Yeni doğan bir bebek; dünyaya gözlerini açtığında hiçbir bilgi yoktur zihninde… Travmatik olaylardan uzakta, etrafında olup bitenleri anlamaya, anlamlandırmaya çalışır. Hayatı anlamlandırma çabası, ona bakan kişiler ve ebeveynleriyle şekillenir. Bağlanma; yaşamın ilk 2 yılında, ona bakan kişilerin duygusal ve öz bakım ihtiyaçlarını zamanında ve gerektiği şekilde karşılaması ile gerçekleşir. Bağlandığı kişilerin çocuğa; sevgi, şefkat ve ilgiyle yaklaşması çocuğun yaşadığı dünyayı güvenilir, risklerden uzak, mutlu yaşayabileceği bir yer olarak algılamasını sağlar ve olayların üstesinden gelme becerisi de bir o kadar artar. Bu sebeple çocukluk çağı travmalarının yetişkinlikteki ilişkilerimizi nasıl etkilediğini bu yazımızda ele aldık. Çocuk; ebeveynlerinin yanlış tutumları dolayısı ile sevgiden ve ilgiden uzak büyüdüğünde ebeveynleri ile güvenli bağ kuramaz, güven duygusu pekişmediği gibi kendini mutsuz ve değersiz hisseder. Böyle bir ortamda, bu duygular ile büyüyen çocuk; gelecekte karşısına çıkan kişilere karşı da hep önyargılı yaklaşır ve ilişkilerine geçmişteki olumsuz ebeveyn deneyimlerini aktarır. Gelecekte, arkadaş ve eş seçiminde de ebeveynlerinin negatif özelliklerine benzer karakterleri seçmesi ve hayatına alması ile bu mutsuz döngünün sürekliliği kaçınılmaz olur pek çok zaman… Öte yandan hayatta çok da tecrübesi olmayan bir çocuk travmatik bir deneyim yaşadığında bu durumla nasıl baş etmesi gerektiğini bilmediği için duygusal ve davranışsal problemler baş gösterebilir. Travmatik deneyimler deprem, afet, ailedeki kayıp veya vefatlar, taciz, tecavüz, fiziksel veya duygusal şiddet sebebiyle oluşabileceği gibi; kronik şekilde uygulanan yanlış ebeveyn tutum ve davranışları sebebiyle de oluşabilir. Yaşanan travmatik olayın çocuk üzerinde bıraktığı etkinin büyüklüğüne göre çocuğun gelecekti hayatı da o olayın etkisi altında kalır ve bu durum ömür boyu sürebilir. Çünkü çocuğun nasıl baş etmesi gerektiğini bilmediği bir travmayı hayatının her anına taşımasının sebebi; bu travmanın çözümlenmemiş olmasıdır. Çocukluk Çağı Travmalarının Etkileri Yaşanan travmanın şiddetine bağlı olarak çocukluk çağı travmaları yetişkinlikteki ilişkileri de olumsuz yönde etkiler. Örneğin; evde fiziksel ve duygusal şiddet gören çocuk, yetişkinlikte saldırgan veya şiddete eğilimli bir birey olabilir ve çevresiyle iletişiminde ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Yakınını kaybeden bir çocuk, sevdiklerini kaybetme korkusu ile içe kapanık bir birey olabilir; ciddi anksiyete veya depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilir ve bu durum ilişkilerini negatif yönde etkileyebilir. İstismara uğrayan bir çocuk, karşısına çıkan kişilerden korkuyla kaçabilir, güven problemleri yüzünden sosyal hayattan uzaklaşarak yalnızlığı tercih edebilir. Çocukluk çağı travmaları sebebiyle tüm hayatınız ve ilişkileriniz etkilendiyse, çözüm için geç kaldığınızı düşünmeyin. Profesyonel olarak alınacak psikolojik destek, yaşanan travmaları nötr hale getirerek kişiyi travmanın etkilerinden arındırır ve geri kalan hayatınızı, travmaların etkilerinden arınmış olarak sürdürmenizi sağlar.
Otizm ve Belirtileri
Otizm; sebebi hala tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörlerin rol oynadığı düşünülen, doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılıktır. Kişinin çevresiyle sözlü veya sözsüz iletişiminin normal dışı ve sosyal etkileşiminin yetersiz olması ile ifade edilebilir. Otizm, genelde yaşamın ilk 3 yılında kendini gösterir. Yapılan araştırmalar sonucunda otizmin kızlara oranla erkeklerde daha fazla görüldüğü ortaya çıkmıştır. Otizmli bireylerin dış görünüşü normaldir ve tüm ırklarda görülebilir. Sosyokültürel faktörlerin otizm üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Otizm Belirtileri Nelerdir? Belirttiğimiz gibi yaşamın ilk yılları gözlemlenen bazı belirtiler, otizm ile ilgili ipucu verir. Göz teması yok veya kısıtlıysa Adına seslenince bakmıyorsa Parmağı ile istediği cismi gösteremiyorsa Oyuncaklarıyla nasıl oynayacağını bilmiyor ve hayali oyun kuramıyorsa Yaşıtlarıyla ilgilenmiyorsa Araba tekerleği, çamaşır makinesi gibi dönen cisimlere takıntılı ise Söyleneni duymuyormuş gibiyse Sallanmak, çırpınmak gibi tekrar edici davranışları varsa Konuşmada gecikme varsa ve bazı kelimeleri sıklıkla tekrar ediyorsa (ekolali) Düzen değişikliklerine karşı aşırı tepkili ise Sosyal ortamlardan rahatsızlık duyuyorsa Acıya karşı duyarsızsa Sarılma, öpme gibi fiziksel temastan rahatsızlık duyuyorsa Kişiler yerine cansız varlıklara ilgisi varsa çocukta otizm belirtileri olduğu söylenebilir. Bu durumda mutlaka otizm değerlendirmesi yapılmalıdır. Değerlendirmeyi yapacak ve tanıyı koyacak olan kişi bir uzmandır. Bu tanı; değerlendirilen otizm test sonuçları sonrasında, ailenin verdiği bilgiler ve çocuğun davranışlarının gözlemlenmesi ile şekillenmektedir. Ailelerin yanlışa düştüğü en büyük hatalardan biri, yukarıdaki belirtilerden bazılarını çocuklarında gördüklerinde, kendi kendilerine bu tanıyı koymalarıdır. Çocukta bu belirtiler varsa bu kesin olarak çocuğun otizmli olduğu anlamına gelmemektedir. Bu belirtilerin altında çok daha farklı problemler olabilir ve sorunların farklı yollar ile çözülmesi gerekebilir. Eğer siz de çocuğunuzda bu belirtilerin bazılarını gözlemliyorsanız, vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız.
Çocuk ve Ergen Psikoloğu Antalya
Ülkemizde çocuk psikolojik sağlığı alanında çalışan temel olarak 2 bölüm bulunuyor. Bunlardan ilkini çocuk psikoloğu ile yürütülen çocuk psikolojisi alanı oluştururken, ikincisini ise çocuk psikiyatri alanı oluşturuyor. Çocuk psikoloğu ve çocuk psikolojisi alanında hizmet veren uzmanlar eskiden pedagog adıyla anılırdı. Her ilde çocukların psikolojisiyle ilgilenen bir bölüm olduğu gibi çocuk psikoloğu Antalya ilimizde de sıklıkla danışılan bir servis olarak bilinmektedir. Buna ek olarak, çocuk psikiyatri Antalya ilimizde ihtiyaç duyulan bir diğer departmanı oluşturmakta. Çocuklukta yaşanılan her olay, kişilerin ergenlik ve yetişkinlik çağını etkilediği için çocukluk yaşlarından itibaren psikolojik olarak sağlıklı bir şekilde yetiştirilmek önemlidir. Küçük yaşlarda eksik kalan duygular, karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar, bastırılmış dürtüler ve maruz kalınan travmalar tedavi edilmediğinde çeşitli davranış bozukluklarına ve psikolojik rahatsızlıklara sebebiyet verirler. Böylece kişi, bu çözümlenmemiş duygusal ve psikolojik rahatsızlıkları yetişkinlik çağına taşır ve bir yetişkin olarak sağlıklı ilişkiler kuramaz ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bu açıdan, çocuk ve ergen psikolojisi alanı, erken çocuklukta yaşanan sıkıntıların bu yaş döneminde çözülmesini sağlayarak, yetişkinliğe taşınmasını önler. Çocuğun kimliğinin oluşumunda kritik olan erken dönem çocukluk çağı süresince karşılaşılan sıkıntılar hakkında ailenin bir çocuk psikoloğu ile görüşerek yardım alması önemlidir. Çocuk Psikolojisini Etkileyen Faktörler Çocuklar, dünyaya geldiği günden itibaren her gün bir şeyler öğrenmektedirler. Bu öğrenme sürecinde ilk başta aileleri olmak üzere akrabalar, arkadaş çevreleri, okul yaşantıları ve sosyal çevreleri gibi ortamlarda sürekli bir şeyler gözlemleyerek kendilerine bir tutum ve davranış modeli oluşturmaktadırlar. Bu gelişim döneminde doğru rol model olan kişilerle kurulan ilişkiler önem kazanır. Eğer çocuk, sağlıklı bir rol modelden yoksun olarak büyürse, bu geliştireceği kişilik yapısını da olumsuz etkiler. Ebeveynlerin, çocuklarına nasıl sağlıklı rol model olabilecekleri konusunda yine çocuk psikoloğu ile görüşerek danışmanlık almaları iyi bir seçenek olacaktır. Çocukluk çağında yaşanan ya da maruz kalınan aile içi fiziksel şiddet, aile içi psikolojik şiddet, ani yaşanan kayıplar (aileden birinin ölümü, evcil hayvanının ölümü vb.), ani gelişen travmalar (kaza, felç vb.), taciz, sosyal çevrede dışlanma, hareket bozuklukları (hiperaktiflik, konsantrasyon bozuklukları vb.), konuşma bozuklukları, ifade bozuklukları gibi faktörler çocuk ve ergen psikolojisi üzerinde ciddi hasar meydana getirebilir. Böyle bir durumda, ailelerin sorunu kendi başlarına çözmeye çalışmak ya da sorunu yok saymak yerine bir çocuk psikoloğu ile görüşerek profesyonel yardım almaları en doğru seçenektir. Çocuk ve Ergen Psikoloğu Hangi Sorunlarla İlgilenir? Travmalar Depresyon İntihar düşünceleri Kaygı bozuklukları Dikkat eksikliği Teknoloji bağımlılığı Öğrenme sürecinde yaşanan sorunlar Davranış bozuklukları Herhangi bir hastalıkla bağdaştırılamayan fiziksel şikayetler Takıntılar (Obsesyonlar ve Kompulsiyonlar) Uyku sorunları Tuvalet sorunları Kişilik bozuklukları Sosyal fobi Sosyal anksiyete Cinsel gelişim sorunları Konuşma sorunları Tik sorunu Psikotik bozukluklar
Çocuğunuzu Överken Gizli Tuzaklardan Kaçınmak
Çocuğunuzu cesaretlendirmek için, yaptıkları olumlu davranışları ödüllendirerek daha sık yapmalarını sağlamak için, onunla gurur duyduğunuzu göstermek için… Birçok farklı nedenle ve aslında hep iyi bir niyetle çocuğunuzu övüyorsunuz. ‘Çocuğumu övmenin ne gibi bir zararı olabilir, artık her şeye bir kulp bulunur oldu’ gibi düşünceleriniz olabilir. Çocuğun gösterdiği çabanın, yaptığı iyi davranışların ebeveynleri tarafından görülüp, desteklenmesi ve övülmesi pek tabi çocuğun davranışlarının olumlu şekillenmesinde ve kendine güvenin oluşmasında çok önemli faktörler. Fakat çocuklarınızı ne zaman ve ne şekilde övdüğünüz, bu övgünün pozitif bir etki mi yoksa çocuk için neredeyse cezalandırıcı bir etki mi yaratacağını belirliyor. Övgüyü en yararlı şekilde kullanmak için öneriler Övgünüz Ayrıntılı Olsun: ‘Sen çok zekisin’, ‘Mükemmelsin’, ‘Aferin benim çocuğuma’, ‘Güzel kızım-yakışıklı oğlum’ gibi çocuğun hangi davranışı ile övüldüğünün farkına varamayacağı, üstelik çocuğun üzerine yük bindiren basmakalıp övgüler yerine hangi davranışını tekrarlamasını hedefliyorsanız bu davranışa yönelik ayrıntılı övgüleri tercih edin. Emeğini Övün: Çocuğunuz size yaptığı bir resmi gösterdiğinde veya çok çalıştığı sınavdan aldığı yüksek notu söylediğinde çocuklarınıza övgünüz her zaman gösterdiği çaba ve sürece yönelik olsun. Ortaya çıkan sonuç değil, çocuğunuzun gösterdiği emek kıymetlidir. Başarıyı (notu, güzel resmi vs.) övdüğünüz zaman çocuğunuz bunu, sizin ancak yüksek beklentilerinizi karşılayabildiği zamanlarda sevildiği ve saygı duyulduğu şeklinde yorumlayabilir. Sonuç odaklı bu övgü biçimi çocuğu hep en iyisini yapması gerektiği şeklinde bir performans kaygısına ve başarılı olup olamayacağından emin olamadığı yeni merak alanlarına yönelmekten de alıkoyabilir. Örneğin bir önceki sınavından yüksek not almış ve ailesi tarafından notu ile ilgili övgüler toplamış bir çocuk için, ‘Sonraki sınavımdan ya düşük alırsam?’ stresi çalışma motivasyonunu arttırmak yerine azaltır ve çocuğunuzun kendine güvenini arttırmak isterken azalmasına neden olabilirsiniz. Övgünüze Sen Sözcüğü ile Başlayın: Bu şekilde çocuğunuzun kendi iç dünyasına bakmasını ve kendi kendine gurur duyabilmesini sağlamakta ona yardımcı olursunuz. Bu sayede çocuk iyi şeyler yapmak için etraftakilerin alkışlarına bağımlı olmaz ve kendini takdir edebilmenin özgürlüğünü fark eder. Başarının tekrarı için en önemli nokta içsel motivasyondur. Örneğin ‘Sen çok uzun bir süre bırakmadan resim yapabildin’ gibi cümleler onun kendi çabasını ve sonucunda ne hissettiğini görmesinde yardımcı olur. Kıyaslama Yapmayın: Başka arkadaşları veya kardeşiyle kıyaslanarak diğerlerinden daha iyi yaptığı için övülen bir çocuk için artık önemli olan artık yaptığı şey değil, galibiyet ve dışarıdan gelecek olan övgüdür. Rekabete dayalı övgüler kısa süreli motivasyonu arttırsa da çocuğun içsel motivasyonunu azaltır. Her Yaptığını Övmekten Kaçının: Çocuğunuzun doğal olarak yapması gereken sorumluluklarını yaptığı için övgü alması, zamanla yaptığı çoğu şey için övgü beklemesine ve övgü gelmeyen şeyleri yapmak istememesine neden olabilir. Yaptığı Davranışın Diğerleri Üzerindeki Etkisini Övün: Eğer çocuğunuz, sosyal ilişkiler ile ilgili bir şey yaptıysa (örneğin sevdiği bir oyuncağını arkadaşı ile paylaşmak, bir yaşlıya yardım etmek gibi) yaptığı davranışın etkisini vurgulayın. Örneğin yaşlı amcanın yüzüne bak, ona yardım ettiğin için çok mutlu görünüyor’ gibi cümleler hem çocuğunuzun davranışlarını olumlu olarak pekiştirir hem de empati becerisini geliştirir. Etkileri övmenin sadece sosyal davranışlarında olmasına dikkat edin. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı
Eyvah! İki Yaş Sendromu mu?
Sakin, uyumlu çocuğunuz bir anda öfke krizleri yaşayan, söylediğiniz her şeye hayır diyen, kendi isteklerinin olması için sizinle inatlaşan, durduramadığınız uzun süreli ağlamalar yaşayan yeri göğü inleten bir çocuğa dönüştü ve siz bu değişim karşısında ne yapacağınızı bilemez, çaresiz bir durumda kalmış gibi mi hissediyorsunuz? Bu süreç bazen çocuğun yürümeye başlamasıyla, genelde bir buçuk- iki yaşları arasındaki süreçte, hatta nadiren üç yaşında olmasıyla yaşanan, anne babalar için oldukça zorlayıcı ve ne bir dönemdir. Bu yüzden sıklıkla ‘iki yaş sendromu’ hatta bazı kaynaklarda ‘ikinci ergenlik’ olarak geçer. Peki bu dönemin özellikleri nelerdir? Uzun süreli, durdurulamayan ağlamalar Kendini yere atma, kafayı vurma gibi hırçın davranışlar En makul denilebilecek isteklere büyük bir tepki ile karşı gelme Ani değişen ruh halleri (gülerken ağlamaya başlamak gibi) Engellenmeye karşı aşırı tahammülsüzlük Sık sık hayır deme İstenilen bir şeye takılıp, sürekli ısrar etme Daha fazla işi tek başına yapmak isteme, anne-babanın yardımından rahatsız olma Fakat aslında bu bir sendrom değil, çocuğunuzun bebeklikten çıkma, özgürlüğünü isteme, bu dünyada ben de varım deme süreci ve gelişiminin bir parçası. Yani bunları yaşıyor olmanız sağlıklı. Bu gelişim döneminin sıkıntılı geçmesinin ise birçok nedeni var. Bu gelişim döneminde çocuğunuzun hem zihinsel hem de motor becerileri çok büyük bir hızla gelişiyor ve çocuğunuz bu yeni becerilerine uyum sağlamaya çalışıyor. Onun gözünden bakıldığında dünyayı çok daha detaylı bir şekilde fark ediyor fakat zaman zaman çevresinde neler olduğunu anlayamıyor, bazı zamanlarda kendini çok güzel ifade edebilirken, bazı zamanlarda edemiyor ve kimse onu anlayamıyor. Bu zıtlıklar bazı zamanlarda çocuğun kendisinin de ne istediğini bilemez ne hissettiğini anlayamaz hale gelmesine neden olabiliyor. İşte tam bu noktada, ‘Ne istiyorsa yapıyorum ama ağlaması geçmiyor, sakinleşmiyor.’ dediğiniz anlar yaşanıyor. Çocuğunuza bu gelişim evresinde nasıl davranabileceğinize dair tavsiyeleri ‘Öfke Anlarında Çocuğa Nasıl Davranılmalı?’ adlı yazımızdan bulabilirsiniz. Denediğiniz yollar çocuğunuzu rahatlatamıyorsa ve bu öfkeli hali uzun süredir devam ediyorsa bir uzmandan yardım almayı unutmayınız.
Korona Günlerinde Ebeveynlik
Korona Günlerinde Ebeveynlik Koronavirüs, sosyal mesafe, sosyal izolasyon, karantina… Bir hafta önce bunlar bize uzak ve bilmediğimiz terimlerken, şu anki dönemde sosyal medyamız, günlük konuşmalarımız, televizyonlarımızda sürekli olarak konuşulan ve maruz kaldığımız konular oldu. Sürekli olarak saatlik bile değişen bu gündemde tekrar tekrar bilgileniyoruz. Bütün planlarımız, günlük rutinlerimiz, beklentilerimiz çok kısa zaman aralıklarıyla değişiyor. Bu belirsizlik halini bütün toplum olarak yaşadığımız günlerden geçiyoruz. Okulların kapatıldığı, bazılarımızın işlerini evden yönettiği bu dönemlerde Koronavirüs ve ebeveynlik hakkında birçok yazı yazıldı, birçok uzman çocuklarımıza bu hastalığı nasıl anlatabileceğimiz, okulların kapatılması hakkında çocuğumuzla nasıl konuşacağımız hakkında çok yardımcı olacak bilgiler paylaştı. Ben de bu yazımda çocuklarımızın bu belirsizlik dolu süreçte evde geçirdikleri vakitleri bir ebeveyn olarak nasıl ele alabiliriz hakkında yararlı olacağını düşündüğüm ipuçlarını paylaşmak istiyorum. Sohbet başlatmaktan korkmayın. Unutmayın ki Korona gündemi hakkında sürekli olarak yeni bilgilere maruz kalıyoruz, telefonda sevdiklerimizle kaygılarımız hakkında konuşuyoruz, televizyonlarımızda yeni haberler gelmeye devam ediyor ve biz fark etmesek bile çocuklarımız bunların hepsini duyuyor, gözlemliyor ve bunlara maruz kalıyor. Çocuklar gözlemleme konusunda hepimizden daha başarılıdır fakat ne yazık ki yorumlama kısmında çok iyi değiller. O yüzden günlük olarak çocuğunuzla Korona hakkında sohbetler başlatıp, yeni öğrendiği bilgileri, bu bilgileri nasıl yorumladığını sorun. Yanlış yorumladığı hatalı bilgileri düzeltin. Aklında olan soruları size sormasını sağlayın. Bu konuşmayı yapmadan önce kendi kaygınızı yatıştırdığınızdan, samimi ve kısa cevaplar verdiğinizden, sormadığı bilgilere onu maruz bırakmadığınızdan emin olun. Unutmayın ki çocuğunuz yaşadıklarına karşı verdiği tepkileri sizin tepkilerinize göre şekillendirir.Cevaplarını bilmediğiniz soruları sorduklarında bilmiyorum demenizde hiçbir sakınca olmadığı unutmayın. Virüs üzerindeki gücünü vurgulayın. Çocuğunuzun virüs karşısında kendini/sizi güçsüz ve pasif hissetmesini engellemek için hepinizin virüsün yayılmasını engellemek için çalıştığınızı vurgulayın. Aldığınız önlemlerin (el yıkamak, sosyal mesafeyi arttırmak, sağlıklı beslenmek gibi) ne kadar güçlü olduğunu, bu sayede bütün insanlara iyilik yaptığınızın altını çizin. Çocuğunuzun yaşına göre aileniz, virüsle savaşan süper kahramanlara dönüşebilir. Hayatında değişen şeyleri vurgulayın. Okullar tatil edildi, belki arkadaşları ile yaptığı buluşma planları, sinemada gitmeyi kararlaştırdığınız film, belki arkadaşının veya kendisinin doğum günü partisi iptal edildi. Bu değişikleri vurgulayın ki bu konular hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için çocuğunuza alan yaratmış olun. Unutmayın bu iptaller ve değişimler engellenmişlik hissettirir ve engellenmişlik karşısında öfkelenmesi, üzülmesi, çaresiz hissetmesi beklenen tepkilerdir. Çocuğunuzun öfkesini dindirmeye çalışmak yerine ‘Evet, arkadaşının doğum gününe gidemiyor olmak seni çok sinirlendirdi.’ Gibi cümlelerle duygusunu anladığınızı belirten cümleler kurmak çocuğunuzun kendisini iyi hissetmesinde daha çok etkilidir. Bu sayede kendini sizin tarafınızdan anlaşılmış ve kabul görmüş hisseder. Çünkü bunlara ağlamakta, sinirlenmekte hatta bazen birazcık bağırmakta bir sıkıntı yok.Çocuklarımız sadece küçük saf değiller bütün bu yapamadıkları şeyleri iyi ki yapamadıklarını düşünmelerini beklemek ütopik olacaktır. Aynı kalan şeyleri vurgulayın. Çocuklar da bizim gibi hayatları rutin ve öngörülebilir olduğu zaman kendilerini daha rahat hissederler. Hayatlarında değişmeyen şeyleri vurguladığınız zaman alışkanlıklarının bazılarını devam ettirebiliyor olduklarını fark etmek tehlike hissini azaltır. Kahvaltıda hala yumurta yiyeceğini bilmek, yatma saatinin değişmeyeceğini bilmek çocuğunuzu rahatlatır. Yeni rutinler oluşturun. Çocuklar ne yaşayacaklarını bildiklerinde kendilerini daha rahat ve güvende hissederler. O yüzden saat saat sıkı planlar olmasa da çocuğunuzla birlikte evde geçirdikleri bu günlerde neler yapabileceği hakkında bir çizelge oluşturun. Oyunlar, evde yapabilecekleri dans, spor gibi aktiviteler, film izlemek, ders çalışmak, resim yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek gibi aktivitelerin içeriği değişecek olsa bile günün hangi zamanlarında yapacağına birlikte karar verin ve bir çizelge oluşturun. Bu çizelgeyi buzdolabı gibi bütün aile fertlerinin göreceği bir yere asın. Çocuğunuz okuma yazma bilmiyorsa bu çizelgeyi küçük resimlerle de oluşturabilirsiniz. Bu çizelgeyi oluştururken, bütün günü farklı aktivitelerle doldurmak gibi bir hedefiniz olmasın, bu aktivite çılgınlığı hem sizi yorar hem de çocuğunuzun sıkılmasının engellenmesi yaratıcılığının gelişmesini de engeller. Belirli zamanlarda telefonunuzdan uzaklaşın. Çocuğuz size bir şey anlatırken veya oyun oynadığınız bir zamanda aslında tam olarak onunla olmadığınızı, onu hımm’layarak geçiştirdiğinizi ve o sırada sosyal medya ekranınızı aşağıya doğru kaydırdığınızı emin olun hemen fark ediyor ve kendini huzursuz hissediyor. Önerim telefonunuzu hiç elinize almamanız değil, sadece telefon kullanımınızı çocuğunuzla vakit geçirdiğiniz zamanlarda kısıtlamanız ve bu konuda ona açık ve net olmanız. Oyuna veya sohbet etmeye başlayacağınız zamanlarda ‘Şu an seninle vakit geçirirken telefonumun bizi rahatsız etmesini istemiyorum, onun için onu şuradaki masaya koyacağım’ veya ‘Birkaç dakika sonra telefonuma bakacağım, o esnada seninle ilgilenemeyeceğim’ gibi ifadelerle hem kendinize hem çocuğunuza bu sınırları çizebilirsiniz. Oynayabildiğiniz kadar oyun oynayın! Çocuklar endişe ve korkularını bizim kadar rahat söze dökemezler. Onların en rahat hissettikleri ve uzman oldukları dil oyun dilidir. Çocuğunuzun yanına oturun ve kurallar koymadan, yönlendirmeden kendinizi onun oyununa bırakın. Bırakın Spiderman virüsü ağlarıyla çevirsin, Elsa virüsü dondursun ve çocuğunuz oyununda virüse dair olan korku ve öfkesini çıkartsın ya da belki oyuncak hayvanları birbiri ile buluşmaya okula gidecekler. Siz müdahale etmeden, çocuğunuzun istediği gibi oyununu sürdürdükçe kendi ihtiyacını oyununda canlandıracak, kendi problemlerini oyun yolu ile çözmeye çalışacaktır. Sizin oyundaki örtük anlamları anlamanıza veya bilmenize gerek yok, yanında ona destek olmanız yeterli olur. Bardağın dolu tarafını fark edin. Hepimizin dışarı çıkarken daha temkinli olduğu, bazılarımızın işini evden yürüttüğü bu günlerin hiç beklenmedik pozitif yönlerini de deneyimliyoruz. Belki uzun zamandır sizi rahatsız eden, hiçbir şeye vakit bulamamak, çocuğunuz ve aileniz ile doya doya vakit geçirememek problemimiz bu günlerde eskiye oranla çok daha azaldı. Çocuğunuz ile daha çok vakit geçirebiliyor olmanın sizin için ne kadar kıymetli olduğunu, evinizde birlikte bir şeyler yapıyor olmanın sizi ne kadar mutlu ettiğini çocuğunuz ile sık sık paylaşın. Unutmayın çocukların verecekleri tepkiler, ebeveynlerinin olaylara bakışı ve davranışlarına göre şekillenir. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı
Öfke Anlarında Çocuğa Nasıl Davranılmalı?
Çocuğunuz öfke krizleri yaşadığında, söylediğiniz her şeye hayır demeye başladığında, kendi isteklerinin olması için sizinle sıklıkla inatlaştığı zamanlarda, durduramadığınız uzun süreli ağlamalar yaşadığında onu sakinleştirmek ve bazen iletişim kurabilmek bile çok zorlayıcı ve çaresiz hissettirici olabiliyor. Peki, anne-babalar bahsettiğimiz ani öfke krizlerinde nasıl davranmalı? Öncelikle bu ağlama ve öfke patlamalarının neden kaynaklandığını anlamak bir adım olabilir. Çocuğunuz sizin gözünüzün içine baka baka size kızdırmak için bir şeyleri yapmıyor. Bunlar şımarıklık veya inat olsun diye yaptığı şeyler değil. Tam tersine size bakmasının nedeni ne yaşadığını bilmezken, anlamazken öfkesini nasıl durduracağını bilmezken sizden yardım istemesi. Bu bilinmezlikleri ancak sizin gözünüze bakıp anlamlandırabilecek. Çocuğunuzu tamamen memnun etmeye çalışmayın, edemeyeceğinizi kabul edin. Çocuğunuz bu kriz anlarında sizden pek çok farklı şey isteyebilir. Örneğin suyu getir diye ağlamaya başlayıp, götürdüğünüz zaman ‘istemiyorum, götür’ diye ağlamasına devam edebilir ve devamında farklı farklı şeyler istemeye ve onlardan da mutlu olmamaya devam edebilir. Burada yapabileceğiniz en önemli şey, çocuğunuzun asıl ihtiyacını görebilmek. Bazen anne- babalar çocukları mutsuz etmemek için yukarıda örneklediğimiz döngüye kendilerini kaptırıp çocukların bütün isteklerini yapmaya çalışırken, çocuğun yemek uyku gibi temel ihtiyacını gözden kaçırabiliyorlar. Çocuğunuzun ağlamaya da ihtiyacı olduğunu unutmayın. Zaman zaman sizin de ağlamaya ihtiyacınız olduğunu, ağlamanızın sizi rahatlattığı zamanları hatırlayın. İşte tam olarak çocuğunuzun da bazen ağlayarak, huysuzluk yaparak duygularını ifade etmeye ve sonrasında rahatlamaya ihtiyacı var. Siz sürekli onu mutlu etmek için bir şeyler yaptığınızda, kafasını dağıtmaya çalıştığınızda aslında çocuğunuzun duygularını yaşama ve kabul etme ve sonrasında kendi kendine rahatlama ihtiyaçlarını elinden almış oluyorsunuz. Yani aslında bazen, çocuğunuz için yapabileceğiniz en iyi şey hiçbir şey yapmayıp, onun yanında olmaktır. Yapmanız gereken onun yanında oturmak, sarılmak, bu yaşadığı öfke ve ağlamaların normal olduğunu onlara hissettirmek, çocuğunuzun duygularından korkmadığınızı, rahatsız olmadığınızı ve her duygusuyla onu sevdiğinizi çocuğunuza hissettirmektir. ‘Biliyorum zorlanıyorsun, ağlayabilirsin ben yanındayım.’ ‘Biz yanındayız, biz sana destek olacağız.’ ‘İstediğini yapmadığımız için bize kızgınsın. Ağlayabilirsin, haklısın.’ ‘Şimdi sen benim yanımda ağlarken, yavaş yavaş daha iyi hissedeceksin.’ gibi cümlelerle onun ağlamasını kabul ederek yaklaşmanızın inanın çok faydası olacaktır. Sadece bu yöntem ve kabulle bile ne kadar çok krizi engelleyebildiğinizi fark ettiğinizde şaşıracaksınız. Denediğiniz yollar çocuğunuzu rahatlatamıyorsa ve bu öfkeli hali uzun süredir devam ediyorsa psikoloji alanındaki bir uzmandan yardım almayı unutmayınız. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı
GAPS Danışmanlığı
GAPS, Bağırsak ve Psikoloji Sendromu
Neden Oyun Terapisi?
Yetişkinler olarak bizler sorunlarımızı kelimeler ile arkadaşlarımıza veya terapistimize ifade ettiğimizde bu konuşma bizi rahatlatır. Fakat çocuklar özellikle kendilerini zorlayan konuları, biz yetişkinler gibi söze dökmekte zorluk yaşarlar. Oyun terapisi tam da bu noktada, çocuklara düşünce ve duygularını kendilerini en doğal ifade etme şekli olan oyun ile iletme şansı veriyor. “Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oyun oynar…” Garry L. Landreth Oyun terapisi bilişsel, davranışsal ve duygusal zorlukları ele almak için güçlü bir araçtır. Oyun terapisinde temel hedef, çocuğun zorlandığı yaşantıları daha iyi anlamasını ve hayatın zorluklarıyla daha iyi başa çıkabilmek için kendi gücüne inanmasını sağlamaktır. Bu hedef, terapistin çocuğun kendi hızında sorunlarını dile getirmesine saygı duyması, terapi süreci boyunca çocuğun her düşünce, duygu ve neredeyse her davranışını kabul etmesi ile oluşacak olan güven ilişkisi ile gerçekleştirilir. Terapi odasında çocuğa sağlanan bu özgürlük, kabul ve güven, çocuğun problemlerini en iyi bildiği dil olan oyun dili ile çalışmasını ve yeni becerilerini pratik ettiği bir süreci deneyimlemesini sağlar. Çocuklar oyun terapisinin yardımıyla kendilerine saygı duymayı, duygularını anlamlandırmayı, yaptıkları seçimlerin sorumluluklarını almayı, kendilerini kontrol etmeyi, problemler karşısında kendi çözümlerini üretebilmeyi ve bu konuda kendilerine güvenmeyi öğrenirler. Ebeveyn Olarak Oyun Terapisi Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Vardır Terapist, oyun terapisi boyunca, ilerlemeleri ve sizin gözlemlerinizi konuşmak üzere sizinle de düzenli olarak görüşüyor olacaktır. Çocuğunuzdaki değişimleri en iyi sizin gözlemleyebileceğiniz ve onu en iyi sizin tanıdığınız göz önüne alındığında, terapist ile görüşmeleriniz terapi sürecinin her aşamasında çok önemli katkılar sağlayacaktır. Sorularınızı ve paylamak istediğiniz konuları terapist ile konuşmaktan çekinmemelisiniz. Fakat çocuğun terapi saatini kendisi ve terapist arasında özel bir zaman olarak görmesi, terapist ile olan güven ilişkisi ve kendini özgür hissetmesi açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden çocuğunuzun terapiden çıktıktan sonra yaptığı her şeyi sizinle paylaşmak zorunda hissetmediğinden emin olun. Çocuğunuz terapi hakkında konuşma başlatırsa anlatmasına izin verin fakat konuşmama özgürlüğü de onun elinde olsun. Bu onun kendine güvenini de arttıracaktır. Son olarak, çocuğun terapiye güvenmesi ve sorunlarını ortaya koyarak bunları çözüme kavuşturmadaki çabaları için seansların tutarlılığı ve devamlılığı büyük önem taşır. Psikolog Kübra Salman Sıkça Sorulan Sorular Oyun Terapisi Nedir? Oyun terapisi; çocukların var olan problemlerini, bilişsel, motor gelişimi ve duygusal çatışmalarını çözümlemeyi amaçlayan bir yöntemdir. Bu yöntem herhangi bir birey ile oynanan oyundan farklıdır. Bu terapi ekolünde; çocuklar kendilerini oyun içindeki roller ve bedensel tepkileriyle ifade ederler. Bu sayede çocuğun problemleri; duygu ve tutumları keşfedilerek, onun oyun içinde bu problemlerle doğru şekilde yüzleştirilmesi ve sorunların çözüme kavuşturulması amaçlanır. Oyun terapisi hangi yaşlar için uygundur? Oyun terapisi 3 – 13 yaş arası çocuklar için uygundur. Psikolojik rahatsızlığın nedenine göre bazen ergenlik ve yetişkinlikte de bu yöntem uygulanabilir.
Okula Gitme Korkusu
Okula Gitme Korkusu Okulların açılmasına sayılı günler kaldı. Pek çok çocuğu ve aileyi okul heyecanı sarmış durumda. Günler öncesinden okul hazırlıkları başlıyor. Çocuklar okula başlamadan önce çok istekli ve heyecanlı görünseler de bazı çocuklar için okula gitmek sanıldığı kadar kolay olmayabilir ve okul zamanı geldiğinde bu heyecan ve istekleri kalmayabilir. Öte yandan çocuğunuz okuluna düzenli olarak devam ederken, uyumlu ve derslerinde başarılı bir çocukken günün birinde okula karşı isteksizlik yaşayabilir ve onu okula göndermeniz zor olabilir. Okula gitmek istememe ve gitmeme durumu okul korkusu olarak adlandırabiliriz. Eğer çocuğunuz küçük bir yaşta ise, okula gitme korkusunun en önemli nedeni sizden ayrılmak istememesi olacaktır. Bunun yanı sıra; aileden ve okuldan kaynaklanan nedenler de çocuğunuzun okula gitmek istememesine neden olabilir. Aile ortamından kaynaklı nedenler; Aile bireyleri olarak birbirinize aşırı bağımlı olmanız (bu durum çocuk aileden uzak olduğu durumlarda onu tedirgin etmeye başlayacaktır.), Farkında olmadan çocuğunuzun bağımlı davranışlarını destekleyecek şekilde davranmanız ve çocuğunuza bir şey olacağı konusunda yoğun kaygı yaşamanız ve bu nedenle çocuğunuzun sizden uzaklaşmasına imkân vermemeniz, Çocuğunuzun sizin yokluğunuzda size bir şey olacağı konusunda endişelenmesi, Boşanma ya da ebeveynlerden birinin başka biri ile evlenmesi, kardeş doğumu, ailenizde bir hastalık, kayıp, taşınma gibi stresli ortamlar olarak sıralanabilir. Çocuğunuzun okul korkusu yaşamasında okuldan kaynaklı nedenler de olabilir, bunlar; Çocuğunuzun sınıfta kendisini rahat ve güvenli hissetmemesi (korktuğu ve onu rahatsız eden bir arkadaşı ile birlikte oturması ); Aşırı otoriter bir öğretmen ve çocuğunuzun öğretmeni ile yakınlık kuramaması, Öğretmeninden korkması, okulda çok katı disiplin kurallarının olması, Çocuğunuzun okulda arkadaşları tarafından dışlanmasına sebep olabilecek beceri eksikliğinin olması ( okul derslerinden geri kalma, arkadaş kuramama, içine kapanma vs). Bazen de çocuğunuz okula devam ederken okula gitme problemleri yaşamazken; hastalık ya da tatil nedeniyle okuldan uzak kalması, aileniz içinde sıkıntılı ve gerginlik yaratan olayların olması, okulda arkadaş ilişkilerinin bozulması, okul değişikliği, okulda sıkıntı ve gerginlik yaratacak olaylar yaşanması çocuğunuzun okula gitmek istememelerini tetikleyebilir. Peki, okul korkusu olan okula gitmek istemeyen çocuklarda en sık görülen belirtiler nelerdir? Okula giderken ağlama, sabah uyandığında mide bulantıları, karın ağrısı, baş ağrısı gibi şikâyetler, severek yaptığı işlere karşı ilgi ve heves azalması, alınganlık, sinirlilik gibi şikâyetler en sık gözlenen belirtilerdir. Şeyma ÇAVUŞOĞLU Uzman Klinik Psikolog









