En başarılı, en zeki, en güzel “hep ama hep” benim. Bu cümleleri çok duymayız ama duyduğumuzda şüpheyle yaklaşırız. Şüphemiz sorunlu bir kişiliğin karşımızda olup olmadığıdır. Elbette bu şekilde düşünen insanlar, birtakım kişilik bozukluklarının; özellikle Narsisistik kişilik bozukluğunun en önemli adaylarıdır. Bu kişilerin odak noktaları hep kendileridir. Etrafındaki kişiler tarafından da gözde olmak, beğenilmek, başarılı bulunmak isterler. Yıldız gibi parlayanların kendileri olması gerektiği için karşısındaki kişileri küçümseme, aşağı görme, ezme gibi eylemleri olabilir. Bu kişilik özelliklerine sahip bireylerle iş, aşk veya arkadaşlık ilişkileri de hayli zordur. İyi olan hep o kişidir, doğruyu hep o bilir, hata yapma ihtimali yoktur. Eğer ortada bir sorun varsa, karşısındaki yüzündendir… Bu sebeple narsisizm ve aşk, karşı taraf için oldukça yıpratıcı bir başlıktır. Bu konuya değinmeden önce narsisizmden geniş çaplı olarak söz etmek gerekir. Narsisistik Kişilik Bozukluğu Neden Ortaya Çıkmaktadır? Narsisistik kişilik özellikleri, çocukluk veya ergenlik dönemlerinde kendini belli etmeye başlar. Özellikle ebeveynlerin çocukları yetiştirme tarzları, bu kişilik bozukluğunun oluşmasında önemli nedenlerden biridir. Çocuklara gösterilen aşırı ilgi, dünyanın merkezinde çocuğun olması, sınırların çizilmemesi, bir dediğinin iki edilmemesi; narsisistik kişilik bozukluğuna zemin hazırlayan faktörlerdendir. Tam tersi olarak ebeveyn tarafından çocuğa hiç ilgi gösterilmemesi, çocuğun dışlanması, sürekli itilip kakılması da sevgiye aç çocukta kendini aşırı sevme şeklinde dışa vurabilir. Narsisistik Kişilik Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir? Narsisistik kişilik bozukluğu; istisnasız herkes tarafından aşırı beğenilme, ilgi görmeyi isteme şeklinde belirgin özelliklere sahiptir. Diğer belirtiler; Aşırı kibirli olmak, Kendini aşırı beğenmek, Karşısındaki insanları düşünmemek ve empati yapamamak, Kendi çıkarları uğruna karşısındaki insanları manipüle etmek, Her yerde ilgi odağı olma arzusu… narsisizmin en belirgin özelliklerindendir. Narsistik Kişilik Bozukluğu Olan Kişilerle Romantik İlişki Tüm bu bilgiler ışığında narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bir bireyle romantik ilişki, iki taraf için de oldukça zordur. Bunun sebebi, bireylerin sevilme ve onaylanma ihtiyacının çok üst seviyelere çıkmasıdır. Narsistik bireyler aşk ilişkilerinde neden problem yaşarlar? Empati yapamadıkları ya da yapmak istemedikleri için karşı tarafı anlamakta güçlük çekerler. Çok fazla ilgi beklerler ve alamadıklarında öfke duyabilirler. Partnerlerinde hayranlık uyandırıcı özellikler olmasını isterler. Çok başarılı ya da çok güzel olmalarını beklemek örnek olarak gösterilebilir. Partnerlerinin istek ve ihtiyaçlarından ziyade kendilerine odaklanırlar. Reddedilmeye karşı son derece hassas davranırlar. En ufak bir buluşma talebinin reddedilmesi bile onlara kötü hissettirir. Narsisistik bireyler genel olarak “ben ve yine ben” bakış açısıyla ilişki kurarlar. Tek taraflı taleplerinin karşılanmasını beklerler. Karşılanmadığında ise öfke duyar ve kavga ederler. Böylesine zor bir kişi ile ilişki içerisinde olmak, partner tarafında bireysel olarak da psikolojik sorunlara sebebiyet verebilir. Bu ilişki içerisinde partnerde özgüven eksikliği, depresyon, panik atak, öfke kontrol sorunları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyde ise, yaşanan her olumsuz durumla başa çıkmak çok zordur. Özellikle terk gibi konular, narsisistik bireyler için kabul edilmesi zor konulardır. Eğer narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireyseniz, ilişkinizde yaşadığınız sorunlardan yorulduysanız veya narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bir bireyle ilişki yaşıyorsanız ve desteğe ihtiyacınız varsa bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 ve +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir, profesyonel destek alabilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Seren Akman
Romantik İlişkilerde Yaş Farkı, Psikolojimizden Nasıl Etkiliyor?
Karşı cinsle olan etkileşimde yaş farkı; bazıları için önemli bir kriterdir, bazı kişiler için ise yaşın hiçbir önemi yoktur. Kimi kadın; kendinden büyük, olgun olarak tabir ettiği yaşı büyük erkeklerden etkilenirken kimi kadın kendinden küçük erkekleri çekici bulabilir. Aynı şekilde bazı erkekler de yaşı büyük kadınlardan etkilenirken, bazı erkekler küçük kadınlarla birlikte olmayı arzu edebilir. Peki romantik ilişkilerde yaş farkına önem verenler, neden bu kritere bu kadar önem veriyor? Yaş Farkı ve İlişkilerde İhtiyaç Arayışı Romantik ilişkiler; çocukluk yaşantılarının, deneyimlerin ve travmaların etkisi altındadır. Biz bilinçli olarak yapmasak bile, bilinç dışımız bu süreci yönetir. Çocukluk yaşantılarında anne-baba ile olan ilişki, yaşanmış olan travmalar özellikle cinsel travmalar; ilişkilerdeki rolleri belirler. Bu roller, bir ihtiyaç arayışından veya partnerin ihtiyacı olan bir role bürünme durumundan kaynaklanabilir. Eğer erkek, kendinden büyük bir kadınla ilişki yaşamak istiyorsa burada erkeğin bir anne arayışından söz edebiliriz. Çünkü anne, bakım verendir. Çocukluk döneminde bu bireyin annesi tarafından sevgi, bakım ve duygusal bağ ihtiyaçları karşılanmadıysa; bu ihtiyacı karşılamak için kişinin ilişkisinde anne rolüne sahip olacak bir partnere ihtiyacı vardır. Aynı şekilde bir kadın, kendinden çok fazla büyük bir erkekle birlikte olmak istiyorsa; burada da kadının küçük bir kız çocuğu rolünde olduğunu söyleyebiliriz. Kadın; babasıyla çocukluk döneminde karşılayamadığı sevgi, ilgi, koruma gibi ihtiyaçlarını, kendinden büyük bir erkekle birlikte olarak karşılamaya çalışmaktadır diyebiliriz. Bir başka deyişle hayat tecrübesini ilerletmiş erkek; bu süreden edindiği güç ile partnerine sahip çıkma düşüncesi, kadın için sığınılacak liman arayışının sonucudur. Bireylerin geçmişte yaşadığı zorlukların maddi çözüm ile sonuca ulaştırılacağını düşünmek; ilişkilerde yaş farkının ortaya çıkmasına neden olan önemli durumlardan biridir. Erkek ya da kadın açısından mevcut durumdan çıkış yolunu maddiyatta arayan ve bu tip ilişkilere girmekten çekinmeyen kişiler, pek çok kez sosyal ortamlarda karşılaştığımız örneklerdir. Ancak bu örneklerin sağlıklı ilişki olarak görülmesi, her defasında şüphe uyandıran bir ayrıntıdır. Bu örnekler çerçevesinde kişinin etrafında bulunan “arkadaş veya aile bireyleri”, kişinin ilişkilerinde yaşla ilgili neden böyle takıntıları olduğunu ya da denk yaşta birileriyle birlikte olmak istemediğine pek bir anlam veremiyor olabilirler. Ancak bu durumun altında pek çok sebep yatmaktadır. Elbette; kişiler aşkı istedikleri kişide bulabilir, etkilendiği kişilerle birlikte olabilirler. Ancak; bu durumun altında yatan sebepler mutlaka araştırılmalıdır. Sağlıklı romantik ilişkiler; ebeveyn rolleri ile değil, sevgili rolleriyle sürdürülmelidir. Eğer siz de romantik ilişkilerinizde yaş farkına takılıyor ve farkında olmadan çocukluk döneminde ebeveynlerinizden alamadığınız ihtiyaçları karşılama eğilimine giriyorsanız, bir uzmana danışmanız faydalı olacaktır. Bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Seren Akman
Romantik İlişkilerde Güç Kimde Olmalı?
Ben daha güzelim, ben daha çok para kazanıyorum, benimle birlikte olacaksan bu şekilde giyinemezsin…’’ Bu cümleler ilişkilerde duymaya alışkın olduğumuz; bir tarafın hep baskın, diğer tarafın pasif bırakıldığı veya iki tarafın da sürekli güç yarıştırarak üstün olmaya çalışması ile yönetilmeye gayret edilen birkaç cümle tipidir. Peki romantik ilişkilerde doğru iletişim bu şekilde midir? Ya da ilişkilerde partnerler neden birbirlerine güçlerini kanıtlamaya çalışırlar? İlişkilerde güç kimde olmalı? Bu soruların yanıtları, aslında var olan çok çeşitli sorunların gün yüzüne çıkması ile ilgilidir. İlişkilerde Neden Güç Savaşı Yaşanır? Romantik ilişkilerde bazı çiftler, ilişkinin kontrolünü; gücünü ortaya koyarak kendi lehine yönetmeye çalışırlar. Sınırlar ihlal edilir, kontrolcülük ortaya çıkar; karşı taraf duygu ve düşünce olarak manipüle edilir. Bunun sebepleri çok çeşitlidir. İlişkilerde bu tür güç savaşları olduğunda çiftler, bireysel ve toplum normlarını gözeterek ele alınmalı ve çocukluk yaşantılarından bugüne kadar olan sürede yaşadıkları gözden geçirilmelidir. Örneğin; maddi açıdan eşinden daha çok kazanç elde ettiği için bunu sürekli dile getiren bir kadını varsayalım. Elbette kazançlar arasında böyle bir durum söz konusu olabilir. Ancak toplumsal olarak ele aldığımızda erkek evin geçimini sağlayan asıl karakterdir. Bu sebeple kadın, bu durumdan dolayı kendini daha güçlü hissederek bunu partnerini yönetme noktasında bağlayıcı bir koz durumuna getirmiş olabilir. Bir başka örnek olarak yine sıklıkla duyduğumuz ‘’ben sana güveniyorum ama başkalarına güvenmiyorum’’ sözü. Devamında erkeğin daha güçlü olduğu ve bu sebeple kadının giyim veya başkalarıyla iletişimine karıştığı durumlar… Erkek cephesinden bakıldığında bu şekilde bir davranış, çoğu zaman partnerine veya çevreye değil, kendine olan güvensizliğinden kaynaklanabiliyor. Çünkü kadın daha güzel olursa veya daha fazla kişiyle iletişim kurarsa, partnerinde olan eksiklikleri fark edeceği için kişi, terk korkusu içinde yaşıyor. Bu durum, kişinin bireysel olarak geçmiş yaşantılarında neler yaşadığı, eksikliklerinin hangi temellerden kaynaklandığı ile ilişkilidir. Yani bu savaşın sebeplerini; Bireysel sorunların dışa vurumu. Partnerini kaybetme korkusu. Partnerini manipüle ederek kendisine bağlamaya çalışması. Toplumsal cinsiyet rollerinin kadına ve erkeğe yüklediği sorumluluklarda kadın erkeğin, erkek kadının rolünü yapıyor olması. Şeklinde sıralayabiliriz. İlişkilerdeki güç savaşı, kendini kanıtlama çabası; beraberinde hep ‘’daha’’ kelimesi ile başlayan cümlelerin çoğalmasına ve ilişkinin gerilmesine sebep olur. Güç kadında da erkekte de olmamalıdır. Güç dengeli olmalı, belirli normlar çerçevesinde değil; olaylar özelinde değerlendirilmelidir. Kadın erkeğe, erkek kadına alan tanımalı ve her konu demokratik yollarla çözüme ulaştırılmalıdır. İlişkisinde güç savaşı, hep bir sebep dolayısıyladır ve yıpratıcıdır. Böyle bir ilişkide kendi gücünüzü kaybettiğinizi düşünüyorsanız bir uzmana danışmanız faydalıdır. Durumun kaynağının keşfedilerek çözümlenmesi, ilişkinin de mutlu sürmesine yardımcı olacaktır. Profesyonel desteğe ihtiyaç duyduğunuz noktada www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Psikopatoloji Nedir? Kaynağı Nelerdir?
Psikopatoloji; normal olmayan, uyumsuz davranışları derinlemesine inceleyen bir bilim dalıdır. Sosyal ve gelişimsel normlar çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmada davranışın kaynağı, uyumsuzluk düzeyi, uyumsuz davranışın sıklığı, süresi ve şiddeti, bireysel ve zihinsel süreçleri ile birlikte ele alınmıştır. Ayrıca bireyin bu uyumsuz davranışla mücadelesi ve sosyal ilişkilerine yansıması da tüm süreçlerle birlikte değerlendirilir. Bir davranışın psikopatolojik olup olmadığını anlamak için ayırt edici bazı özellikler kullanılmaktadır. Sosyal ve gelişimsel normlarda sapmanın istatistiksel olarak incelenmesi, bu değerlendirmenin ilk adımıdır. Davranış, toplumsal ve gelişimsel açıdan değerlendirilir. Bu değerlendirmede çoğu kişinin yaptığı davranış normal, azınlığın yaptığı davranış anormal olarak adlandırılır. Toplumsal normlar çerçevesinde kişinin yaşadığı ve büyüdüğü kültür özelinde değerlendirme yapılır. Çünkü bir kültürde normal olan davranış, farklı bir kültürde anormal sayılabilir. Örneğin; bir erkeğin batı toplumlarında cinselliğe geç başlamış olması araştırılması gereken bir konu sayılabilecekken doğu toplumlarında normal olduğu varsayılabilir. Gelişimsel normlar ise, fizyolojik açıdan tüm insanlık perspektifinde değerlendirilir. Örneğin; yaşı ilerlemiş bir çocuğun konuşmak yerine hala bebek gibi bağırıp ağlayarak kendini ifade etmesi, tüm yaşıtları açısından değerlendirildiğinde, çıkarım sonucu ile anormal olduğu varsayılabilir. Psikopatolojide bireyin anormal davranışlarının hayatına nasıl etki ettiği, kişinin bu davranışlarıyla yaşamına nasıl devam ettiği, sosyal yaşamında aile ve arkadaşlarıyla ilişkilerinin nasıl olduğu gibi konularla birlikte ele alındığından söz etmiştik. Örneğin; bir kafede otururken ayaklarını masaya atarak oturan bir kişi, bu uyumsuz davranışı umursamazken aile ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecektir. Büyük ihtimalle kişinin çevresi onunla dışarıda görüşmek istemeyecektir. Tüm bunların yanı sıra psikopatoloji normal dışı olan aşırı davranışları incelerken, olması gereken bir davranışın az veya hiç olmamasıyla da ilgilenir. Çünkü bu yetersizlik de normal dışındadır ve mutlaka incelenmesi gerekir. Psikopatolojinin Kaynağı Nedir? Psikopatolojinin kaynağı nedir sorusu derinlemesine araştırma gerektirir. Çünkü normal dışı sergilenen davranışların temelinde psikolojik, fizyolojik, zihinsel ve çevresel pek çok sebep olabilir. Anormal davranışlar saptandıktan sonra bu davranışlara sebep olan kaynak araştırılır. Bir çocuğun toplum içerisinde normal dışı davranışları zihinsel bir rahatsızlık sonucu da olabilir, gelişim geriliğinden de kaynaklanıyor olabilir, ebeveyn ve/veya çevrenin yanlış tutumları sonucu da gelişmiş olabilir. Bu kaynak bulunduktan sonra gerekirse farklı uzmanlarla da değerlendirilerek özel bir program hazırlanabilir. Psikopatoloji ve Rahatsızlıklar En yaygın tespit edilen psikopatolojik rahatsızlıklar; Şizoid Kişilik Bozukluğu Yeme Bozuklukları Depresyon Panik Atak Kumar Bağımlılığı Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Sosyal Fobi Örneğin; kumar bağımlılığı, kişinin fazla para hırsı ile oluşan ve bağımlılık haline gelen, anormal davranışlara sebep olabilecek bir rahatsızlıktır. Kişi kumar oynamadığı zaman aşırı sinirli olabilir, anormal tepkiler verebilir ve davranışları sonucu sosyal ilişkileri zarar görebilir. Bir diğer örnek olarak obsesif kompulsif bozukluğu ele alabiliriz. Bu rahatsızlıkta kişide tekrarlayan davranışlar anormal olarak ele alınır ve mutlaka psikopatoloji çemberinde değerlendirilmelidir. Kişinin bu davranışı sosyal ilişkilerinde soruna neden olabilir ya da davranış gerçekleştirmediğinde kişinin yaşadığı stres kaynağı, hayatında oldukça büyük bir problem ortaya çıkarabilir. Rahatsızlıkların Tanı ve Tedavisi Psikopatoloji alanının incelediği ve tanısını koyduğu tüm rahatsızlıklar, kendine özel belirtiler göstermektedir. Nedenleri ve gelişme öyküleri bireylere göre farklılık gösterebilir. Bu sebeple uzmanların süreçte farklı yollar izlemesi gerekmektedir. Kendinizde ya da çevrenizde birinde bir rahatsızlık olduğunu düşünüyorsanız güvendiğiniz bir uzmandan yardım almalısınız. Tedavi sürecini özenle takip etmek, aksatmamak ve denilenleri yapmak önemlidir. Siz de profesyonel bir yardıma ihtiyaç duyuyorsanız bizimle https://www.psikolojiantalya.com/ adresinden iletişime geçebilirsiniz. Psikolog B.Su Yıldız
Akut Stres Bozukluğu
Akut stres bozukluğu farklı sebeplerden ortaya çıkabilse de genel olarak travmatik olaylardan sonra yaşanan psikolojik rahatsızlıklara verilen genel addır. Akut stres bozukluğu, yaşanmış olan travmadan sonra tedavi edilmediği takdirde travma sonrası stres bozukluğuna sebep olabilmektedir. Dahası, akut stres bozukluğu kendisini yalnızca psikolojik rahatsızlık belirtileri ile değil aynı zamanda fiziksel belirtilerle de gösterebilmektedir. Akut Stres Bozukluğu Nedir? Akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile benzer belirtilere sahip olsa da farklı bir psikolojik rahatsızlıktır. Travma yaşayan bireyler, yaşadıkları akut stres bozukluğundan sonra tedavi olmadığında TSSB ile mücadele etmek zorunda kalabilmektedirler. Akut stres bozukluğu nedir? Sorusunun yanıtı ve ayırt edici özellikleri aşağıdadır; • Kişiler akut stres bozukluğu sebebiyle travmatik olayı tekrar tekrar beyinlerinde yaşarlar ve durduramazlar. • Düzenli olarak devam eden mutsuzluk ve halsizlik hali görülür. • Akut stres bozukluğuyla mücadele eden kişilerde disosiyatif davranışlar (kişinin farkında olmadan kimliğiyle ilgili yaşadığı bellek kaybı) görülmektedir. Kişilerin gerçeklik algıları bozulurken travmatik olayın bazı bölümlerini hiç hatırlamazlar. • Kişiler bilinçli olarak travmatik olayı düşünmekten kaçabilirler. Özellikle o olaya ait yerleri, kişileri ve duyguları görmezden gelmeye çalışmak yaygın bir semptomdur. • Akut stres bozukluğu konsantrasyon bozukluğuna ve uyku problemlerine yol açabilir. Aynı zamanda bireyler, sinirli bir ruh haline bürünerek sözel ya da fiziksel şiddet davranışları gösterebilirler. Kendilerini savunmasız hissederek çok kolay ürkmeleri de olası bir durumdur. Akut Stres Bozukluğu yukarıda belirtilen tüm semptomları tek bir bireyde göstermeyebilir. Kişiden kişiye göre belirtiler değişiklik gösterebilir. Akut Stres Bozukluğu Nedenleri Nelerdir? Akut stres bozukluğu travmatik olarak adlandırılan olaylardan sonra gelişebilmektedir. Travmalardan sonra profesyonel destek almak belirtileri azaltabilir ve hatta akut stres bozukluğunun hiç ortaya çıkmamasını sağlayabilir. Akut Stres bozukluğu nedenleri en temelde aşağıdaki gibi sıralanabilir; Ölüm Ölüm korkusu yaşamak Doğal Afetler Motorlu taşıtlarla yapılan kazalar Cinsel saldırılar ve tecavüzler Aile içi istismar Ölümcül bir hastalığa yakalanmak Yaşanılan olayların etkileri kişiden kişiye farklılık gösterdiği için travmatik olayların etkileri de kişiler özelinde değişiklik gösterebilir. Örneğin doğal afet yaşadıktan sonra bir birey bu olaydan çok etkilenip akut stres bozukluğuyla mücadele etmek zorunda kalırken, aynı olayı yaşayan diğer birey bu durumdan hiç etkilenmeyebilir. Dolayısıyla yaşadığınız bir olay sonrasında akut stres bozukluğu yaşadığınızı ya da çevrenizden birinin bu durumla mücadele ettiğini düşünüyorsanız profesyonel destek alarak durumu çözüme kavuşturabilirsiniz. Akut Stres Bozukluğu Belirtileri Nelerdir? Akut stres bozukluğunu travma sonrası stres bozukluğu ile karıştırmak oldukça sık rastlanan bir durumdur. Akut stres bozukluğunun belirtileri kişiden kişiye göre değişebilmektedir. Buna karşın akut stres bozukluğunu tanımlamaya yardımcı belirtiler bulunmaktadır. Ortaya çıkabilecek belirtilerin ve belirtilerin sıklıklarının farklı kişilerde farklı olacağını unutmamalısınız; • İstemsiz Tekrarlar: Akut stres bozukluğunda kişiler yaşadıkları travmatik anı, rüyalar ya da flashback (geçmişe dönüş)’ler halinde tekrar tekrar yaşayabilirler. Buna istemsiz tekrarlar denilmektedir. • Olumsuz Ruh Hali: Kişiler yaşadıkları travmatik olay sebebiyle sürekli olarak olumsuz bir ruh halinde olabilir. Genellikle üzgün, umutsuz ve yıpranmış görünürler. • Dissosiyatif Semptomlar: Bazı kişiler ise gerçeklik algısını kaybederek travmatik olaylara tepki verebilmektedir. Bazı durumlarda ise yaşanan olayın bazı bölümleri hafızadan silinebilir. • Kaçınma Belirtileri: Travmatik olayla ilgili tüm sorulardan, düşüncelerden ve olay hakkında konuşmaktan kaçınabilirler. • Uyarılma Belirtileri: Travmatik olay sonrasında uyku ve konsantrasyon tamamen değişebilir. Uykusuzluk problemleri görülebilir. Bireyler fiziksel olarak sinirli olabilir ve saldırgan davranışlar sergileyebilirler. Tüm bu belirtilerin yanı sıra akut stres bozukluğu ilerleyen dönemlerde anksiyete ve depresyona sebep olabilmektedir. Akut Stres Bozukluğu Ne Kadar Sürer? Akut stres bozukluğu, travmatik olaydan sonra ortalama 2 gün içerisinde ortaya çıkar ve genellikle 1 ay kadar sürer. Asıl önemli olan 1 ayda gösterilen belirtileri takip ederek erken tedavi uygulamaktır. Tedavi edilmeyen akut stres bozuklukları daha sonra post travmatik stres bozukluğuna yani travma sonrası stres bozukluğuna (TSSB) sebep olabilmektedir. Travma sonrasında aşağıdaki belirtilerden en az üçüne sahip bireylerde akut stres bozukluğunun görüldüğü söylenebilir; Çevreye ilgiyi kaybetme ve odaklanamama Gerçeklik algısında bozulma Kendi gerçekliğiyle ilgili şüpheye düşme Yaşanan travmatik olayın bir kısmını hatırlayamama Sürekli devam eden yorgunluk, uyuşukluk Her akut stres bozukluğu kesinlikle TSSB’ye dönüşecek diyemeyiz ancak; bu rahatsızlıkla ilgili önlem alınması son derece önemlidir. Önlenememesi durumunda kişilerin günlük hayat akışını bozarak yaşam kalitelerini düşürmektedir. Uzman Klinik Psikolog Dizge Yüksel
Sınır Koymak Neden Önemlidir?
‘’Hiç istemiyorum ama arkadaşım kırılmasın diye onun dediğini yapıyorum, karşılığını almadığım halde müdürümden tepki görmemek adına çoğu gece mesaiye kalıyorum, annem sürekli özel hayatıma müdahale ediyor saygısızlık etmemek için sesimi çıkartmıyorum…’’ Bu ve bunun gibi pek çok cümle, birçok kişinin hayatında önemli role sahiptir. Tam da bu noktada sınır çizmek neden önemlidir konusu gündeme gelmektedir. Kişi; karşısındaki kişinin mutluluğu veya çıkarı uğruna kendinden fazlaca ödün veriyorsa, kendi istek ve beklentilerini geri planda tutuyor ve mutsuz oluyorsa; bireysel mutluluğu ve ilişkilerini sağlıklı yürütebilmesi için kendi sınırlarını çizmelidir. Sınır Koymak Ne Demektir? Sınır koymak ne demek? Nasıl davranırsam ilişkilerimi iyi yöneterek sınırlarımı çizerim gibi sorular sıklıkla sorulan sorulardır. Bazı kişiler sınırlarını çok sert ve katı şekilde çizerken karşı tarafı incitebilir ve bu da ilişkilere zarar verebilir. Bu noktada kişilerin çizdikleri sınırların davranışsal eğilimlerini ele almakta fayda vardır; Sert Sınırları Olan Kişiler: Bu kişilerin sağlıklı ilişkiler kurmaları oldukça zordur. Yardıma ihtiyaç duydukları anlarda dahi soğuk ve uzak durarak yardım istemezler. Yakın ilişkiler kurmamakla birlikte, reddedilmemek için daima kaçınırlar. Düşünce ve duygularını gerekli durumlarda dahi açıkça ifade etmezler. Geçirgen Sınırları Olan Kişiler: Sert sınırları olan kişilerin aksine bu kişiler, duygu ve düşüncelerini gereğinden fazla paylaşırlar. Etrafındaki insanların hayatlarına müdahale etmelerine izin verirler. Saygısızlık ve istismar yaşamaları ve bunların karşısında susmaları dahi olasıdır. Sağlıklı Sınırları Olan Kişiler: Kendi değerlerinden ödün vermeden başkalarından fikir alarak ve bu fikirleri uygularken kendi süzgecinden geçirerek yaşamlarını sürdürürler. Özel hayatlarıyla ilgili detayları yalnızca yakın çevreleriyle paylaşırlar. Başkalarına hayır demekte zorluk çekmezler. İhtiyaçlarını da duygu ve düşüncelerini de rahatlıkla paylaşabilirler. Sağlıklı ilişkiler için net olmak çok önemlidir. Sınırlarınızı net olarak belirleyerek düşüncelerinizi, fikirlerinizi sınırlarınıza uygun olarak ifade etmelisiniz. Gereğinden fazla sınır koymak ya da sınırları tamamen ortadan kaldırmak ve çizgiyi geçenlere sert tepkiler ortaya koymak, ilişkilerinize zarar vererek farklı tepkiler almanıza sebep olabilir. Hangi Konularda Sınır Koyulabilir? Tüm insan ilişkileri düşünüldüğünde, sınır koyulan konular da farklılık gösterir. İş hayatında koyulan bir sınır, arkadaşlık ilişkisinde kalkabilir. İş yerindeki arkadaşlarına sevgilisiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan bir kişi, sosyal çevredeki arkadaşlarının yanında bu konuyu konuşabilir. Özel hayatına dair bilgilerin verilmesi profesyonel yaşamına olumsuz etki ettiği için bu sınır çizilmiş olabilir. Ancak samimi arkadaşlarıyla çizilen sınır, bu konuya dahil olmayabilir. Hangi konularda sınır koyulabilir? Fiziksel Sınırlar: Yeme, içme gibi tüm fiziksel ihtiyaçları kapsamaktadır. Bir insan aç olduğunuz halde sizi yemek yemekten alıkoyuyorsa, fiziksel sınırlarınızı ihlal ettiğini söylemek mümkündür. İş yerinde öğle yemeği saati olduğunu bile bile yöneticinin iş vermesi ve işin hızlıca yapılmasını istemesi, buna bir örnektir. Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularınıza saygı duymasını temel alan bu sınırlar, sizin de başkalarına ne kadar empati yapabildiğinizi gösterir. Hislerinizle ilgili sizi rahatsız eden sorular soruluyor ya da hisleriniz saygı görmüyorsa, duygusal sınırlarınız ihlal ediliyor olabilir. Zaman Sınırları: Biri size sürekli neyin önemli olduğunu ya da daha öncelikli olduğunu söylüyor ve siz de buna uyum sağlıyorsanız, zamanla ilgili sınırlarınız net olmayabilir. Maddi Sınırlar: Bütçenizi ve sahip olduklarınızı nasıl harcayacağınıza kendiniz karar vermiyorsanız, maddi sınırlarınızı gözden geçirmelisiniz. Başkaları size sürekli maddi konularla ilgili akıl veriyor ya da sizden talepleri oluyor siz de uyum sağlıyorsanız maddi sınırlarınız aşılmıştır. Entelektüel Sınırlar: Dil, din, ırk ayrımı yapan söylemler entelektüel sınırları aşmaktadır. Bu konular hakkında sürekli yorum yapan bir kimse, entelektüel sınırları aşıyordur. Cinsel Sınırlar: Partnerlerin dahi dikkat etmesi gereken sınırlardır. Mahremiyet ve rıza olmadan yapılan her hareket, cinsel sınırları ihlal eder. Sağlıklı ilişkiler kurmak için hem sınırlar belirlenip karşı tarafa doğru aktarılmalı hem de sınırları aşan kişilere uygun şekilde dur denilmelidir. Aynı zamanda karşı tarafın sınırlarına da saygı duyulmalı ve sınırlar çerçevesinde hareket edilmelidir. Bugüne kadar fazlaca sınır ihlali yaşamışsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınırlarınızı karşı tarafa aktarma konusunda zorluk yaşıyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Arseven
Huzursuz Bacak Sendromu Nedir?
Huzursuz bacak sendromunun farklı semptomları sebebiyle net tanımı yoktur. Bu rahatsızlık demir eksikliği, şeker hastalığı gibi rahatsızlıklarla birlikte görülebilirken aynı zamanda psikolojik olarak da ortaya çıkabilmektedir. Peki, huzursuz bacak sendromu nedir? Tedavisinde neler yapılabilir? Huzursuz bacak sendromu, kronik bir hareket rahatsızlığıdır. Bacaklarda görülen son derece rahatsız edici bir hissiyat, kişileri bacaklarını hareket ettirmeye zorlar. Bu hareketler kalkıp yürümek, bacakları sürekli sağa sola atmak ya da gerdirmek şeklinde görülebilir. Hareket ettirilen süreçte bir rahatlama hissiyatı olsa dahi hareket sona erdiğinde rahatsızlık tekrar başlar. Çoğu zaman uykuya geçiş sürecinde ortaya çıktığından uyku bozukluklarına da davetiye çıkarabilmektedir. Huzursuz Bacak Sendromu Neden Ortaya Çıkar? Huzursuz bacak sendromunun sebepleri ile ilgili kesin bir tanı olmamasına karşın yaygın kanı; beyindeki dopamin salgısında var olan bir dengesizliğin bu hastalığa yol açtığıdır. Rahatsızlığın ortaya çıkması için belirli bir yaş aralığı yoktur ancak çoğunlukla orta yaş ve yaşlılıkta görülür. Bu rahatsızlık aynı zamanda kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın görülmektedir. Huzursuz bacak sendromunun nedenleri aşağıda daha detaylı verilmiştir; Demir metabolizmasında meydana gelen bozukluklar bu rahatsızlığa sebep olabilir. Bazı ilaçların yan etkileri de rahatsızlığın nedenlerine dahildir. 40 yaş altında görüldüğünde kalıtsal olabileceği düşünülür. Hamilelik döneminde olduğu gibi meydana gelen hormonsal değişikler de huzursuz bacak sendromunun görülmesine yol açar. Diyabet ve alkolizm de sebepler arasında yer alır. Yukarıda görülen sebepler, hastalığın kesin kaynağı olarak görülmez. Çoğunlukla bu rahatsızlığın altında ciddi bir tıbbi rahatsızlık yoktur. Hastalık genellikle psikolojik sebeplerle ortaya çıkar. Huzursuz Bacak Sendromu Belirtileri Nelerdir? Hastalığın adından da anlayabileceğiniz üzere bacaklarda bir huzursuzluk olması en yaygın ve net belirtidir. Bireyler, bacaklarını hareket ettirmeden duramaz ve dürtüsel olarak bunu yapmak isterler. Hareket anında geçen belirtiler hareket durduğunda tekrar başlar. En yaygın huzursuz bacak sendromu belirtileri aşağıdaki gibidir; Belirli bir süre hareketsizlikten sonra ortaya çıkabilir. Örneğin sinema, otobüs ve uçak yolculuklarında hareket ettirme dürtüsü yaygındır. Rahatsızlık genellikle akşam ortaya çıkar ya da belirtiler artabilir. Çok daha yoğun bir rahatsızlık hissi yaşanabilmektedir. Belirtiler gerinme, hareket etme ve yürümeyle birlikte azalır. Gece boyunca bireylerin bacaklarını periyodik olarak hareket ettirdiğini gözlemleyebilirsiniz. Bu durum uyku kalitesini düşürmekte ve kişilerin yorgun uyanmasına sebep olmaktadır. Çok nadir de olsa huzursuzluk hissiyatı kollarda da görülebilmektedir. Bu durum rahatsızlığın ilerlediğini gösterir. Aynı zamanda bazı geceler ortaya çıkan bu belirtiler her gece ve daha uzun sürelerle ortaya çıkar. Tedavi edilmesi yaşam ve uyku kalitesi için gereklidir. Huzursuz Bacak Sendromu Nasıl Tedavi Edilir? Tanı ve Teşhis Huzursuz bacak sendromunun teşhisi için ilk olarak bir nöroloji doktoruna gitmek gerekmektedir. Eğer nörolog, hastada herhangi bir sorun görmezse, kişi mutlaka bir psikolog tarafından değerlendirilmelidir. Huzursuz bacak sendromunu rahatlarmak için yapılabilecek bazı yöntemler aşağıdaki gibidir; Bacaklara masaj yapmak. Yatmadan önce ılık bir duş almak. Akşam saatlerinde egzersiz yapmaktan kaçınmak. Gün içerisinde uzun saatler hareketsiz durmamak. Kafein, alkol ve nikotin tüketimini azaltmak. Yukarıdaki yöntemler hastalığın semptomlarında hafifleme görülmesine yardımcı olabilir ancak kesin bir tedavi yolu oldukları söylenemez. Kesin tanı ve teşhis için mutlaka nörolog ve psikolog değerlendirmesi gerekmektedir. Eğer siz de huzursuz bacak sendormunu aşmak istiyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Profesyonel bir danışmanlık hizmeti almak, bedeninizde ve uyku kalitenizde artış görülmesini sağlar… Psikolog B. Su Yıldız
Uyku Bozukluğu Nedir? En Yaygın Uyku Problemleri Nelerdir?
Her insan, sağlıklı kalabilmek için yeterli uykuya ihtiyaç duyar. Uykuya en çok ihtiyaç duyan organımız, beyindir. Kişiler uyandıklarında, kendilerini zinde ve dinlenmiş hissediyorsa; iyi bir uyku aldıklarını söyleyebiliriz. Her gün yorgun uyanan ve gün içerisinde kendini zinde hissetmeyen kişilerde ise uyku bozukluklarından şüphe edebiliriz. Peki, uyku bozukluğu nedir? Uyku Bozukluğu Nedir? Kişilerin yeterli ve kaliteli uyku uyuyamaması, uyku bozukluğunun genel tanımıdır. Ancak bazen kişiler yeterince uyudukları halde kendilerini gün içinde yorgun ve bitkin hissederler. Bunun sebebi; uyku sırasındaki horlama, uyku apnesi, uyku felci, uyur gezerlik gibi fizyolojik olaylar yaşaması ya da gün içerisindeki pek çok olumsuz olayın psikolojik etkileri olabilir. Bazı kişilerde ise idiopatik yani; sebebi bilinmeyen uyku bozuklukları gözlemlenmektedir. Uyku bozukluğunun bazı belirtileri aşağıda sıralanmıştır; Uyuyamamak Gün içerisinde aşırı uykulu hissetmek Çok fazla ve sık horlamak Gece sıklıkla terlemek Sık sık tuvalet için kalkmak Uykuda ağız kuruluğu ve burun tıkanıklığı Yorgun uyanmak, gün boyu yorgun hissetmek Unutkanlık Çabuk sinirlenme Bu belirtiler arasında en dikkat çekici ve belirleyici olanlar; uyuyamamak, gün içerisinde aşırı uykulu hissetmek, unutkanlık, yorgun uyanmak ve çabuk sinirlenmektir. Uyku bozukluğu bedensel olabildiği gibi, çoğunlukla psikolojik bir rahatsızlıktır. En Yaygın Uyku Problemleri Nelerdir? Uyku problemleri yaygın bir sorun olduğu için uyku bozukluğu nedir? sorusu sıklıkla araştırılır ve sorulur. Temelde, birden fazla uyku problemi bulunmaktadır ve bazı problemler diğerlerine nazaran daha yaygındır. Peki, en yaygın uyku problemleri nelerdir? Insomnia: Uyku bozukluklarının başında gelmektedir ve uykuya dalamama sorunudur. Bazı kişilerde ise insomni, uykuyu sürdürememek olarak karşımıza çıkabilir. Bireyler, sık sık uyanır ve tekrar uykuya dalmakta güçlük çekerler. Bu rahatsızlık genetik olabildiği gibi, düzensiz uyku alışkanlıklarına da bağlı olabilir. Aşırı uykululuk- Hipersomni: Insomninin tam tersi olan hipersomni, bireylerin çok fazla uykuya ihtiyaç duydukları durumlar için kullanılır. Kişiler, günde 10-12 saatten daha fazla uykuya ihtiyaç duymakta ve günlük sorumluluklarını yerine getirmekte güçlük çekmektedir. Narkolepsi bu hastalığın ileri boyutudur ve bireyler uygunsuz ortamlarda ellerinde olmadan uyuya kalırlar. Uykuda Periyodik Uzuv Hareket Bozukluğu: Huzursuz bacak sendromu tanısı konulmuş kişilerde sıklıkla görülen bu rahatsızlık, uyku kalitesini son derece düşürmekte ve kişilerin yorgun uyanmasına sebep olmaktadır. Uyku sırasında bacaklarda periyodik olarak hareketler görülür. Uykusuzluk (Insomni) ve çok fazla uyumak (Hipersomni) insanların günlük hayatında yorgun hissetmelerine ve problem yaşamalarına sebep olabilir. Bu problemler başlıca işte, sosyal hayatta ve insan ilişkilerinde görülmektedir. En basit ev işleri bile yerine getirilemeyebilir. Uyku Bozukluğunda Tanı Ve Tedavi Süreci Uyku bozukluğu tanısı koymak için öncelikle anamnez alınmaktadır. Anamnez sırasında hastanın geçmiş öyküsü ve alışkanlıkları dinlenir ve analiz edilir. Bu yeterli olmaz ise hastane ortamında testler yapılabilmektedir. Uyku problemleri psikolojik ise kişilerin profesyonel tedavi sürecine başlaması gerekmektedir. Örneğin; çok fazla stres altında çalışan bir kişi, stres sebebiyle uyuyamadığı için İnsomni teşhisi konulabilmektedir. Tükenmişlik sendromu gözlemlenen bir kişide ise fazla uyuma isteği görülebilmektedir. Bu sebeplerle, uyku bozukluğu yaşayan kişilerin öykülerine bakmak ve ona göre teşhis koymak önemlidir. Eğer siz de uyku problemleri yaşıyorsanız uzman desteği için www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 ve +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Gaslighting Nedir, Nasıl Anlaşılır?
Gaslighting, 1944 yapımı gaslight filminden yola çıkarak oluşturulmuş bir terimdir ve son zamanlarda gündeme gelen önemli bir manipülasyon türüdür. Manipülatör süreç boyunca çok yavaş bir şekilde manipüle etmeye odaklanır ve böylece kurban, bulunduğu durumu anlamakta zorluk çeker. Kişiyi değersizleştirerek kendine olan saygısını yitirmesine sebep olan gaslighting, çok tehlikeli bir manipülasyon türü olarak görülmektedir. Gaslighting Nedir? Gaslighting, bilinçli olarak bazı kişiler tarafından uygulanan bir yöntemdir ve en temelinde yalan söylemek yatar. Çok iyi yalan söyleyen manipülatörler, yalanları anlaşıldığında dahi durumu inkar ederler. Ancak gaslighting yalnızca yalan söyleyerek de yapılmamaktadır. Gaslighting nedir? Sorusunun yanıtı aşağıda detaylıca ele alınmıştır. Bu yöntemi uygulayan kişiler genellikle karşı tarafı dinlemezler. Dinlenmediğini düşünen partnerler ise kendilerini değersiz hissederler. “Söylediklerimi anlamıyorsun” , “Ben başka bir şey anlatıyorum” gibi söylemlerle karşı tarafı anlamamakla suçlarlar. Olayları eksik ya da yanlış anlatarak karşı tarafı farklı yönlendirir ve şüpheye düşürürler. Şüphe kelimesi de bu yöntemin en önemli sözcüklerinden biridir. Süreç boyunca kurbanlar farklı şekillerde şüpheye düşürülebilir, farklı konularda yalanlar duyabilir ve sonuçta kendilerini değersiz hissedebilirler. Örneğin, anahtarı masanın üstüne koyduğunuza çok emin olduğunuzu düşünün. Manipülatör anahtarı masadan alır ancak size bunu söylemez. Bunun yerine “hatırlamıyorsundur”, “ben nerede olduğunu bilmiyorum” gibi cümlelerle sizi kendinizle ilgili şüpheye düşürme eyleminde olabilir. Kimler Gaslighting Uygulamaya Yatkındır? Gaslighting, bilinçli olarak uygulanan bir yöntemdir ve bazı durumlarda daha sık görüldüğünü söylemek mümkündür. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar bu yöntemi sıklıkla kullanırlar. Patolojik olarak yalan söylemenin yanında, kontrolü sürekli kendinde tutmak istemek ve duygusal olarak istismar etmek de yaygın görülen özellikler arasındadır. Aynı zamanda istismarcı, kurbanın tüm varlığını sonuna kadar kullanma eğilimindedir. Bu tarz kişilerden sıklıkla duyulabilecek cümleler aşağıdaki gibidir; * Hassaslığı bırak. Her şeye ağlama! Her şeyi benden bekleme. Her şeyi yapmak zorunda değilim. Dünyanın sonu değil. Kurbanlar belli bir yere kadar kendilerini anlatmaya çalışırlar ancak anlaşılmadıklarını ve dinlenmediklerini gördüklerinde tamamen pes ederek teslim olmayı seçebilirler. Gaslighting yönteminin temel amacı da tam olarak budur. Gaslighting Nasıl Anlaşılır? İçerisinde oldukları ilişki kurbanlara çok normal geldiği için, gaslighting yapıldığını anlamak oldukça zordur. Aynı zamanda bu yöntem sürece yayılarak sinsice uygulandığından anlaşılması zorlaşmaktadır. Ancak yine de dikkat edilebilecek bazı noktalar bulunmaktadır. Aşağıdaki cümleleri sık duyuyorsanız dikkat etmeniz gerekiyor olabilir; Böyle bir şey yaşanmadı, bu senin uydurman! Ben böyle bir şey söylemedim. Hayal dünyasında yaşamayı bırak! Ben bu fikre asla katılmıyorum. Bunlar senin kendi kuruntuların! Senin yalancı olduğunu zaten herkes biliyor. Çok abartıyorsun! Olaylar böyle yaşanmadı. Seni çok sevdiğimi zaten biliyorsun! Sinirliyken söylediğim şeyleri umursama, ben seni çok seviyorum! Gaslighting nedir diye sorulduğunda karşınıza çıkacak olan cümleler bunlar ve benzerleridir. Sürekli olarak karşı taraf suçlanır ve yaşananlar konusunda yanlış yönlendirilir. Olaylar son bulduğunda ise ne kadar çok sevildiklerini duyarlar. Gaslighting’e Maruz Kalıyorsak Ne Yapmalıyız? Maruz kaldığınız manipülasyonu anladıktan sonra ilk olarak kendinizle ilgili hislerinizi bir liste haline getirerek emin olduğunuz konularda kendinizden taviz vermeyi bırakmalısınız. İlişkinin her anında kendinizi gözlemlemek çok önemlidir. Ne zaman değersiz ve sevgisiz hissettiğinizi çok iyi saptamalısınız. Eğer bu olumsuz hislerden kurtulamıyorsanız, bir uzmana başvurmanız ilişkiniz ve kendiniz için yapacağınız önemli bir adımdır. Uzman desteğinden faydalanmak ve bulunduğunuz durum hakkında daha detaylı bilgi almak için bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. UZMAN KLİNİK PSİKOLOG – SİBEL DİNÇ ÇALIŞKAN
Psikolojik Manipülasyon Nedir?
Pekçok kişi, başkaları tarafından duygusal istismara maruz kalmakta ve zor kullanarak fikirleri, davranışları değiştirilmeye çalışılmaktadır. Psikolojik manipülasyon olarak adlandırdığımız bu davranışlarla amaç; karşı tarafın kontrolü kendi eline alarak birey üzerinden çıkar elde etmektir. Burada bir taraf için fayda söz konusuyken, diğer taraf zarara uğradığı gibi pek çok psikolojik sorunla da karşı karşıya kalabilmektedir. Psikolojik Manipülasyon Ne Demektir? Psikolojik manipülasyon ne demek sorusunun yanıtını en kısa haliyle; alınan bir kararda farklı kişilerin etki ve yönlendirmelerinin olması şeklinde tanımlayabiliriz. Bireylere psikolojik manipülasyon uygulamanın toplumda pek çok karşılığı bulunmaktadır. Manipülasyon arkadaşlık ve eş ilişkilerinde kullanılabildiği gibi, toplumları ve kurumları yönetmek için de kullanılabilmektedir. Manipüle edilen kişiler, aslında manipüle edildiklerinin farkında olmazlar ve kendi başlarına karar verdiklerini düşünürler. Karşı taraf, kontrolü öyle eline almıştır ki kişi; düşüncelerinin tamamen kendisinin olduğunu hisseder. Çoğu birey ortada olan konuyu kendi lehine çevirebilmek adına farkında olarak veya olmayarak karşısındaki kişiyi yönlendirebilir veya başkası tarafından yönlendirilebilir. Bu noktada farkındalık önem kazanır. Manipülasyon tekniklerini bilmek, maruz kalındığında farkına varabilmenin ilk adımıdır. Psikolojik Manipülasyon Teknikleri Nelerdir? Psikolojik manipülasyon teknikleri, birden fazla yöntemle ve farklı amaçlar için kullanılabilmektedir. En yaygın manipülasyon tekniği ise yalan söylemektir. Psikolojik manipülasyon için kullanılan teknikler aşağıda verilmiştir; Yalan Söylemek:Olaylar ve kişiler hakkında yalan söyleyerek karşı tarafın alacağı karar manipüle edilir. Birey, söylenen yalana inanıyorsa haksız tarafın lehine karar alabilir. Aşağılama ve Ötekileştirme: Manipüle etmek isteyen insanlar kendi düşüncelerine aykırı olan bireyleri dışlar, aşağılar ve ötekileştirir. Bu duruma katlanmak istemeyen kişiler ise istemeden manipüle edilir. Diversion: Bu yöntemin Türkçesi saptırmadır. Sorulan sorulara net cevaplar vermeyerek ve konuyu başka tarafa çekerek soru soran kişinin kafası karıştırılır. Böylece karşı taraf cevap alamaz ve kendisini başka bir konu hakkında konuşurken bulur. Kurban Rolünü Oynama: Manipüle etmek için kurban rolünü oynamak oldukça yaygındır. Kendisini acı çekerken gösteren manipülatöre inanan bireyler manipüle olarak karşı tarafı haklı görürler. Gaslight: Bu yöntemde manipülatörler karşı tarafı şüpheye düşürürler. Örneğin her zaman aynı yerde duran anahtarın yerini değiştirir ve sorulduğunda “bilmiyorum” cevabını verirler. Böylece bireyin kafası karışır ve kendinden şüphe eder. Bu teknik uzun süre belirli aralıklarla uygulandığında karşı tarafın düşüncelerinde kalıcı bir etki bırakabilir. Bu yöntemlerin bazıları bilinçli olarak kullanılırken bazıları bilinçsizce uygulanabilmektedir. Her birey biraz manipülatif davranabilir veya manipüle edilebilir. Önemli olan manipülasyonun boyutudur. Manipülasyona Maruz Kalındığında Neler Yapılmalı? Manipülasyona maruz kalındığından emin olmak için belirli süre gözlem yapmak gerekebilir. Karşı tarafın bilinçli olarak manipülasyon teknikleri uyguladığını ya da bilinçsizce bunu sık yaptığını düşünüyorsanız bazı önlemler almalısınız. Bu noktada kararlı bir tavırla kendi çizginizi çizerek karşı tarafın sizi ve düşüncelerinizi ele geçirmesini engellemelisiniz. Manipülatör kişiyle olan ilişkinizi gözden geçirmeniz almanız gereken bir diğer önemli önlemdir. Eğer manipülasyona uğradığınızı hissediyor ve süreçten olumsuz etkileniyorsanız profesyonel bir destek için www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından bizimle iletişime geçebilir ve daha fazla bilgi alabilirsiniz. B. SU YILDIZ – PSİKOLOG









