Mutlu bir yaşam ya da sıradan, monoton, rengi olmayan ve hatta zorlu koşullar barındıran bir hayat. Pek çoğumuz günlük rutininde bu duygu dağılımlarını onlarca kez hissetmişizdir. Okul, ev, iş veya sosyal hayat arasında sıkışıp kalarak geçirdiğimiz olağan günler belki de. Ancak pek çok bireyin rutinini temsil eden bu olağan yaşam; bir anda ortaya çıkan, sağlıklı olmaktan son derece uzak farklı duygu ve amaçlar içeren, zorlayarak ve hatta içine şiddet de katarak apayrı bir kişinin eylemi ile tamamen farklı bir dünyaya evrilebiliyor. Korku, öfke, nefret, endişe, utanç, güvensizlik, tiksinme gibi pek çok baskın duyguyu hissedilmesine neden olan bu durum, kişinin hayatta kalabilme dürtüsünü dahi tetikleyebilen son derece büyük bir travmadır. Kişi bu ağır hislerle boğuşurken; karşı taraf için geçerli olan sadece haz duygusu oluyor. Travmanın fiziki olarak atlatılması ardından keşke bu hayatta hiç yaşamasam düşüncesine kadar gidebilen, en ağır duyguların yaşandığı bir olay olarak tanımlanır cinsel istismar. Cinsel istismar dediğimizde; sözle, mimiklerle, beden diliyle veya eylemlerle ortaya çıkan, her gün dünya üzerinde on binlerce kez karşılaşılan durumlar kast edilmektedir. Ortak nokta, karşıdaki kişinin ya da mağdurun rızası dışında ve istenmemesine rağmen zorla meydana gelmesidir. Bugün her meslekten veya her kesimden insanın başına gelmesi ve toplumda her bireyin doğru ya da yanlış bu konu ile ilgili bilgisi olması, cinsel travmanın son derece sıklıkla karşımıza çıkctığını bize göstermektedir. Günlük rutini bozan ve kişide ağır tahribatlara neden olabilen istismarın büyüklüğü ile yaş faktörü, yaşanan cinsel travmanın şiddetini belirler. Örneğin; yetişkin bir birey sözle meydana gelen cinsel istismarla daha iyi başa çıkabilirken, cinsel kimliğini henüz tamamlamamış bir çocuk veya ergen için bu durum çok ciddi bir travmadır. Bu travma, çocuk veya ergenin hem bugünkü hem de gelecekteki yaşantısını büyük ölçüde olumsuz yönde etkiler. İstismarın şiddetine göre çocukta içe kapanma, aile dahil kimseyle iletişim kurmama, okula uyum problemleri ve başarı oranında ciddi düşüş, dikkat dağınıklığı, sebepsiz yere ağlama krizleri, yeme bozuklukları, intihar girişimi, suça yönelme, ani davranış değişiklikleri gibi semptomlar görülebilir. Bu durum herhangi bir şekilde ortaya çıkmaz ve birey yetişkinlik dönemine dek bu durumla baş başa kalarak üstesinden gelmeye çalışır ise, beraberinden pek çok sorunu da yaşaması olağandır. Üzerinden ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, travmatik an bugün yaşanıyormuşçasına zihinde hapsolur ve küçük bir tetikleyici ile o an gözünde sürekli yeniden canlanır. Cinsel Travma Sonrasında Yaşanılan Psikolojik Sorunlar Çocuk yaşadığı cinsel travma sonrası yetişkin bir birey olduğunda; kendini ifade edememe, insanlara güvenmeme, karşı cinsten kaçma, cinsel işlev problemleri, vajinismus, özgüven sorunları, anksiyete, depresyon, obsesif kompülsif bozukluk gibi cinsel travma sonrası psikolojik problemler ile karşı karşıya kalabilir. Aynı zamanda bu kişiler, ebeveyn olduklarında aşırı koruyuculuğu ile ön plana çıkar ve bu sebeple zincirleme olarak kendi çocuklarında da çeşitli psikolojik problemlere zemin hazırlarlar. Yetişkinlikte yaşanmış olan cinsel travmada da olayın şiddetine bağlı olarak kişinin hayatı alt üst olur. Bu durum paylaşılmadığında, üzeri kapatılmaya çalışıldığında çok daha büyük sorunlar ortaya çıkar. Kişi kendini güvende hissetmez, kimseye güvenemez, cinsel hayatında ciddi problemler oluşur, fobiler, takıntılar, stres bozukluğu, özgüven eksikliği, depresyon, intihar girişimi gibi ağır psikolojik problemler yaşayabilir. Cinsel travma sebebi ile kişinin kendini kirli hissetmesi, sıklıkla olarak duş alma isteği veya sürekli gözlük takarak kendini perdeleme ve dış dünyaya kapatma davranışı obsesif kompülsif bozukluğa bir örnektir. Cinsel travma yaşamış kişiler, hem yaşadığı günden hem de yaşayacağı günlerden bu kötü anıyı silebilirler. Bunun için uygulanan pek çok psikoloji yöntemi vardır. Kişi, bu durumu kimseyle paylaşmak istemese bile mutlaka bir uzmandan destek almak için adım atmalıdır.
Çocuk Pedagojisi ve Danışmanlığı
Çocuklarda da tıpkı yetişkinler gibi duygusal veya davranışsal açıdan bazı problemler görülebilir. Ebeveynler çocuklarını çok iyi tanırlar ve onlarda normalden farklı bir duygu durumu veya davranış gerlişirse, bunu ilk olarak kendileri fark ederek sorunun kaynağını ve çözüm yollarını ararlar. Bu durumda ailenin yapması gereken en doğru hareket, vakit kaybetmeden bir uzman desteğine başvurmaktır. Bu destek ne kadar erken olursa, problemin çözüm yolunu bulmak ve problemi çözmek de o kadar kolay olacaktır. Bu noktada doğru uzmana başvurmak da son derece önemlidir. Çünkü uzmanlar kendi alanlarında profesyonelleşmiştir ve farklı konu ile ilgilenen bir uzmana başvurmak tedavi sürecini uzatabilmektedir. Ailelerin yaptığı bir yanlış da doğru uzman seçme konusunda internet dünyasında veya sosyal medyada yer alan yanlış yönlendirmelerle ya da kulaktan dolma yanlış bilgileri referans alarak yanlış uzmanlara başvurmaktır. Tam da bu noktada pedagog ile çocuk psikoloğu/psikiyatristi desteğinin birbiriyle karıştırılması söz konusu olabilmektedir. Çocuk Pedagoğu ve Çocuk Psikologlarının Çalışma Alanları Nelerdir? Doğru yönlendirme yapabilmek için ilk olarak “pedagog” teriminin anlamından bahsedelim. Pedagoglar, 0-12 yaş aralığındaki çocukların gelişim süreçleri hakkında profesyonelleşmiş ancak sadece çocukların eğitim hayatlarına destek olan uzmanlardır. Toplumdaki en büyük yanılgı, pedagogların tıpkı çocuk psikologları gibi her alanda psikolojik yardım sağlayabilecek uzmanlar oldukları düşüncesidir. Pedagog kelimesi toplumda yer edindiği için kullanılmakla birlikte günümüzde Pedagoji diye bir eğitim bölümü ve resmi olarak tanınan bir meslek grubu bulunmamaktadır. Bahsettiğimiz gibi; pedagog, gelişim çağındaki çocukların eğitim alanında kendilerini nasıl geliştirebileceği ve bu konuda ailelerin neler yapabileceği ile ilgili yönlendirmelerde bulunurken, psikolog; çocuk ve ergenlerin psikososyal, bilişsel ve duygusal yönde yaşadıkları sıkıntı ve sorunlara odaklanarak çocukların psikolojik olarak sağlıklı bir gelişim göstermesiyle ilgilenmektedirler. Çocuk Pedagoğu ve Çocuk Psikoloğu Seçimi Problemin kaynağına bağlı olarak psikolog veya pedagog seçiminde öncelik, mutlaka çocuğunuzda meydana gelen problemlerin çözümüne olumlu katkı sağlayacak yeterlilikte olmasıdır. Ailelerin, çocuklarındaki problemleri tüm şeffaflığıyla gözlemleyip danıştıkları uzmanların bu alandaki yetkinliğini araştırma ve tedavi süreçlerine dair bilgi edinme hakları her zaman bulunmaktadır. Çocukların hayatında var olan problemleri atlatmaları, aldıkları profesyonel desteğin doğruluğuna da bağlı olduğundan bu konuda yapılacak seçimlerin çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Destek alacağınız kişinin uzmanlık alanı, aldığı terapi eğitimleri, mezun olduğu bölüm, edinmiş olduğu deneyimler konularında bilgi sahibi olmanız, karar aşamasına büyük katkı sağlayacaktır. Doğru zamanda doğru uzmana giderek çocuğunuz için en iyi adımı atabilirsiniz.
Kardeş Kıskançlığı
Kardeş sahibi olmak, dünyanın en güzel ve en zor duygularından biridir. Kardeş, çocuğun istediği zaman oyun oynayabileceği, eğlenebileceği, sevincini ve üzüntüsünü paylaşabileceği yanı başındaki en yakın arkadaştır. Çocuk için kardeş, son derece önemli bir kavramdır ve gelişimine büyük oranda aracılık eder. Ancak konu en değerli varlığı olan annesine, ailesine ya da sevdiği herhangi bir ortak kullanıma hizmet eden objeye geldiğinde işler değişir ve paylaşma zorunluluğu pek çok sorunu da beraberinde getirir. Bu da kardeş kıskançlığı konusunun en temel sebebidir. İlk çocuk veya tek çocuk, tüm ilgi ve sevgi odağının merkezindedir ve bu durumdan hayli memnundur. Annenin hamile olmasına paralel, meydana gelen fiziksel ve duygusal değişimler çocuğa da tesir eder, ilgi ve sevgi kavramlarının farklılaştığını kolaylıkla anlar. Hamilelik sürecinde kardeşiyle ilgili hazırlıkların yapılması, hamilelik yorgunlukları sebebiyle ilk çocuğuyla eskisi kadar ilgilenilememesi, çocukta kardeşine karşı negatif bir tutum yaratabilir. Kardeşin dünyaya gelmesi ile ona olan ilginin yoğunluğu, çocukta kıskançlık olarak dışa vurur ve kardeşini rakibi olarak görmesine neden olabilir. Çocuk, bu kıskançlığı yaşına paralel şekilde yansıtır. Kardeşle arasındaki yaş farkı ne kadar azsa, kıskançlık boyutu da o denli yüksek olur. En büyük tepki genelde anne ve kardeşe gösterilir. Çocuk, ebeveynlerinin kardeşiyle ilgilendiği süreçte kendini dışlanmış, yalnız hissederek anneye ve kardeşe karşı öfke içeren davranışlara başvurabilir. Kardeş Kıskançlığının Belirtileri Kardeş dünyaya geldikten sonra çocuk, kendine ayrılan zaman dilimine karşın kardeşinin temel bakımı için ayrılan zaman diliminin daha fazla olduğunu düşünerek ilgiyi üzerine çekmeye çalışabilir ve davranışsal olarak geriye dönüş özellikleri sergileyebilir. Altını ıslatma Bez bağlanmasını isteme Emzik ve biberon kullanımı Bebek gibi ağlama veya konuşma gibi eğilimler İçe kapanıklık Ağlama nöbetleri Kendine zarar verme eğilimi Stresli ruh hali Kuralları yok sayma Öfke patlamaları Kardeş Kıskançlığını Körükleyen Sebepler Kardeş kıskançlığını körükleyen bir diğer sebep de anne ve babanın sen artık ağabey / abla oldun diyerek çocuğun üzerine kardeş sebebiyle gereğinden fazla sorumluluk yüklemesidir. Bu davranış, kendini zaten değersiz hisseden çocuk üzerinde daha da yıkıcı etkiler bırakabilir. Kardeş kıskançlığı, çok olağandır. Çocukta oluştan kıskançlığı yok etmeye veya onu sevdirmeye çalışmak, çocukta negatif bir algı oluşturacaktır. Bunun yerine ona karşı açık olmanız, kardeşinin bakıma muhtaç bir bebek olduğunu ve o sebeple onunla ilgilenmek zorunda olduğunuzu anlatmalısınız. Ona sık sık seni çok seviyorum, iyi ki senin gibi bir kızım / oğlum var gibi ifadeler kullanarak onun sizin için çok önemli olduğunu sık sık dile getirmelisiniz. Kardeş kıskançlığı sebebiyle, normal dışı davranışlar, aşırı içe kapanık veya fazla hırçın, öfkeli davranışlar sergileyen çocukların bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir. KÜBRA SALMAN PSİKOLOG
Çocukluk Çağı Travmaları Yetişkinlikteki İlişkilerimizi Nasıl Etkiliyor?
Yeni doğan bir bebek; dünyaya gözlerini açtığında hiçbir bilgi yoktur zihninde… Travmatik olaylardan uzakta, etrafında olup bitenleri anlamaya, anlamlandırmaya çalışır. Hayatı anlamlandırma çabası, ona bakan kişiler ve ebeveynleriyle şekillenir. Bağlanma; yaşamın ilk 2 yılında, ona bakan kişilerin duygusal ve öz bakım ihtiyaçlarını zamanında ve gerektiği şekilde karşılaması ile gerçekleşir. Bağlandığı kişilerin çocuğa; sevgi, şefkat ve ilgiyle yaklaşması çocuğun yaşadığı dünyayı güvenilir, risklerden uzak, mutlu yaşayabileceği bir yer olarak algılamasını sağlar ve olayların üstesinden gelme becerisi de bir o kadar artar. Bu sebeple çocukluk çağı travmalarının yetişkinlikteki ilişkilerimizi nasıl etkilediğini bu yazımızda ele aldık. Çocuk; ebeveynlerinin yanlış tutumları dolayısı ile sevgiden ve ilgiden uzak büyüdüğünde ebeveynleri ile güvenli bağ kuramaz, güven duygusu pekişmediği gibi kendini mutsuz ve değersiz hisseder. Böyle bir ortamda, bu duygular ile büyüyen çocuk; gelecekte karşısına çıkan kişilere karşı da hep önyargılı yaklaşır ve ilişkilerine geçmişteki olumsuz ebeveyn deneyimlerini aktarır. Gelecekte, arkadaş ve eş seçiminde de ebeveynlerinin negatif özelliklerine benzer karakterleri seçmesi ve hayatına alması ile bu mutsuz döngünün sürekliliği kaçınılmaz olur pek çok zaman… Öte yandan hayatta çok da tecrübesi olmayan bir çocuk travmatik bir deneyim yaşadığında bu durumla nasıl baş etmesi gerektiğini bilmediği için duygusal ve davranışsal problemler baş gösterebilir. Travmatik deneyimler deprem, afet, ailedeki kayıp veya vefatlar, taciz, tecavüz, fiziksel veya duygusal şiddet sebebiyle oluşabileceği gibi; kronik şekilde uygulanan yanlış ebeveyn tutum ve davranışları sebebiyle de oluşabilir. Yaşanan travmatik olayın çocuk üzerinde bıraktığı etkinin büyüklüğüne göre çocuğun gelecekti hayatı da o olayın etkisi altında kalır ve bu durum ömür boyu sürebilir. Çünkü çocuğun nasıl baş etmesi gerektiğini bilmediği bir travmayı hayatının her anına taşımasının sebebi; bu travmanın çözümlenmemiş olmasıdır. Çocukluk Çağı Travmalarının Etkileri Yaşanan travmanın şiddetine bağlı olarak çocukluk çağı travmaları yetişkinlikteki ilişkileri de olumsuz yönde etkiler. Örneğin; evde fiziksel ve duygusal şiddet gören çocuk, yetişkinlikte saldırgan veya şiddete eğilimli bir birey olabilir ve çevresiyle iletişiminde ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Yakınını kaybeden bir çocuk, sevdiklerini kaybetme korkusu ile içe kapanık bir birey olabilir; ciddi anksiyete veya depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilir ve bu durum ilişkilerini negatif yönde etkileyebilir. İstismara uğrayan bir çocuk, karşısına çıkan kişilerden korkuyla kaçabilir, güven problemleri yüzünden sosyal hayattan uzaklaşarak yalnızlığı tercih edebilir. Çocukluk çağı travmaları sebebiyle tüm hayatınız ve ilişkileriniz etkilendiyse, çözüm için geç kaldığınızı düşünmeyin. Profesyonel olarak alınacak psikolojik destek, yaşanan travmaları nötr hale getirerek kişiyi travmanın etkilerinden arındırır ve geri kalan hayatınızı, travmaların etkilerinden arınmış olarak sürdürmenizi sağlar.
Otizm ve Belirtileri
Otizm; sebebi hala tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörlerin rol oynadığı düşünülen, doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılıktır. Kişinin çevresiyle sözlü veya sözsüz iletişiminin normal dışı ve sosyal etkileşiminin yetersiz olması ile ifade edilebilir. Otizm, genelde yaşamın ilk 3 yılında kendini gösterir. Yapılan araştırmalar sonucunda otizmin kızlara oranla erkeklerde daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır. Otizmli bireylerin dış görünüşü normaldir ve tüm ırklarda görülebilir. Sosyokültürel faktörlerin otizm üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Otizm Belirtileri Nelerdir? Belirttiğimiz gibi yaşamın ilk yılları gözlemlenen bazı belirtiler, otizm ile ilgili ipucu verir. Göz teması yok veya kısıtlıysa Adına seslenince bakmıyorsa Parmağı ile istediği cismi gösteremiyorsa Oyuncaklarıyla nasıl oynayacağını bilmiyor ve hayali oyun kuramıyorsa Yaşıtlarıyla ilgilenmiyorsa Araba tekerleği, çamaşır makinesi gibi dönen cisimlere takıntılı ise Söyleneni duymuyormuş gibiyse Sallanmak, çırpınmak gibi tekrar edici davranışları varsa Konuşmada gecikme varsa ve bazı kelimeleri sıklıkla tekrar ediyorsa (ekolali) Düzen değişikliklerine karşı aşırı tepkili ise Sosyal ortamlardan rahatsızlık duyuyorsa Acıya karşı duyarsızsa Sarılma, öpme gibi fiziksel temastan rahatsızlık duyuyorsa Kişiler yerine cansız varlıklara ilgisi varsa çocukta otizm belirtileri olduğu söylenebilir. Bu durumda mutlaka otizm değerlendirmesi yapılmalıdır. Değerlendirmeyi yapacak ve tanıyı koyacak olan kişi bir uzmandır. Bu tanı; değerlendirilen otizm test sonuçları sonrasında, ailenin verdiği bilgiler ve çocuğun davranışlarının gözlemlenmesi ile şekillenmektedir. Ailelerin yanlışa düştüğü en büyük hatalardan biri, yukarıdaki belirtilerden bazılarını çocuklarında gördüklerinde, kendi kendilerine bu tanıyı koymalarıdır. Çocukta bu belirtiler varsa bu kesin olarak çocuğun otizmli olduğu anlamına gelmemektedir. Bu belirtilerin altında çok daha farklı problemler olabilir ve sorunların farklı yollar ile çözülmesi gerekebilir. Eğer siz de çocuğunuzda bu belirtilerin bazılarını gözlemliyorsanız, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız.
Çocuk ve Ergen Psikoloğu Antalya
Ülkemizde çocuk psikolojik sağlığı alanında çalışan temel olarak 2 bölüm bulunuyor. Bunlardan ilkini çocuk psikoloğu ile yürütülen çocuk psikolojisi alanı oluştururken, ikincisini ise çocuk psikiyatri alanı oluşturuyor. Çocuk psikoloğu ve çocuk psikolojisi alanında hizmet veren uzmanlar eskiden pedagog adıyla anılırdı. Her ilde çocukların psikolojisiyle ilgilenen bir bölüm olduğu gibi çocuk psikoloğu Antalya ilimizde de sıklıkla danışılan bir servis olarak bilinmektedir. Buna ek olarak, çocuk psikiyatri Antalya ilimizde ihtiyaç duyulan bir diğer departmanı oluşturmakta. Çocuklukta yaşanılan her olay, kişilerin ergenlik ve yetişkinlik çağını etkilediği için çocukluk yaşlarından itibaren psikolojik olarak sağlıklı bir şekilde yetiştirilmek önemlidir. Küçük yaşlarda eksik kalan duygular, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, bastırılmış dürtüler ve maruz kalınan travmalar tedavi edilmediğinde çeşitli davranış bozukluklarına ve psikolojik rahatsızlıklara sebebiyet verirler. Böylece kişi, bu çözümlenmemiş duygusal ve psikolojik rahatsızlıkları yetişkinlik çağına taşır ve bir yetişkin olarak sağlıklı ilişkiler kuramaz ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bu açıdan, çocuk ve ergen psikolojisi alanı, erken çocuklukta yaşanan sıkıntıların bu yaş döneminde çözülmesini sağlayarak, yetişkinliğe taşınmasını önler. Çocuğun kimliğinin oluşumunda kritik olan erken dönem çocukluk çağı süresince karşılaşılan sıkıntılar hakkında ailenin bir çocuk psikoloğu ile görüşerek yardım alması önemlidir. Çocuk Psikolojisini Etkileyen Faktörler Çocuklar, dünyaya geldiği günden itibaren her gün bir şeyler öğrenmektedirler. Bu öğrenme sürecinde ilk başta aileleri olmak üzere akrabalar, arkadaş çevreleri, okul yaşantıları ve sosyal çevreleri gibi ortamlarda sürekli bir şeyler gözlemleyerek kendilerine bir tutum ve davranış modeli oluşturmaktadırlar. Bu gelişim döneminde doğru rol model olan kişilerle kurulan ilişkiler önem kazanır. Eğer çocuk, sağlıklı bir rol modelden yoksun olarak büyürse, bu geliştireceği kişilik yapısını da olumsuz etkiler. Ebeveynlerin, çocuklarına nasıl sağlıklı rol model olabilecekleri konusunda yine çocuk psikoloğu ile görüşerek danışmanlık almaları iyi bir seçenek olacaktır. Çocukluk çağında yaşanan ya da maruz kalınan aile içi fiziksel şiddet, aile içi psikolojik şiddet, ani yaşanan kayıplar (aileden birinin ölümü, evcil hayvanının ölümü vb.), ani gelişen travmalar (kaza, felç vb.), taciz, sosyal çevrede dışlanma, hareket bozuklukları (hiperaktiflik, konsantrasyon bozuklukları vb.), konuşma bozuklukları, ifade bozuklukları gibi faktörler çocuk ve ergen psikolojisi üzerinde ciddi hasar meydana getirebilir. Böyle bir durumda, ailelerin sorunu kendi başlarına çözmeye çalışmak ya da sorunu yok saymak yerine bir çocuk psikoloğu ile görüşerek profesyonel yardım almaları en doğru seçenektir. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Hangi Sorunlarla İlgilenir? Travmalar Depresyon İntihar düşünceleri Kaygı bozuklukları Dikkat eksikliği Teknoloji bağımlılığı Öğrenme sürecinde yaşanan sorunlar Davranış bozuklukları Herhangi bir hastalıkla bağdaştırılamayan fiziksel şikayetler Takıntılar (Obsesyonlar ve Kompulsiyonlar) Uyku sorunları Tuvalet sorunları Kişilik bozuklukları Sosyal fobi Sosyal anksiyete Cinsel gelişim sorunları Konuşma sorunları Tik sorunu Psikotik bozukluklar
Çocuğunuzu Överken Gizli Tuzaklardan Kaçınmak
Çocuğunuzu cesaretlendirmek için, yaptıkları olumlu davranışları ödüllendirerek daha sık yapmalarını sağlamak için, onunla gurur duyduğunuzu göstermek için… Birçok farklı nedenle ve aslında hep iyi bir niyetle çocuğunuzu övüyorsunuz. ‘Çocuğumu övmenin ne gibi bir zararı olabilir, artık her şeye bir kulp bulunur oldu’ gibi düşünceleriniz olabilir. Çocuğun gösterdiği çabanın, yaptığı iyi davranışların ebeveynleri tarafından görülüp, desteklenmesi ve övülmesi pek tabi çocuğun davranışlarının olumlu şekillenmesinde ve kendine güvenin oluşmasında çok önemli faktörler. Fakat çocuklarınızı ne zaman ve ne şekilde övdüğünüz, bu övgünün pozitif bir etki mi yoksa çocuk için neredeyse cezalandırıcı bir etki mi yaratacağını belirliyor. Övgüyü en yararlı şekilde kullanmak için öneriler Övgünüz Ayrıntılı Olsun: ‘Sen çok zekisin’, ‘Mükemmelsin’, ‘Aferin benim çocuğuma’, ‘Güzel kızım-yakışıklı oğlum’ gibi çocuğun hangi davranışı ile övüldüğünün farkına varamayacağı, üstelik çocuğun üzerine yük bindiren basmakalıp övgüler yerine hangi davranışını tekrarlamasını hedefliyorsanız bu davranışa yönelik ayrıntılı övgüleri tercih edin. Emeğini Övün: Çocuğunuz size yaptığı bir resmi gösterdiğinde veya çok çalıştığı sınavdan aldığı yüksek notu söylediğinde çocuklarınıza övgünüz her zaman gösterdiği çaba ve sürece yönelik olsun. Ortaya çıkan sonuç değil, çocuğunuzun gösterdiği emek kıymetlidir. Başarıyı (notu, güzel resmi vs.) övdüğünüz zaman çocuğunuz bunu, sizin ancak yüksek beklentilerinizi karşılayabildiği zamanlarda sevildiği ve saygı duyulduğu şeklinde yorumlayabilir. Sonuç odaklı bu övgü biçimi çocuğu hep en iyisini yapması gerektiği şeklinde bir performans kaygısına ve başarılı olup olamayacağından emin olamadığı yeni merak alanlarına yönelmekten de alıkoyabilir. Örneğin bir önceki sınavından yüksek not almış ve ailesi tarafından notu ile ilgili övgüler toplamış bir çocuk için, ‘Sonraki sınavımdan ya düşük alırsam?’ stresi çalışma motivasyonunu arttırmak yerine azaltır ve çocuğunuzun kendine güvenini arttırmak isterken azalmasına neden olabilirsiniz. Övgünüze Sen Sözcüğü ile Başlayın: Bu şekilde çocuğunuzun kendi iç dünyasına bakmasını ve kendi kendine gurur duyabilmesini sağlamakta ona yardımcı olursunuz. Bu sayede çocuk iyi şeyler yapmak için etraftakilerin alkışlarına bağımlı olmaz ve kendini takdir edebilmenin özgürlüğünü fark eder. Başarının tekrarı için en önemli nokta içsel motivasyondur. Örneğin ‘Sen çok uzun bir süre bırakmadan resim yapabildin’ gibi cümleler onun kendi çabasını ve sonucunda ne hissettiğini görmesinde yardımcı olur. Kıyaslama Yapmayın: Başka arkadaşları veya kardeşiyle kıyaslanarak diğerlerinden daha iyi yaptığı için övülen bir çocuk için artık önemli olan artık yaptığı şey değil, galibiyet ve dışarıdan gelecek olan övgüdür. Rekabete dayalı övgüler kısa süreli motivasyonu arttırsa da çocuğun içsel motivasyonunu azaltır. Her Yaptığını Övmekten Kaçının: Çocuğunuzun doğal olarak yapması gereken sorumluluklarını yaptığı için övgü alması, zamanla yaptığı çoğu şey için övgü beklemesine ve övgü gelmeyen şeyleri yapmak istememesine neden olabilir. Yaptığı Davranışın Diğerleri Üzerindeki Etkisini Övün: Eğer çocuğunuz, sosyal ilişkiler ile ilgili bir şey yaptıysa (örneğin sevdiği bir oyuncağını arkadaşı ile paylaşmak, bir yaşlıya yardım etmek gibi) yaptığı davranışın etkisini vurgulayın. Örneğin yaşlı amcanın yüzüne bak, ona yardım ettiğin için çok mutlu görünüyor’ gibi cümleler hem çocuğunuzun davranışlarını olumlu olarak pekiştirir hem de empati becerisini geliştirir. Etkileri övmenin sadece sosyal davranışlarında olmasına dikkat edin. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı
Eyvah! İki Yaş Sendromu mu?
Sakin, uyumlu çocuğunuz bir anda öfke krizleri yaşayan, söylediğiniz her şeye hayır diyen, kendi isteklerinin olması için sizinle inatlaşan, durduramadığınız uzun süreli ağlamalar yaşayan yeri göğü inleten bir çocuğa dönüştü ve siz bu değişim karşısında ne yapacağınızı bilemez, çaresiz bir durumda kalmış gibi mi hissediyorsunuz? Bu süreç bazen çocuğun yürümeye başlamasıyla, genelde bir buçuk- iki yaşları arasındaki süreçte, hatta nadiren üç yaşında olmasıyla yaşanan, anne babalar için oldukça zorlayıcı ve ne bir dönemdir. Bu yüzden sıklıkla ‘iki yaş sendromu’ hatta bazı kaynaklarda ‘ikinci ergenlik’ olarak geçer. Peki bu dönemin özellikleri nelerdir? Uzun süreli, durdurulamayan ağlamalar Kendini yere atma, kafayı vurma gibi hırçın davranışlar En makul denilebilecek isteklere büyük bir tepki ile karşı gelme Ani değişen ruh halleri (gülerken ağlamaya başlamak gibi) Engellenmeye karşı aşırı tahammülsüzlük Sık sık hayır deme İstenilen bir şeye takılıp, sürekli ısrar etme Daha fazla işi tek başına yapmak isteme, anne-babanın yardımından rahatsız olma Fakat aslında bu bir sendrom değil, çocuğunuzun bebeklikten çıkma, özgürlüğünü isteme, bu dünyada ben de varım deme süreci ve gelişiminin bir parçası. Yani bunları yaşıyor olmanız sağlıklı. Bu gelişim döneminin sıkıntılı geçmesinin ise birçok nedeni var. Bu gelişim döneminde çocuğunuzun hem zihinsel hem de motor becerileri çok büyük bir hızla gelişiyor ve çocuğunuz bu yeni becerilerine uyum sağlamaya çalışıyor. Onun gözünden bakıldığında dünyayı çok daha detaylı bir şekilde fark ediyor fakat zaman zaman çevresinde neler olduğunu anlayamıyor, bazı zamanlarda kendini çok güzel ifade edebilirken, bazı zamanlarda edemiyor ve kimse onu anlayamıyor. Bu zıtlıklar bazı zamanlarda çocuğun kendisinin de ne istediğini bilemez ne hissettiğini anlayamaz hale gelmesine neden olabiliyor. İşte tam bu noktada, ‘Ne istiyorsa yapıyorum ama ağlaması geçmiyor, sakinleşmiyor.’ dediğiniz anlar yaşanıyor. Çocuğunuza bu gelişim evresinde nasıl davranabileceğinize dair tavsiyeleri ‘Öfke Anlarında Çocuğa Nasıl Davranılmalı?’ adlı yazımızdan bulabilirsiniz. Denediğiniz yollar çocuğunuzu rahatlatamıyorsa ve bu öfkeli hali uzun süredir devam ediyorsa bir uzmandan yardım almayı unutmayınız.
Korona Günlerinde Ebeveynlik
Korona Günlerinde Ebeveynlik Koronavirüs, sosyal mesafe, sosyal izolasyon, karantina… Bir hafta önce bunlar bize uzak ve bilmediğimiz terimlerken, şu anki dönemde sosyal medyamız, günlük konuşmalarımız, televizyonlarımızda sürekli olarak konuşulan ve maruz kaldığımız konular oldu. Sürekli olarak saatlik bile değişen bu gündemde tekrar tekrar bilgileniyoruz. Bütün planlarımız, günlük rutinlerimiz, beklentilerimiz çok kısa zaman aralıklarıyla değişiyor. Bu belirsizlik halini bütün toplum olarak yaşadığımız günlerden geçiyoruz. Okulların kapatıldığı, bazılarımızın işlerini evden yönettiği bu dönemlerde Koronavirüs ve ebeveynlik hakkında birçok yazı yazıldı, birçok uzman çocuklarımıza bu hastalığı nasıl anlatabileceğimiz, okulların kapatılması hakkında çocuğumuzla nasıl konuşacağımız hakkında çok yardımcı olacak bilgiler paylaştı. Ben de bu yazımda çocuklarımızın bu belirsizlik dolu süreçte evde geçirdikleri vakitleri bir ebeveyn olarak nasıl ele alabiliriz hakkında yararlı olacağını düşündüğüm ipuçlarını paylaşmak istiyorum. Sohbet başlatmaktan korkmayın. Unutmayın ki Korona gündemi hakkında sürekli olarak yeni bilgilere maruz kalıyoruz, telefonda sevdiklerimizle kaygılarımız hakkında konuşuyoruz, televizyonlarımızda yeni haberler gelmeye devam ediyor ve biz fark etmesek bile çocuklarımız bunların hepsini duyuyor, gözlemliyor ve bunlara maruz kalıyor. Çocuklar gözlemleme konusunda hepimizden daha başarılıdır fakat ne yazık ki yorumlama kısmında çok iyi değiller. O yüzden günlük olarak çocuğunuzla Korona hakkında sohbetler başlatıp, yeni öğrendiği bilgileri, bu bilgileri nasıl yorumladığını sorun. Yanlış yorumladığı hatalı bilgileri düzeltin. Aklında olan soruları size sormasını sağlayın. Bu konuşmayı yapmadan önce kendi kaygınızı yatıştırdığınızdan, samimi ve kısa cevaplar verdiğinizden, sormadığı bilgilere onu maruz bırakmadığınızdan emin olun. Unutmayın ki çocuğunuz yaşadıklarına karşı verdiği tepkileri sizin tepkilerinize göre şekillendirir.Cevaplarını bilmediğiniz soruları sorduklarında bilmiyorum demenizde hiçbir sakınca olmadığı unutmayın. Virüs üzerindeki gücünü vurgulayın. Çocuğunuzun virüs karşısında kendini/sizi güçsüz ve pasif hissetmesini engellemek için hepinizin virüsün yayılmasını engellemek için çalıştığınızı vurgulayın. Aldığınız önlemlerin (el yıkamak, sosyal mesafeyi arttırmak, sağlıklı beslenmek gibi) ne kadar güçlü olduğunu, bu sayede bütün insanlara iyilik yaptığınızın altını çizin. Çocuğunuzun yaşına göre aileniz, virüsle savaşan süper kahramanlara dönüşebilir. Hayatında değişen şeyleri vurgulayın. Okullar tatil edildi, belki arkadaşları ile yaptığı buluşma planları, sinemada gitmeyi kararlaştırdığınız film, belki arkadaşının veya kendisinin doğum günü partisi iptal edildi. Bu değişikleri vurgulayın ki bu konular hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için çocuğunuza alan yaratmış olun. Unutmayın bu iptaller ve değişimler engellenmişlik hissettirir ve engellenmişlik karşısında öfkelenmesi, üzülmesi, çaresiz hissetmesi beklenen tepkilerdir. Çocuğunuzun öfkesini dindirmeye çalışmak yerine ‘Evet, arkadaşının doğum gününe gidemiyor olmak seni çok sinirlendirdi.’ Gibi cümlelerle duygusunu anladığınızı belirten cümleler kurmak çocuğunuzun kendisini iyi hissetmesinde daha çok etkilidir. Bu sayede kendini sizin tarafınızdan anlaşılmış ve kabul görmüş hisseder. Çünkü bunlara ağlamakta, sinirlenmekte hatta bazen birazcık bağırmakta bir sıkıntı yok.Çocuklarımız sadece küçük saf değiller bütün bu yapamadıkları şeyleri iyi ki yapamadıklarını düşünmelerini beklemek ütopik olacaktır. Aynı kalan şeyleri vurgulayın. Çocuklar da bizim gibi hayatları rutin ve öngörülebilir olduğu zaman kendilerini daha rahat hissederler. Hayatlarında değişmeyen şeyleri vurguladığınız zaman alışkanlıklarının bazılarını devam ettirebiliyor olduklarını fark etmek tehlike hissini azaltır. Kahvaltıda hala yumurta yiyeceğini bilmek, yatma saatinin değişmeyeceğini bilmek çocuğunuzu rahatlatır. Yeni rutinler oluşturun. Çocuklar ne yaşayacaklarını bildiklerinde kendilerini daha rahat ve güvende hissederler. O yüzden saat saat sıkı planlar olmasa da çocuğunuzla birlikte evde geçirdikleri bu günlerde neler yapabileceği hakkında bir çizelge oluşturun. Oyunlar, evde yapabilecekleri dans, spor gibi aktiviteler, film izlemek, ders çalışmak, resim yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek gibi aktivitelerin içeriği değişecek olsa bile günün hangi zamanlarında yapacağına birlikte karar verin ve bir çizelge oluşturun. Bu çizelgeyi buzdolabı gibi bütün aile fertlerinin göreceği bir yere asın. Çocuğunuz okuma yazma bilmiyorsa bu çizelgeyi küçük resimlerle de oluşturabilirsiniz. Bu çizelgeyi oluştururken, bütün günü farklı aktivitelerle doldurmak gibi bir hedefiniz olmasın, bu aktivite çılgınlığı hem sizi yorar hem de çocuğunuzun sıkılmasının engellenmesi yaratıcılığının gelişmesini de engeller. Belirli zamanlarda telefonunuzdan uzaklaşın. Çocuğuz size bir şey anlatırken veya oyun oynadığınız bir zamanda aslında tam olarak onunla olmadığınızı, onu hımm’layarak geçiştirdiğinizi ve o sırada sosyal medya ekranınızı aşağıya doğru kaydırdığınızı emin olun hemen fark ediyor ve kendini huzursuz hissediyor. Önerim telefonunuzu hiç elinize almamanız değil, sadece telefon kullanımınızı çocuğunuzla vakit geçirdiğiniz zamanlarda kısıtlamanız ve bu konuda ona açık ve net olmanız. Oyuna veya sohbet etmeye başlayacağınız zamanlarda ‘Şu an seninle vakit geçirirken telefonumun bizi rahatsız etmesini istemiyorum, onun için onu şuradaki masaya koyacağım’ veya ‘Birkaç dakika sonra telefonuma bakacağım, o esnada seninle ilgilenemeyeceğim’ gibi ifadelerle hem kendinize hem çocuğunuza bu sınırları çizebilirsiniz. Oynayabildiğiniz kadar oyun oynayın! Çocuklar endişe ve korkularını bizim kadar rahat söze dökemezler. Onların en rahat hissettikleri ve uzman oldukları dil oyun dilidir. Çocuğunuzun yanına oturun ve kurallar koymadan, yönlendirmeden kendinizi onun oyununa bırakın. Bırakın Spiderman virüsü ağlarıyla çevirsin, Elsa virüsü dondursun ve çocuğunuz oyununda virüse dair olan korku ve öfkesini çıkartsın ya da belki oyuncak hayvanları birbiri ile buluşmaya okula gidecekler. Siz müdahale etmeden, çocuğunuzun istediği gibi oyununu sürdürdükçe kendi ihtiyacını oyununda canlandıracak, kendi problemlerini oyun yolu ile çözmeye çalışacaktır. Sizin oyundaki örtük anlamları anlamanıza veya bilmenize gerek yok, yanında ona destek olmanız yeterli olur. Bardağın dolu tarafını fark edin. Hepimizin dışarı çıkarken daha temkinli olduğu, bazılarımızın işini evden yürüttüğü bu günlerin hiç beklenmedik pozitif yönlerini de deneyimliyoruz. Belki uzun zamandır sizi rahatsız eden, hiçbir şeye vakit bulamamak, çocuğunuz ve aileniz ile doya doya vakit geçirememek problemimiz bu günlerde eskiye oranla çok daha azaldı. Çocuğunuz ile daha çok vakit geçirebiliyor olmanın sizin için ne kadar kıymetli olduğunu, evinizde birlikte bir şeyler yapıyor olmanın sizi ne kadar mutlu ettiğini çocuğunuz ile sık sık paylaşın. Unutmayın çocukların verecekleri tepkiler, ebeveynlerinin olaylara bakışı ve davranışlarına göre şekillenir. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı
Öfke Anlarında Çocuğa Nasıl Davranılmalı?
Çocuğunuz öfke krizleri yaşadığında, söylediğiniz her şeye hayır demeye başladığında, kendi isteklerinin olması için sizinle sıklıkla inatlaştığı zamanlarda, durduramadığınız uzun süreli ağlamalar yaşadığında onu sakinleştirmek ve bazen iletişim kurabilmek bile çok zorlayıcı ve çaresiz hissettirici olabiliyor. Peki, anne-babalar bahsettiğimiz ani öfke krizlerinde nasıl davranmalı? Öncelikle bu ağlama ve öfke patlamalarının neden kaynaklandığını anlamak bir adım olabilir. Çocuğunuz sizin gözünüzün içine baka baka size kızdırmak için bir şeyleri yapmıyor. Bunlar şımarıklık veya inat olsun diye yaptığı şeyler değil. Tam tersine size bakmasının nedeni ne yaşadığını bilmezken, anlamazken öfkesini nasıl durduracağını bilmezken sizden yardım istemesi. Bu bilinmezlikleri ancak sizin gözünüze bakıp anlamlandırabilecek. Çocuğunuzu tamamen memnun etmeye çalışmayın, edemeyeceğinizi kabul edin. Çocuğunuz bu kriz anlarında sizden pek çok farklı şey isteyebilir. Örneğin suyu getir diye ağlamaya başlayıp, götürdüğünüz zaman ‘istemiyorum, götür’ diye ağlamasına devam edebilir ve devamında farklı farklı şeyler istemeye ve onlardan da mutlu olmamaya devam edebilir. Burada yapabileceğiniz en önemli şey, çocuğunuzun asıl ihtiyacını görebilmek. Bazen anne- babalar çocukları mutsuz etmemek için yukarıda örneklediğimiz döngüye kendilerini kaptırıp çocukların bütün isteklerini yapmaya çalışırken, çocuğun yemek uyku gibi temel ihtiyacını gözden kaçırabiliyorlar. Çocuğunuzun ağlamaya da ihtiyacı olduğunu unutmayın. Zaman zaman sizin de ağlamaya ihtiyacınız olduğunu, ağlamanızın sizi rahatlattığı zamanları hatırlayın. İşte tam olarak çocuğunuzun da bazen ağlayarak, huysuzluk yaparak duygularını ifade etmeye ve sonrasında rahatlamaya ihtiyacı var. Siz sürekli onu mutlu etmek için bir şeyler yaptığınızda, kafasını dağıtmaya çalıştığınızda aslında çocuğunuzun duygularını yaşama ve kabul etme ve sonrasında kendi kendine rahatlama ihtiyaçlarını elinden almış oluyorsunuz. Yani aslında bazen, çocuğunuz için yapabileceğiniz en iyi şey hiçbir şey yapmayıp, onun yanında olmaktır. Yapmanız gereken onun yanında oturmak, sarılmak, bu yaşadığı öfke ve ağlamaların normal olduğunu onlara hissettirmek, çocuğunuzun duygularından korkmadığınızı, rahatsız olmadığınızı ve her duygusuyla onu sevdiğinizi çocuğunuza hissettirmektir. ‘Biliyorum zorlanıyorsun, ağlayabilirsin ben yanındayım.’ ‘Biz yanındayız, biz sana destek olacağız.’ ‘İstediğini yapmadığımız için bize kızgınsın. Ağlayabilirsin, haklısın.’ ‘Şimdi sen benim yanımda ağlarken, yavaş yavaş daha iyi hissedeceksin.’ gibi cümlelerle onun ağlamasını kabul ederek yaklaşmanızın inanın çok faydası olacaktır. Sadece bu yöntem ve kabulle bile ne kadar çok krizi engelleyebildiğinizi fark ettiğinizde şaşıracaksınız. Denediğiniz yollar çocuğunuzu rahatlatamıyorsa ve bu öfkeli hali uzun süredir devam ediyorsa psikoloji alanındaki bir uzmandan yardım almayı unutmayınız. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı









