile beraber profesyonel destek almaları; çocuğun stres düzeyi, yaşam kalitesi üzerinde önemli rol oynamaktadır. Uzmanların çocuğun korku kaynağını keşfederek terapi yöntemi belirlemeleri, gelecek yaşantıları için de büyük bir adımdır. Eğer çocuğunuzda özgül fobi olduğunu düşünüyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Psikolog Kübra Salman
Yoğun ve Stresli Hayatın Olumsuz Getirisi: Tükenmişlik Sendromu
Günümüzde çoğu kişi, koşuşturma içerisinde ve günlük hayatın getirdiği olumsuzluklar sebebiyle ciddi zorlantı yaşıyor. Kimi sınava hazırlanıyor, kimi yoğun bir iş temposu içerisinde… Bu tempo içerisinde de sıklıkla çoğu kişi: ‘’Ah keşke deniz kenarında sakin bir balıkçı kasabasında yaşayabilsem, yeter artık çok daraldım alıp başımı gideceğim buralardan…’’ Gibi serzenişlerde bulunuyor. Maddi sıkıntı çeken, aşk acısı yaşayan hatta bu sorunların birden fazlası ile boğuşanlar; günlük yaşam rutini içerisinde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu hızlı temponun getirdiği pek çok olumsuzluk da kaçınılmaz oluyor. Bu etkinin doğal sonucu olan stres adı altındaki zorlantılar; fiziksel ve psikolojik olarak her bireyin en sık rastladığı sorunlardır. Büyükten küçüğe herkes strese maruz kalabilir. Küçük bir çocuk için oyuncağının kaybolması stres kaynağı olabiliyorken, yetişkin bir insan için iş hayatında yaşanılan olumsuzluklar stres sebebi olabilmektedir. Yaşanılan stresin şiddeti, kişi üzerindeki sonuçlarını da farkılılaştırabilmektedir. Bu durumu; çalışan bir anne üzerinden, annenin bir gün içerisinde olduğu üç farklı rol ile örnekleyebiliriz. Sabah işe giderken çocuğunu okula hazırlayan bir anne, işte geçirdiği zamanda iş sorumluluklarının üstesinden gelmeye çalışan bir iş kadını, eve geldiğinde ev işleri, yemek ve ailesi ile ilgilenen bir eş… Bu temponun üstesinden gelmeye çalışan annenin yoğun ve koşuşturmalı hayatında dinlenecek bir zaman dilimi bulamaması, kendisine ayıracak vakit yaratamaması gibi sebepler; stres dozunu oldukça artıracaktır. Uzun vadede stresli yaşantının getirdiği bu süreç, pek çok toplumda yaygın olarak görülen tükenmişlik sendromu adı verilen psikolojik rahatsızlığı karşımıza çıkarıyor. Tükenmişlik Sendromu Nedir? Tükenmişlik sendromu; ilk olarak 1974 yılında Herbert Freudenberger tarafından ortaya atılmıştır ve günümüzde Dünya Sağlık Örgütü tarafından uluslararası hastalık sınıfında yer almaktadır. En temelde birey, kendisinde içsel olarak bir tükenme hisseder. Bu hissin devamlılığında odaklanamama, yaptığı işte motivasyon düşüklüğüne bağlı başarısızlıklar yaşama dolayısıyla da mutsuzluk ve enerji düşüklüğü oluşur. Tükenmişlik sendromunu herkes yaşayabilir. Özellikle ünlü kişilerde çok yaygın olarak görülmektedir. Maddi olarak fazla kazanç elde edebilen bu kişiler; yoğun iş temposu sebebiyle dinlenememe, kendine yeterince ve kaliteli vakit ayıramama, toplumun kendisinden yüksek beklenti içinde olması gibi sebeplerden dolayı tükenmişlik sendromu yaşayabilmektedirler. Bununla birlikte zamanla yarışmak, bir şeyler yetiştirmeye çalışmak; kişiyi baskı altında hissettireceğinden stres düzeyini de artırmaktadır. Bu perspektiften baktığımızda hizmet sektöründe çalışan bireylerde de yoğun olarak tükenmişlik sendromu ortaya çıkmaktadır. Yoğun çalışma temposu haricinde mükemmelliyetçi ve kontrolcü kişilerde de bu rahatsızlık ortaya çıkabilmektedir. En ufak bir işi en ince ayrıntısıyla düşünerek mükemmeli yaratma isteği ve sıfır hatayı yakalayabilmek için tekrar tekrar kontrol etme arzusu tükenmişlik sendromuna davetiye çıkarmaktadır. Aynı zamanda hayır diyememe rahatsızlığı olarak bilinen kendini feda şeması da bu rahatsızlığı tetikleyebilmektedir. Tükenmişlik sendromunun pek çok semptomu mevcuttur. Tedavi edilmeyen tükenmişlik sendromu, bireyin günden güne kendini daha umutsuz ve mutsuz hissetmesine sebep olabilir. Tükenmişlik Sendromu Belirtileri Nelerdir? Tükenmişlik sendromunda en büyük karışıklık, günlük hayatta yaşanan stresin normalleştirilmesi ve bu rahatsızlığın kişiler tarafından göz ardı edilerek normal hayata devam edilmesidir. Tükenmişlik sendromunun temel belirtileri aşağıdaki gibidir; Bedensel yorgunluk ve tükenmişlik. Duygusal tükenmişlik. Her şeye ve herkese karşı olumsuz düşünceler taşımak. Karamsarlık. Basit işlerde dahi zorlanmak. Yapılan işten soğuma hissi. Değersizlik hissi. Uzun süreli unutkanlık ve dalgınlık. Uyku problemleri. Baş, sırt ve bacak gibi belirli bölgelerde ortaya çıkan ağrılar. Bu belirtilerden birkaçına uzun süreli sahip olmak, tükenmişlik sendromu yaşadığınıza dair bir işaret olabilir. Ortaya çıkan belirtiler zamanla artarak şiddetlenebilir. Aynı zamanda bu psikolojik rahatsızlık, kişiden kişiye göre değişen farklı belirtilerle de kendini gösterebilir. Tükenmişlik Sendromu Nasıl Tedavi Edilir? Tükenmişlik sendromu, bireylerin günlük hayatlarını ve kariyerlerini olumsuz yönde etkilemesine rağmen çözümsüz değildir. Rahatsızlığın şiddeti tedavi sürecine doğrudan etki etmektedir. Bu rahatsızlıkla baş etmek için profesyonel destek alınması önem taşımaktadır. Bir uzman, rahatsızlığın seviyesini belirleyerek, tedavi yöntemini netleştirecek ve süreci başlatacaktır. Belirtilerin çok yoğun olmadığı kişilerde belli başlı önlemler alınarak hızlı bir ilerleme kaydedilebilirken rahatsızlığın ileri seviyesindeki bireyler için daha uzun süreli bir tedavi programının uygulanması gerekebilir. Yapılan görüşme sonrasında bu rahatsızlığa sebep olan kaynaklar tespit edilir ve problemin kaynağına yönelik önlemler alınır. Tedavi devam ederken bireylerin hobi edinmesi, kendilerine vakit ayırmaları ve günün belirli bir zamanında stresten uzak kalacak aktivitelere yönelmeleri önemlidir. Eğer siz de günlük hayatınızda ve iş yaşamınızda kendinizi bitkin, yorgun ve tükenmiş hissediyorsanız www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz. Psikolog B. Su Yıldız
Psikopatoloji Nedir? Kaynağı Nelerdir?
Psikopatoloji; normal olmayan, uyumsuz davranışları derinlemesine inceleyen bir bilim dalıdır. Sosyal ve gelişimsel normlar çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmada davranışın kaynağı, uyumsuzluk düzeyi, uyumsuz davranışın sıklığı, süresi ve şiddeti, bireysel ve zihinsel süreçleri ile birlikte ele alınmıştır. Ayrıca bireyin bu uyumsuz davranışla mücadelesi ve sosyal ilişkilerine yansıması da tüm süreçlerle birlikte değerlendirilir. Bir davranışın psikopatolojik olup olmadığını anlamak için ayırt edici bazı özellikler kullanılmaktadır. Sosyal ve gelişimsel normlarda sapmanın istatistiksel olarak incelenmesi, bu değerlendirmenin ilk adımıdır. Davranış, toplumsal ve gelişimsel açıdan değerlendirilir. Bu değerlendirmede çoğu kişinin yaptığı davranış normal, azınlığın yaptığı davranış anormal olarak adlandırılır. Toplumsal normlar çerçevesinde kişinin yaşadığı ve büyüdüğü kültür özelinde değerlendirme yapılır. Çünkü bir kültürde normal olan davranış, farklı bir kültürde anormal sayılabilir. Örneğin; bir erkeğin batı toplumlarında cinselliğe geç başlamış olması araştırılması gereken bir konu sayılabilecekken doğu toplumlarında normal olduğu varsayılabilir. Gelişimsel normlar ise, fizyolojik açıdan tüm insanlık perspektifinde değerlendirilir. Örneğin; yaşı ilerlemiş bir çocuğun konuşmak yerine hala bebek gibi bağırıp ağlayarak kendini ifade etmesi, tüm yaşıtları açısından değerlendirildiğinde, çıkarım sonucu ile anormal olduğu varsayılabilir. Psikopatolojide bireyin anormal davranışlarının hayatına nasıl etki ettiği, kişinin bu davranışlarıyla yaşamına nasıl devam ettiği, sosyal yaşamında aile ve arkadaşlarıyla ilişkilerinin nasıl olduğu gibi konularla birlikte ele alındığından söz etmiştik. Örneğin; bir kafede otururken ayaklarını masaya atarak oturan bir kişi, bu uyumsuz davranışı umursamazken aile ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecektir. Büyük ihtimalle kişinin çevresi onunla dışarıda görüşmek istemeyecektir. Tüm bunların yanı sıra psikopatoloji normal dışı olan aşırı davranışları incelerken, olması gereken bir davranışın az veya hiç olmamasıyla da ilgilenir. Çünkü bu yetersizlik de normal dışındadır ve mutlaka incelenmesi gerekir. Psikopatolojinin Kaynağı Nedir? Psikopatolojinin kaynağı nedir sorusu derinlemesine araştırma gerektirir. Çünkü normal dışı sergilenen davranışların temelinde psikolojik, fizyolojik, zihinsel ve çevresel pek çok sebep olabilir. Anormal davranışlar saptandıktan sonra bu davranışlara sebep olan kaynak araştırılır. Bir çocuğun toplum içerisinde normal dışı davranışları zihinsel bir rahatsızlık sonucu da olabilir, gelişim geriliğinden de kaynaklanıyor olabilir, ebeveyn ve/veya çevrenin yanlış tutumları sonucu da gelişmiş olabilir. Bu kaynak bulunduktan sonra gerekirse farklı uzmanlarla da değerlendirilerek özel bir program hazırlanabilir. Psikopatoloji ve Rahatsızlıklar En yaygın tespit edilen psikopatolojik rahatsızlıklar; Şizoid Kişilik Bozukluğu Yeme Bozuklukları Depresyon Panik Atak Kumar Bağımlılığı Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Sosyal Fobi Örneğin; kumar bağımlılığı, kişinin fazla para hırsı ile oluşan ve bağımlılık haline gelen, anormal davranışlara sebep olabilecek bir rahatsızlıktır. Kişi kumar oynamadığı zaman aşırı sinirli olabilir, anormal tepkiler verebilir ve davranışları sonucu sosyal ilişkileri zarar görebilir. Bir diğer örnek olarak obsesif kompulsif bozukluğu ele alabiliriz. Bu rahatsızlıkta kişide tekrarlayan davranışlar anormal olarak ele alınır ve mutlaka psikopatoloji çemberinde değerlendirilmelidir. Kişinin bu davranışı sosyal ilişkilerinde soruna neden olabilir ya da davranış gerçekleştirmediğinde kişinin yaşadığı stres kaynağı, hayatında oldukça büyük bir problem ortaya çıkarabilir. Rahatsızlıkların Tanı ve Tedavisi Psikopatoloji alanının incelediği ve tanısını koyduğu tüm rahatsızlıklar, kendine özel belirtiler göstermektedir. Nedenleri ve gelişme öyküleri bireylere göre farklılık gösterebilir. Bu sebeple uzmanların süreçte farklı yollar izlemesi gerekmektedir. Kendinizde ya da çevrenizde birinde bir rahatsızlık olduğunu düşünüyorsanız güvendiğiniz bir uzmandan yardım almalısınız. Tedavi sürecini özenle takip etmek, aksatmamak ve denilenleri yapmak önemlidir. Siz de profesyonel bir yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bizimle https://www.psikolojiantalya.com/ adresinden iletişime geçebilirsiniz. Psikolog B.Su Yıldız
Bağımlılık Sebepleri & Bağımlılıklardan Nasıl Kurtuluruz?
Bağımlılık; herhangi bir unsurun, maddenin, davranışın kişiye fizyolojik veya psikolojik olarak zarar veriyor olmasına rağmen ondan vazgeçememesi, sürekli olarak onunla yaşama isteğinde bulunması ve eksikliği durumunda kriz halinde olmasıdır. Aslında beynimizin kontrolünde “kimyasal çalkantılar” yoluyla gerçekleşen bir durumdur bağımlılık. Sigara, alkol, uyuşturucu gibi madde bağımlılıkları, olmadığında kişilerin kendilerini huzursuz hissettikleri obje bağımlılığı, bir kişiye bağımlılık veya internet, alışveriş, seks gibi davranışsal bağımlılıklar; sıklıkla görülen bağımlılık türleridir. Bağımlı kişiler, bağımlılıkları için yaşarlar. Çünkü kişi için yaşamın ağır yükleriyle mücadele etmek, kişinin içindeki boşluğu doldurmak ancak bağımlılıklarla mümkün olabilir. Tüm bağımlılık türleri verdiklerinden çok daha fazlasını götürür. Bu sebeple kişilerin bağımlılık sebepleri mutlaka detaylıca araştırılmalıdır. Bağımlılık Sebepleri Nelerdir? Her bağımlılığın bir sebebi vardır. Bu sebeplerin en başında da yaşanmışlıklarla başa çıkmak için mücadele etme eylemi vardır. Özellikle travmalar, bağımlılıklar üzerinde önemli rol oynarlar. Ailesini gözleri önünde kaybetmiş bir kişide oluşmuş ağır travma sonucu birey; o ana tekrar geri dönmemek, travmayı hatırlamamak için uyuşturucu veya alkol bağımlısı olmuş olabilir. Duygusal boşluk, değersizlik hissi veya kişinin hep kendinde olmasını istemesi; alışveriş bağımlılığına yol açıyor olabilir. Yaşanmış olan cinsel bir travma; bu durumla başa çıkabilmek ya da kendini cezalandırabilmek adına seks bağımlılığına sebep olabilir. Annesi ile arasında aşırı güvensiz bağlanma yaşamış olan bir çocuk, dış dünyayı tehlikeli bularak annesine bağımlı olabilir. Toksik bir ilişki içerisinde olan ve ilişki içinde sürekli işe yaramaz ve değersiz hisseden bir partner, farklı bir seçiminin olmadığını düşünerek sevgilisine bağımlı olabilir ve kendini sürekli olarak sevdirmeye çalışabilir. Sosyal fobisi olan bir ergen, sosyal sıkıntıdan kaçınmak için, internetin sahte sosyalliği ile internet bağımlısı olabilir. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, her bağımlılığın sebebi kendine özeldir ve bu sebeplerin kaynağına inmek gerekir. Bağımlılıklardan Nasıl Kurtulabiliriz? Bağımlılıklardan kurtulmak, neden ona bağımlı olduğunu, bağımlı olduğu maddenin ya da davranışın kişi için neye hizmet ettiğini keşfetmek ile ilgilidir. Örneğin; sigara bağımlıları genellikle gündelik hayatlarının stresli geçtiğinden yakınırlar; rahatlamayı, keyfi sigarada buldukları için sigarayı bırakamadıklarını ifade ederler. Ancak sigaranın stresi azaltmaktan çok arttırdığı araştırmalarca kanıtlanmıştır. Ancak sigara yerine hoşa giden bir aktivite yapmak, stres kaynaklarını keşfederek hobiler geliştirmek; bu bağımlılıktan kurtulmak için bir yol olabilir. Fark etmek ve adım atmak, bağımlılıklardan kurtulmanın en büyük adımıdır. Bağımlılığın kaynağına inmek ve çözümlemek için uzman desteği, sürecin hızlı ve sağlıklı ilerlemesini sağlar. Siz de bağımlılıklarla mücadele etmek istiyor ve profesyonel yardıma ihtiyaç duyuyorsanız www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Akut Stres Bozukluğu
Akut stres bozukluğu farklı sebeplerden ortaya çıkabilse de genel olarak travmatik olaylardan sonra yaşanan psikolojik rahatsızlıklara verilen genel addır. Akut stres bozukluğu, yaşanmış olan travmadan sonra tedavi edilmediği takdirde travma sonrası stres bozukluğuna sebep olabilmektedir. Dahası, akut stres bozukluğu kendisini yalnızca psikolojik rahatsızlık belirtileri ile değil aynı zamanda fiziksel belirtilerle de gösterebilmektedir. Akut Stres Bozukluğu Nedir? Akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile benzer belirtilere sahip olsa da farklı bir psikolojik rahatsızlıktır. Travma yaşayan bireyler, yaşadıkları akut stres bozukluğundan sonra tedavi olmadığında TSSB ile mücadele etmek zorunda kalabilmektedirler. Akut stres bozukluğu nedir? Sorusunun yanıtı ve ayırt edici özellikleri aşağıdadır; • Kişiler akut stres bozukluğu sebebiyle travmatik olayı tekrar tekrar beyinlerinde yaşarlar ve durduramazlar. • Düzenli olarak devam eden mutsuzluk ve halsizlik hali görülür. • Akut stres bozukluğuyla mücadele eden kişilerde disosiyatif davranışlar (kişinin farkında olmadan kimliğiyle ilgili yaşadığı bellek kaybı) görülmektedir. Kişilerin gerçeklik algıları bozulurken travmatik olayın bazı bölümlerini hiç hatırlamazlar. • Kişiler bilinçli olarak travmatik olayı düşünmekten kaçabilirler. Özellikle o olaya ait yerleri, kişileri ve duyguları görmezden gelmeye çalışmak yaygın bir semptomdur. • Akut stres bozukluğu konsantrasyon bozukluğuna ve uyku problemlerine yol açabilir. Aynı zamanda bireyler, sinirli bir ruh haline bürünerek sözel ya da fiziksel şiddet davranışları gösterebilirler. Kendilerini savunmasız hissederek çok kolay ürkmeleri de olası bir durumdur. Akut Stres Bozukluğu yukarıda belirtilen tüm semptomları tek bir bireyde göstermeyebilir. Kişiden kişiye göre belirtiler değişiklik gösterebilir. Akut Stres Bozukluğu Nedenleri Nelerdir? Akut stres bozukluğu travmatik olarak adlandırılan olaylardan sonra gelişebilmektedir. Travmalardan sonra profesyonel destek almak belirtileri azaltabilir ve hatta akut stres bozukluğunun hiç ortaya çıkmamasını sağlayabilir. Akut Stres bozukluğu nedenleri en temelde aşağıdaki gibi sıralanabilir; Ölüm Ölüm korkusu yaşamak Doğal Afetler Motorlu taşıtlarla yapılan kazalar Cinsel saldırılar ve tecavüzler Aile içi istismar Ölümcül bir hastalığa yakalanmak Yaşanılan olayların etkileri kişiden kişiye farklılık gösterdiği için travmatik olayların etkileri de kişiler özelinde değişiklik gösterebilir. Örneğin doğal afet yaşadıktan sonra bir birey bu olaydan çok etkilenip akut stres bozukluğuyla mücadele etmek zorunda kalırken, aynı olayı yaşayan diğer birey bu durumdan hiç etkilenmeyebilir. Dolayısıyla yaşadığınız bir olay sonrasında akut stres bozukluğu yaşadığınızı ya da çevrenizden birinin bu durumla mücadele ettiğini düşünüyorsanız profesyonel destek alarak durumu çözüme kavuşturabilirsiniz. Akut Stres Bozukluğu Belirtileri Nelerdir? Akut stres bozukluğunu travma sonrası stres bozukluğu ile karıştırmak oldukça sık rastlanan bir durumdur. Akut stres bozukluğunun belirtileri kişiden kişiye göre değişebilmektedir. Buna karşın akut stres bozukluğunu tanımlamaya yardımcı belirtiler bulunmaktadır. Ortaya çıkabilecek belirtilerin ve belirtilerin sıklıklarının farklı kişilerde farklı olacağını unutmamalısınız; • İstemsiz Tekrarlar: Akut stres bozukluğunda kişiler yaşadıkları travmatik anı, rüyalar ya da flashback (geçmişe dönüş)’ler halinde tekrar tekrar yaşayabilirler. Buna istemsiz tekrarlar denilmektedir. • Olumsuz Ruh Hali: Kişiler yaşadıkları travmatik olay sebebiyle sürekli olarak olumsuz bir ruh halinde olabilir. Genellikle üzgün, umutsuz ve yıpranmış görünürler. • Dissosiyatif Semptomlar: Bazı kişiler ise gerçeklik algısını kaybederek travmatik olaylara tepki verebilmektedir. Bazı durumlarda ise yaşanan olayın bazı bölümleri hafızadan silinebilir. • Kaçınma Belirtileri: Travmatik olayla ilgili tüm sorulardan, düşüncelerden ve olay hakkında konuşmaktan kaçınabilirler. • Uyarılma Belirtileri: Travmatik olay sonrasında uyku ve konsantrasyon tamamen değişebilir. Uykusuzluk problemleri görülebilir. Bireyler fiziksel olarak sinirli olabilir ve saldırgan davranışlar sergileyebilirler. Tüm bu belirtilerin yanı sıra akut stres bozukluğu ilerleyen dönemlerde anksiyete ve depresyona sebep olabilmektedir. Akut Stres Bozukluğu Ne Kadar Sürer? Akut stres bozukluğu, travmatik olaydan sonra ortalama 2 gün içerisinde ortaya çıkar ve genellikle 1 ay kadar sürer. Asıl önemli olan 1 ayda gösterilen belirtileri takip ederek erken tedavi uygulamaktır. Tedavi edilmeyen akut stres bozuklukları daha sonra post travmatik stres bozukluğuna yani travma sonrası stres bozukluğuna (TSSB) sebep olabilmektedir. Travma sonrasında aşağıdaki belirtilerden en az üçüne sahip bireylerde akut stres bozukluğunun görüldüğü söylenebilir; Çevreye ilgiyi kaybetme ve odaklanamama Gerçeklik algısında bozulma Kendi gerçekliğiyle ilgili şüpheye düşme Yaşanan travmatik olayın bir kısmını hatırlayamama Sürekli devam eden yorgunluk, uyuşukluk Her akut stres bozukluğu kesinlikle TSSB’ye dönüşecek diyemeyiz ancak; bu rahatsızlıkla ilgili önlem alınması son derece önemlidir. Önlenememesi durumunda kişilerin günlük hayat akışını bozarak yaşam kalitelerini düşürmektedir. Uzman Klinik Psikolog Dizge Yüksel
Ergen Birey Kendine Zarar Veriyorsa
Ergen bireyler için arkadaş çevresinde gerçekleştirilen davranışlar çoğu zaman normal olan ve taklit davranışlardır. Bunun yanı sıra, aykırı olmak ve dikkat çekmek de ergen bireylerin davranışlarının yönünü belirleyen bir faktördür. Kendine zarar verme davranışı da ergenler arasında, arkadaş çevresinde normalleştirilerek ya da ilgi çekmek uğruna yapılması yaygın olarak görülebilir. Özellikle belirli bir arkadaş grubu içerisinde kendini kesme, duvara yumruk atma, üzerinde izmarit söndürme gibi davranışların sık yapılması, durumu normalleştirmektedir. Fakat genellikle arkadaş grubunda kabul görmek veya farklılığını göstermek amacıyla yapılan kendine zarar verme davranışı uzun süreli bir alışkanlık haline gelmez. Ancak çocuğunuzun kendine zarar verme davranışının tekrarlandığı bir tablodan bahsediyorsak altında çok daha derin duygusal zorlantılar görülür. Bu yüzden “bu davranışı sadece taklit veya ilgi çekmek için yapıyor; bizi üzmek için yapıyor” gibi söylemler çocuğunuzla aranıza öfkeden duvarlar örmenin yanısıra çocuğunuzun altta yatan psikolojik ihtiyaçlarını da azımsamak dışında çok fazla etkili olmaz. Bu yüzden gelin bu davranışı daha derinlemesine ele alalım. Aileler için son derece can sıkıcı olabilen bu davranışlar nelerdir? Ergen birey kendine zarar veriyorsa nasıl bir yol izlenebilir? Ergen Bireyler Kendilerine Neden Zarar Verir? Dış çevre tarafından çok fazla anlam verilemese de kendine zarar verme davranışı gerçekleştiren ergen bireylerin mantıklı açıklamaları vardır. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendine zarar vermek, ilgi çekmenin yanı sıra bir rahatlama yöntemi olarak da kullanılabilir. Genel olarak ergen bireylerin kendilerine zarar verme sebepleri aşağıdaki gibidir; Duygusal acılarla baş edememek Boşluk hissi karşısında ne yapacağını bilememek Öfke kontrolünde yaşanan güçlükler İstek ve problemlerin yeterince açık şekilde ifade edilememesi Anlaşılmadığını düşünmek Kendine ya da başkalarına bu yöntemle ceza vermek, kendini cezalandırmak. Ergen bireyler, duygusal acılarla baş edemedikleri zaman kendilerine zarar vererek kısa süreli rahatlamalar yaşayabilirler. Bu rahatlamayı fark ettikten sonra da davranış alışkanlık haline dönüşebilir. Her ne kadar belirli bir süre sonra pişmanlık duyulsa da alışkanlık süreklilik kazanmış olabilir. Bazı ergenler yalnızca deneyim için kendine zarar verir ve alışkanlık haline getirmez. Kendine Zarar Verme Davranışını Tetikleyen Diğer Faktörler Nelerdir? Kendine zarar vermek, yalnızca ergenlik dönemiyle ortaya çıkmaz. Ergen bireyin bu davranışa olan yatkınlığı da tetikleyici olabilir. Örneğin ailede ya da yakın arkadaş çevresinde bu tarz hareketleri olan bireylerin var olması örnek teşkil eder. Aynı zamanda antisosyal ve borderline gibi kişilik bozukluklarının belirleyici özellikleri arasındadır. Ergen bireyin kendine zarar verme davranışı yalnızca ergenliğine bağlı olmayabilir. Bu sebeple detaylı bir inceleme gerekmektedir. Ergenlerin Zarar Verme Davranışını Engellemek İçin Ne Yapılabilir? Ergenlerin duygu durumları çok sık değişir ve kendilerini regüle etmekte zorlanabilirler. Yaşadıkları duygular çoğu zaman uç noktalardadır ve baş etmesi zordur. Tam da bu sebeple öncelikle duygulara yönelmek gerekir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında yapılması gerekenler aşağıdadır; Bireyin duyguları tanınmalı ve yok sayılmamalıdır. Çocuklar kendi duygularını ancak böyle tanır ve düzenleme becerisi kazanırlar. Özellikle olumsuz duygular göz ardı edilmemeli, üzerine konuşulmalıdır. Benlik saygısı bu dönemde her anlamda önemlidir. Ebeveyn olarak çocuğunuzun doğru ve başarılı davranışlarını takdir etmeli ve ona kendini sevmeyi öğretmelisiniz. Ebeveynlerin öfke karşısında nasıl tepki verdikleri çocuklar için çok önemlidir. Çocuğunuz öfke kontrolünü sağlayamıyorsa ona bu duyguyla nasıl başa çıkabileceğini uygulamalı olarak göstermeli ve örnek olmalısınız. Kendine zarar verme davranışı karşısında büyük ve ani tepkiler vermemelisiniz. Sakin bir şekilde konuyu ele almalı ve çocuğunuzla konuşmalısınız. Ebeveyn davranışları çok önemli olduğu için genel anlamda aşırı tepkilerden kaçınmalısınız. Kavga ve gürültü, böyle bir dönemde sağlıklı olmayacaktır. Oldukça hassas olunan böyle bir konu için, mutlaka profesyonel yardım almanız, sorunun sağlıklı şekilde çözülmesine yardımcı olacaktır. Eğer siz de çocuğunuz için endişeleniyor ve kendine zarar verme davranışının bir alışkanlık haline geldiğini düşünüyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek, +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.
Hayatı Paylaşmak ile Zindan Etmek Arasındaki İnce Çizgi
Hayatın getirdiği yükü birlikte omuzlamak, mutlu anılar biriktirmek; her çiftin isteğidir. Ancak bazen bu ümitlerle yola çıkılmış olunsa bile hayat, çift için zindan hale gelebilir. Hayat paylaşıldığında güzel, zindan olduğunda ise azaptır. Bu iki uç duygu arasında ise ince bir çizgi vardır. Çiftin birbirlerine olan saygıları, birbirlerinden beklentileri, iletişimleri, özgürlükleri, geçmiş yaşantıları, bireysel özellikleri; çiftlerin çizginin hangi tarafında olduklarını ifade eder. Hayatı Paylaşmak Nedir? İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta diye tabir edilen; hayatın en mutlu anlarında olduğu gibi en zor anlarında da birlikte olmak hayatı paylaşmaktır. Hayatın yükünü birlikte taşımak, kadın çocuk bakarken erkeğin evi süpürmesi, hasta yatan kadına erkeğin çorba yapmasıdır… Tüm zorluklara birlikte göğüs gerildiği gibi birlikte geçirilen vaktin de kaliteli olmasıdır. Ortak zevkler ve hobiler, geçirilen kaliteli vakitlerin artması ve hayatı mutlu paylaşmaya olumlu yönde katkı sağlayan faktörlerdir. İki tarafında balık tutmayı sevmesi, maç seyretmesi, benzer restoranlardan ve film türlerinden hoşlanması; birlikte kaliteli geçirilen vakitleri çoğaltır. Hayat böyle güzel paylaşılabiliyorken zindan etmemek için empati kurmak ve karşı tarafı iyi anlamak önemlidir. Her ilişkide mutlaka tartışma olur. Tartışmalar, hayatı zindan eden en önemli unsurlardır. Tartışmaları kavgaya çevirmemek çok önemlidir. Sakin bir ses tonuyla konuşmak, öfkeli anda konuşmamak, seçilen kelimelere çok dikkat etmek; karşı tarafı kırmayı engeller. Yapıcı davranmak ve o anki öfkeye yenik düşmemek çok önemlidir. Saygıyı korumak hayatı paylaşmanın en önemli yoludur. Hayatı Zindan Eden Unsurlar Nelerdir? Birlikte güzel günler hayaliyle başlayan bir ilişki, çiftlerden birinde var olan bireysel psikolojik problemlerin etkisi, geçmiş yaşantıların bugüne olan yansıması ile zindan olabileceği gibi; beklentilerin farklılığı, bir tarafın diğer tarafa daha fazla önem vermesi gibi sebepler yüzünden de zindan olabilir. Peki, hayatı zindan eden temel unsurlar nelerdir? Kıskançlık: Partnerini karşı cinsten kıskanmak, en temel kıskançlık sebebidir. Toplum içinde normalleştirilen, partneri kıskanç olduğu için kendi özgürlüğünü kısıtlayan bireyler için de hayat zindandır. Bu noktada partnerin kıskançlığının altında yatan temel sebep araştırılmalıdır. Bireysel özgüven problemleri, aldatılma gibi yaşantılar bugüne etki ederek bugünü zindan ediyor olabilir. Şüphecilik: Partnerine karşı sürekli şüphe duymak hayatı paylaşmayı neredeyse imkansız hale getirmektedir. Bu noktada partnerin her yaptığı altında olumsuz bir durum arayarak şüphe duyan bir kişi ve partneri için de hayat zordur. Bu noktada da olumsuz geçmiş yaşantıları, kişiyi bu denli şüpheye itenin ne olduğu üzerinde mutlaka durulmalıdır. Partner rolünden çıkmak: Bazı erkekler partnerinde annesinin özelliklerini arar ve annesinin yaklaşımını beklerken, bazı kadınlar ise babasının özelliklerinde davranmasını isteyebilir. Bu noktada kişilerin çocukluk yaşantılarında yaşadıkları, anne ve baba figürlerinin o kişi için ne ifade edildiğine bakmak gerekmektedir. Ebeveynlik ve karı koca ilişkisini ayıramamak: Çocuğa fazla adapte olmak ve kendilerine zaman ayırmamak, ayrılan küçük bir vakti verimli geçirmemek çift arasındaki iletişimi azaltacağından yine hayatı zindan edecektir. Bu unsurlardan yalnızca birinin var olması bile partnerlerin arasını bozabilir ve hayatı güzel paylaşmalarını zaman zaman engeller. Eğer karşılıklı ya da tek taraflı bu problemlerin ilişkinizde var olduğunu düşünüyor ve hayatı paylaşmaktansa zindan ettiğinizi düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. İki taraf için de profesyonel bir süreç, çiftin birlikte güzel bir hayata yelken açmasına yardımcı olabilir. Sorunlarınızın çözümüne profesyonel destek için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. psikolojist / Süpervizör Özgül Elitok
Ergenlerde Dürtü Kontrol Bozukluğu
Dürtü kontrol bozukluğu, her yaşta ortaya çıkabilen psikolojik bir problemdir. Bireylerin, kendilerini ve bağımsızlıklarını keşfettikleri ergenlik döneminde de dürtü kontrol bozukluğu görülebilir. Ergen bireyler, çoğu zaman dürtülerini kontrol edemeyerek yaptıkları davranışlardan haz alma eğiliminde olabilirler. Ancak eğer ergenlerde dürtü kontrol bozukluğu görülüyorsa, hem kendilerine hem de etraflarındakilere zarar verme durumu söz konusudur. Bu sebeple bu psikolojik rahatsızlık, mutlaka tedavi edilmelidir. Ergenlerde Dürtü Kontrol Bozukluğu Nedir? Dürtü kontrol bozukluğu, hayatın birçok alanında kendini gösterebilmektedir. En yaygın görülen dürtü kontrol bozuklukları şöyledir; Ateş yakma Alkol kullanımı Uyuşturucu kullanımı Aşırı cinsel davranışlar Kumar Hırsızlık Ergen bireyler bu olumsuz davranışları sergilerken yanlış olduğunun farkındadırlar ancak; hem sonuçlarının nelere mal olabileceğini düşünemezler hem de kendilerine hakim olamazlar ve hatta bu davranışları tekrar yapmak isterler. Bu nedenle kontrol bozukluğu adı verilmektedir çünkü kontrol artık bireyin kendisinde değildir. Ergenlerde dürtü kontrol bozukluğu nedir sorusu; en net haliyle bu şekilde yanıtlanabilir. Dürtü Kontrol Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir? Ergenlerde dürtü kontrol bozukluğu; eskiye oranla daha sık gündeme gelmiş olsa da, hala birçok insan tarafından bilinmemektedir. Özellikle ergen bireyler söz konusu olduğunda; bu davranışların kişinin ergen olduğundan kaynaklandığına, böyle uç davranışların ilerleyen dönemde kendiliğinden geçeceğine dair yanlış bir inancın gelişmesine sebep olmaktadır. Ayrıca yapılan her yanlış davranış, dürtü kontrol bozukluğu olarak adlandırılmamalıdır. Çünkü ergenlik döneminde bireylerin fiziksel gelişimleri son derece hızlıdır. Hormonel değişikliklerle birlikte enerjileri yüksektir ancak düşünme yetenekleri o hızla gelişmez. Kısaca söylemek gerekirse ruh ve beden birbirini tamamlayamaz. Bu yüzden yaptıkları davranışların sonuçlarını bir yetişkin kadar detaylı ve istikrarlı bir şekilde düşünmelerini beklemek içinde bulundukları gelişimsel sürece bakıldığı zaman gerçekçi olmaz. Bu yüzden dürtü kontrol bozukluğu ve gelişimsel olarak beklenen daha dürtüsel davranışlarda bulunma hali arasındaki farkı detaylıca anlamlandırmak gerekir. Bazı belirtiler, bizlere bu rahatsızlığa dair ipuçları verir. Bu belirtiler aşağıdaki gibidir; Kişinin yanlış davranışlar sergiledikten sonra hissettiği rahatlama. Bu davranışlar sergilenmediğinde öfke hali. Kendilerine ya da başkalarına zarar verecek olunsa bile durduramama. Davranışlar sergilenmeden önce plan yapma ya da plansız şekilde aniden ortaya çıkması. Davranıştan sonra gelen rahatlama hissi geçtikten sonra hissedilen pişmanlık ve üzüntü. Dürtü kontrol bozukluğunun belirtilerinden bazılarıdır. Ergenlerde Görülen Dürtü Kontrol Bozuklukları Nelerdir? En yaygın görülen dürtü kontrol bozukluğu, çalma hastalığı olarak adlandırılan kleptomanidir. Bu durumda kişi, ihtiyacı olmadığı halde dürtüsel şekilde hırsızlık yapar ve bu esnada zevk alır. Eylem gerçekleştirilmeden önce yaşanan gerginlik hissi de tetikleyicidir. Saç koparma hastalığı ise daha çok kız çocuklarında görülmektedir. Ergenlik döneminde kızlar yalnızlık korkusu ve ailede yaşanan kavgalar gibi sebeplerle, saçları kalmayana dek saçlarını koparabilmektedir. Bu esnada yaşadıkları rahatlama hissi sebebiyle davranışı sürekli tekrarlarlar. Yangın çıkarma hastalığı ise son derece tehlikeli olan bir dürtü kontrol bozukluğudur ve dikkatle ele alınması gerekir. Ateşe, alevlere ve hatta itfaiyelere ilgi duyan ergenler de görülebilir. Bu ilgiler daha çok erkek çocuklarında ortaya çıkmaktadır. Bahsedeceğimiz son dürtü kontrol bozukluğu ise patolojik kumar oynama hastalığıdır. Ergenler çok fazla paraları olmamasına rağmen, kendilerini tehlikeye atacak ortamlara girer ve kumar oynarlar. Ergenlerde Dürtü Kontrol Bozukluğu Rahatsızlığının Tedavileri Nelerdir? Ergenlerde dürtü kontrol bozukluğunu tedavi etmek zorlayıcı olabilmektedir. Çünkü çoğunlukla ergenler bu durumu kabullenmeyerek tedaviyi reddederler. Yaşadıkları rahatlama hissinden vazgeçmek istemez ve dürtüsel davranışları sergilemediklerinde yaşadıkları öfke duygusuyla başa çıkmakta zorlanırlar. Bu psikolojik rahatsızlık, gerekli olduğunda ilaç ve terapiyle tedavi edilmektedir ve en sık kullanılan terapi yöntemi, bilişsel davranışçı terapidir. Doğru tedavinin uygulanabilmesi için bir uzmanın doğru teşhisi koyması gerekmektedir. Eğer çocuğunuz, sizin koyduğunuz sınırları umursamıyor ve etrafına zarar verecek tavırlar sergiliyorsa internet sitemizden bilgi alabilir ve bize ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 numaralı telefonlardan bizimle iletişime geçerek konu hakkında daha detaylı bilgi alabilirsiniz.









