Çift, Evlilik, Aile

Kadınlarda Cinsel Mutluluk

Cinsellik; hem ruha hem bedene hitap eden, ilişkilerdeki aşkı ve tutkuyu temsil eden bir eylemdir. Kadın ve erkeğin ilişkisindeki mutluluk, cinsel mutluluk ile paraleldir. Bir tarafın cinsel açıdan mutsuzluğunun ilişkiye yansıması kaçınılmazdır. Ancak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin görüldüğü, kadının baskılandığı ülkelerde cinsellik, erkeklerin yaşayabileceği bir eylem gibi dayatılırken, kadınlarda cinsel mutluluk geri planda bırakılır. Bu toplumlarda kadınlara küçük yaşlardan itibaren cinsellik, utanılacak bir eylem gibi aktarılır. Küçük bir kız çocuğu büyüyüp yetişkin bir birey olduğunda, çocuklukta elde ettiği olumsuz bilgileri pekiştirerek cinselliğini geri planda bırakan ilişkiler yaşama eğiliminde olabilir. Kendi cinsel mutluluğuna önem vermeyerek, yalnızca partnerinin mutluluğunu ön planda tutabilir ve hatta cinsel açıdan pek çok sorunla karşılaşabilir. Kadınların Cinsel Mutluluğunu Engelleyen Unsurlar Nelerdir? Özellikle bazı toplumlarda kadınların cinsel mutluluğunu engelleyen bazı spesifik unsurlar bulunmaktadır. Bu unsurların başında belirttiğimiz gibi, kadınların küçük yaşlarda cinsellik konusunda yanlış bilgilendirilmeleri gelmektedir. Utanma, cinsel hazzı etkilemektedir. O an yaşanan büyülü birlikteliği değil de utanç verici bir eylem içerisinde olduğunu düşünmek; cinsel mutluluğu engeller. İletişimsizlik ve yine ayıp sayıldığı, tabu haline geldiği için partnerden beklentiler üzerinde konuşmaktan çekinme; kadınların cinsel açıdan tatmin olamamasına yol açan bir diğer konudur. Bu konu, sevmediği bir cinsellik biçiminin devam ettirilmesinin sonucu olarak cinsellikten kaçınmaya da sebep olabilir. Tüm bunların ötesinde, en önemlisi kadınların bedenini tanımıyor olmasıdır. Kendi bedenini ve isteklerini bilmeden mutlu bir cinsel hayata sahip olmak mümkün değildir. Cinselliğin Toplumdaki Yeri ve Önemi Cinselliğin ve kadın cinselliğinin toplumdaki yeri kültürlere göre değişiklik göstermektedir. Kadın cinselliğinin baskılandığı toplumlarda, kadınların isteklerini açıkca söylemesi zorlaşır ve böylece partnerlerine tutkularından bahsedemezler. Cinselliği yaşamak, cinsellik hakkında konuşmak ayıplanır ve küçük yaşlardan itibaren böyle yetiştirilen bireyler, ileriki dönemde vajinismus, disparoni, cinsel isteksizlik gibi problemler yaşayabilirler. Topluma cinsel eğitim verilmesi bu sebeple gereklidir. Böylece sağlıklı cinsel hayatı olan bireyler yetişebilir. Kadınların Cinsel Mutluluğu İçin Yapılması Gerekenler Cinsellik işteş bir eylemdir ve karşılıklı mutluluk bu noktada çok önemlidir. Partnerler birbirlerine saygı duymalı ve birbirlerini mutlu etmek için çaba göstermelidirler. Kadınların kendi cinselliklerini tanımalarıyla başlayan bu süreç, ancak partnerleriyle olan uyumlarıyla tamamlanabilir. Daha mutlu bir cinsel hayat için yapılabilecek şeyler sırasıyla şöyledir; Karşılıklı saygı ve güven duygusu mutlaka olmalıdır. Partnerler kişisel olarak kendini tanımalı ve kendileriyle barışık olmalıdır. Konuşmak ve açık bir iletişimde olmak önemlidir. Partnerlerin birbirini anlaması ancak böyle mümkün olabilir. Cinselliğin yaşanacağı ortamın ideal ve uygun olmasına dikkat edilmelidir. Gergin hissedilen ortamlar mutlu bir cinsellik için engel olabilir. Ön sevişmeye daha fazla özen gösterilmeli ve vakit ayrılmalıdır. Yeni cinsel fantezilere açık olunur ve erotik materyaller kullanılırsa, cinselliğin tutkusu ve hazzı artacaktır. Karşılıklı konuşarak her geçen gün yeni şeyler denemeyi ihmal etmemelisiniz. Zaman içerisinde seveceğiniz onlarca yeni fantezi keşfedebilirsiniz. Tüm bu adımlar oldukça basit gibi gözükse de cinsel mutluluğu olumlu yönde etkilemektedir. Çiftlerin bu konuda uyum sağlaması da her zaman çok kolay olmamaktadır. Eğer ilişkinizde cinsel hayatınızın sağlıklı olmadığını düşünüyor ve sorunlarınızı çözemiyorsanız bir uzman yardımından faydalanmanız gerekebilir. Özellikle sorunun ne olduğu bilinmiyorsa çözmek neredeyse imkansız hale gelebilir. Sorunların doğru şekilde tespit edilmesi ve doğru adımların atılabilmesi için çiftlerin terapi desteği alması önemlidir. Bazen çiftlere odaklanmaktan çok, bireyin sorunlarına da odaklanılabilmektedir. Siz de profesyonel bir yardımla cinsel mutluluğunuzu artırmak için bizimle www.psikolojiantalya.com  internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Seren Akman

Sınır Koymak Neden Önemlidir?

‘’Hiç istemiyorum ama arkadaşım kırılmasın diye onun dediğini yapıyorum, karşılığını almadığım halde müdürümden tepki görmemek adına çoğu gece mesaiye kalıyorum, annem sürekli özel hayatıma müdahale ediyor saygısızlık etmemek için sesimi çıkartmıyorum…’’ Bu ve bunun gibi pek çok cümle, birçok kişinin hayatında önemli role sahiptir. Tam da bu noktada sınır çizmek neden önemlidir konusu gündeme gelmektedir. Kişi; karşısındaki kişinin mutluluğu veya çıkarı uğruna kendinden fazlaca ödün veriyorsa, kendi istek ve beklentilerini geri planda tutuyor ve mutsuz oluyorsa; bireysel mutluluğu ve ilişkilerini sağlıklı yürütebilmesi için kendi sınırlarını çizmelidir. Sınır Koymak Ne Demektir? Sınır koymak ne demek? Nasıl davranırsam ilişkilerimi iyi yöneterek sınırlarımı çizerim gibi sorular sıklıkla sorulan sorulardır. Bazı kişiler sınırlarını çok sert ve katı şekilde çizerken karşı tarafı incitebilir ve bu da ilişkilere zarar verebilir. Bu noktada kişilerin çizdikleri sınırların davranışsal eğilimlerini ele almakta fayda vardır; Sert Sınırları Olan Kişiler: Bu kişilerin sağlıklı ilişkiler kurmaları oldukça zordur. Yardıma ihtiyaç duydukları anlarda dahi soğuk ve uzak durarak yardım istemezler. Yakın ilişkiler kurmamakla birlikte, reddedilmemek için daima kaçınırlar. Düşünce ve duygularını gerekli durumlarda dahi açıkça ifade etmezler. Geçirgen Sınırları Olan Kişiler: Sert sınırları olan kişilerin aksine bu kişiler, duygu ve düşüncelerini gereğinden fazla paylaşırlar. Etrafındaki insanların hayatlarına müdahale etmelerine izin verirler. Saygısızlık ve istismar yaşamaları ve bunların karşısında susmaları dahi olasıdır. Sağlıklı Sınırları Olan Kişiler: Kendi değerlerinden ödün vermeden başkalarından fikir alarak ve bu fikirleri uygularken kendi süzgecinden geçirerek yaşamlarını sürdürürler. Özel hayatlarıyla ilgili detayları yalnızca yakın çevreleriyle paylaşırlar. Başkalarına hayır demekte zorluk çekmezler. İhtiyaçlarını da duygu ve düşüncelerini de rahatlıkla paylaşabilirler. Sağlıklı ilişkiler için net olmak çok önemlidir. Sınırlarınızı net olarak belirleyerek düşüncelerinizi, fikirlerinizi sınırlarınıza uygun olarak ifade etmelisiniz. Gereğinden fazla sınır koymak ya da sınırları tamamen ortadan kaldırmak ve çizgiyi geçenlere sert tepkiler ortaya koymak, ilişkilerinize zarar vererek farklı tepkiler almanıza sebep olabilir. Hangi Konularda Sınır Koyulabilir? Tüm insan ilişkileri düşünüldüğünde, sınır koyulan konular da farklılık gösterir. İş hayatında koyulan bir sınır, arkadaşlık ilişkisinde kalkabilir. İş yerindeki arkadaşlarına sevgilisiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan bir kişi, sosyal çevredeki arkadaşlarının yanında bu konuyu konuşabilir. Özel hayatına dair bilgilerin verilmesi profesyonel yaşamına olumsuz etki ettiği için bu sınır çizilmiş olabilir. Ancak samimi arkadaşlarıyla çizilen sınır, bu konuya dahil olmayabilir. Hangi konularda sınır koyulabilir? Fiziksel Sınırlar: Yeme, içme gibi tüm fiziksel ihtiyaçları kapsamaktadır. Bir insan aç olduğunuz halde sizi yemek yemekten alıkoyuyorsa, fiziksel sınırlarınızı ihlal ettiğini söylemek mümkündür. İş yerinde öğle yemeği saati olduğunu bile bile yöneticinin iş vermesi ve işin hızlıca yapılmasını istemesi, buna bir örnektir. Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularınıza saygı duymasını temel alan bu sınırlar, sizin de başkalarına ne kadar empati yapabildiğinizi gösterir. Hislerinizle ilgili sizi rahatsız eden sorular soruluyor ya da hisleriniz saygı görmüyorsa, duygusal sınırlarınız ihlal ediliyor olabilir. Zaman Sınırları: Biri size sürekli neyin önemli olduğunu ya da daha öncelikli olduğunu söylüyor ve siz de buna uyum sağlıyorsanız, zamanla ilgili sınırlarınız net olmayabilir. Maddi Sınırlar: Bütçenizi ve sahip olduklarınızı nasıl harcayacağınıza kendiniz karar vermiyorsanız, maddi sınırlarınızı gözden geçirmelisiniz. Başkaları size sürekli maddi konularla ilgili akıl veriyor ya da sizden talepleri oluyor siz de uyum sağlıyorsanız maddi sınırlarınız aşılmıştır. Entelektüel Sınırlar: Dil, din, ırk ayrımı yapan söylemler entelektüel sınırları aşmaktadır. Bu konular hakkında sürekli yorum yapan bir kimse, entelektüel sınırları aşıyordur. Cinsel Sınırlar: Partnerlerin dahi dikkat etmesi gereken sınırlardır. Mahremiyet ve rıza olmadan yapılan her hareket, cinsel sınırları ihlal eder. Sağlıklı ilişkiler kurmak için hem sınırlar belirlenip karşı tarafa doğru aktarılmalı hem de sınırları aşan kişilere uygun şekilde dur denilmelidir. Aynı zamanda karşı tarafın sınırlarına da saygı duyulmalı ve sınırlar çerçevesinde hareket edilmelidir. Bugüne kadar fazlaca sınır ihlali yaşamışsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınırlarınızı karşı tarafa aktarma konusunda zorluk yaşıyorsanız bizimle  www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Arseven

Psikolojik Manipülasyon Nedir?

Pekçok kişi, başkaları tarafından duygusal istismara maruz kalmakta ve zor kullanarak fikirleri, davranışları değiştirilmeye çalışılmaktadır. Psikolojik manipülasyon olarak adlandırdığımız bu davranışlarla amaç; karşı tarafın kontrolü kendi eline alarak birey üzerinden çıkar elde etmektir. Burada bir taraf için fayda söz konusuyken, diğer taraf zarara uğradığı gibi pek çok psikolojik sorunla da karşı karşıya kalabilmektedir. Psikolojik Manipülasyon Ne Demektir? Psikolojik manipülasyon ne demek sorusunun yanıtını en kısa haliyle; alınan bir kararda farklı kişilerin etki ve yönlendirmelerinin olması şeklinde tanımlayabiliriz. Bireylere psikolojik manipülasyon uygulamanın toplumda pek çok karşılığı bulunmaktadır. Manipülasyon arkadaşlık ve eş ilişkilerinde kullanılabildiği gibi, toplumları ve kurumları yönetmek için de kullanılabilmektedir. Manipüle edilen kişiler, aslında manipüle edildiklerinin farkında olmazlar ve kendi başlarına karar verdiklerini düşünürler. Karşı taraf, kontrolü öyle eline almıştır ki kişi; düşüncelerinin tamamen kendisinin olduğunu hisseder. Çoğu birey ortada olan konuyu kendi lehine çevirebilmek adına farkında olarak veya olmayarak karşısındaki kişiyi yönlendirebilir veya başkası tarafından yönlendirilebilir. Bu noktada farkındalık önem kazanır. Manipülasyon tekniklerini bilmek, maruz kalındığında farkına varabilmenin ilk adımıdır. Psikolojik Manipülasyon Teknikleri Nelerdir? Psikolojik manipülasyon teknikleri, birden fazla yöntemle ve farklı amaçlar için kullanılabilmektedir. En yaygın manipülasyon tekniği ise yalan söylemektir. Psikolojik manipülasyon için kullanılan teknikler aşağıda verilmiştir; Yalan Söylemek:Olaylar ve kişiler hakkında yalan söyleyerek karşı tarafın alacağı karar manipüle edilir. Birey, söylenen yalana inanıyorsa haksız tarafın lehine karar alabilir. Aşağılama ve Ötekileştirme: Manipüle etmek isteyen insanlar kendi düşüncelerine aykırı olan bireyleri dışlar, aşağılar ve ötekileştirir. Bu duruma katlanmak istemeyen kişiler ise istemeden manipüle edilir. Diversion: Bu yöntemin Türkçesi saptırmadır. Sorulan sorulara net cevaplar vermeyerek ve konuyu başka tarafa çekerek soru soran kişinin kafası karıştırılır. Böylece karşı taraf cevap alamaz ve kendisini başka bir konu hakkında konuşurken bulur. Kurban Rolünü Oynama: Manipüle etmek için kurban rolünü oynamak oldukça yaygındır. Kendisini acı çekerken gösteren manipülatöre inanan bireyler manipüle olarak karşı tarafı haklı görürler. Gaslight: Bu yöntemde manipülatörler karşı tarafı şüpheye düşürürler. Örneğin her zaman aynı yerde duran anahtarın yerini değiştirir ve sorulduğunda “bilmiyorum” cevabını verirler. Böylece bireyin kafası karışır ve kendinden şüphe eder. Bu teknik uzun süre belirli aralıklarla uygulandığında karşı tarafın düşüncelerinde kalıcı bir etki bırakabilir. Bu yöntemlerin bazıları bilinçli olarak kullanılırken bazıları bilinçsizce uygulanabilmektedir. Her birey biraz manipülatif davranabilir veya manipüle edilebilir. Önemli olan manipülasyonun boyutudur. Manipülasyona Maruz Kalındığında Neler Yapılmalı? Manipülasyona maruz kalındığından emin olmak için belirli süre gözlem yapmak gerekebilir. Karşı tarafın bilinçli olarak manipülasyon teknikleri uyguladığını ya da bilinçsizce bunu sık yaptığını düşünüyorsanız bazı önlemler almalısınız. Bu noktada kararlı bir tavırla kendi çizginizi çizerek karşı tarafın sizi ve düşüncelerinizi ele geçirmesini engellemelisiniz. Manipülatör kişiyle olan ilişkinizi gözden geçirmeniz almanız gereken bir diğer önemli önlemdir. Eğer manipülasyona uğradığınızı hissediyor ve süreçten olumsuz etkileniyorsanız profesyonel bir destek için www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından bizimle iletişime geçebilir ve daha fazla bilgi alabilirsiniz. B. SU YILDIZ – PSİKOLOG

Empati Mi Yapıyorsunuz? Yoksa Kendinizi Mi Feda Ediyorsunuz?

Empati, birçok farklı tanımı bulunan bir terimdir. En temelde empati kognitif yani bilişseldir; kişi, karşısındakini tanır ve onun neler hissettiğini anlar. Aynı zamanda duygusaldır; bu noktada kişi karşısındakini anlamakla kalmaz, onunla duygularını paylaşır. Bilişsel ve duygusal sürecin aktarımı olarak empati; kendi düşüncelerimizden sıyrılarak karşımızdakini anlamamızı sağlamaktadır. Empati yoluyla başkalarının inançlarını, arzularını ve duygularını kendimizden bağımsız şekilde anlamaya çalışırız. Ancak bazı kişiler; karşıdaki insanı anlamayı, onun ihtiyaçlarına olumlu yanıt vermek ve kendi ihtiyaçlarını geri plana atmakla karıştırabiliyor. Kendini fena adını verdiğimiz bu şemanın empatiden ayrı olduğunu bilmemiz gerekir.  Bu blog yazımızda empati mi yapıyorsunuz? Yoksa kendinizi feda mı ediyorsunuz? Sorularının yanıtlarını bularak içsel bir keşfe çıkacaksınız. Her Zaman Anlayış Gösteren ve Fedakarlık Yapan Taraf Siz Misiniz? Empati becerisi, sosyal hayat için oldukça gereklidir ve birçok problemi çözmemizi sağlar. Duygusal çatışmalarımızı önler ve daha iyi ilişkiler geliştirmemize yardımcı olur. Ancak; kendinizi karşıdaki insanın yerine koyarak, bireysel ihtiyaçlarınızı bir kenara bırakıyorsanız; karşıdaki insanın ihtiyaçlarını iyi anlıyor ve karşılamak için elinizden gelenin fazlasını yapıyorsanız, empati yapmayı biraz aşarak kendinizi feda ediyor olabilirsiniz. Bu noktada kendini feda şemasının ne olduğunu aktarmakta fayda var. Kendini Feda Şeması Fedakarlık ve kendini feda etmek arasında ince bir çizgi bulunmaktadır. Fedakarlık yaparak karşılıklı ilişkileri daha hoşgörülü ve iyi hale getirebilirsiniz ancak kendinizi feda ediyorsanız kendi ihtiyaçlarınızı göz ardı ederek yalnızca karşı tarafı düşünürsünüz. Burada en önemli kriter; kişinin kendisini zora sokup sokmamasıdır. Sizi sıkıntıya sokacak durumlarda dahi karşı tarafı anlıyor, ihtiyaç ve beklentilerini biliyor ve size uygun olmasa bile her şeye evet diyerek karşı tarafı düşünüyorsanız, kendinizi feda ediyor olabilirsiniz. Bu davranışların olumsuz bir başka sonucu daha vardır; beklentiye girmek. Kendisini karşı taraf için feda eden ve sürekli fedakarlık yapan bireyler, dile getirmeseler dahi karşı taraftan aynı davranışları bekleyebilirler. Ben senin için bu kadar şey yaptım! Peki ya sen? Sorusunun cevabını sıklıkla düşünürler. Yanıt olumsuz olduğunda ise içten içe büyük bir kırgınlık oluşur; buna rağmen karşı tarafa hayır diyememeye devam ederler. Aşırı Empati Sendromu Sonucu Kendini Feda Etmek Kendini feda şeması ile birlikte sınırı aşan empati tablosu; aşırı empati sendromu olarak adlandırılabilir. Aşırı empati sendromunda, empati yaparak kendi işlerinizi ve ailenizi aksattığınızı gözlemliyorsanız aşırı empati yapıyor olabilirsiniz. Aşırı empati sendromu ve kendini feda nedir? Bu sorunun en net ve temel cevabı şudur; sürekli karşı tarafın hislerini ve düşüncelerini önemsemek, başkalarının ne düşündüğüyle fazlaca ilgili olmak aşırı empati sendromu olarak adlandırılabilir. Kişilerin aşırı empati sendromunu eyleme dönüştürdükleri durumlar ise kendini feda olarak adlandırılabilir. Aşırı empati yapmak kişilerde aşağıdaki problemlere yol açabilir; Değersizlik hissi, Hassaslık, Diğer insanlardan fazla etkilenme, Aşırı duygusallık Sahip olunan tüm bu hisler kişilerin sosyal, aile ve iş yaşamlarını olumsuz etkileyebilmektedir. Aynı zamanda aşırı empati yapan bireyler kendi isteklerini, zevklerini ve hislerini her zaman ikinci plana atarlar. Kişinin gitmek istemediği bir yere sırf başkaları istiyor diye gitmesi aşırı empati sonucu kendini feda şemasına bir örnek olarak gösterilebilir. Bu durumda kişinin motivasyonu başkalarının onun hakkında ne düşüneceği ve nasıl hissedeceğidir. Başka bir düşünce ise karşı tarafın isteklerini yerine getirerek sevileceğine ve değer göreceğine inanmaktır. Kişiler değersizlik hissi sebebiyle ancak böyle sevilebileceklerini düşünürler ve bu sebeple istemedikleri şeyler yaparlar. Aşırı Empati Sendromu Sonucu Kendini Feda Şeması Neden Ortaya Çıkar? Her sendromun ortaya çıkışında belirli bir neden yatmaktadır. Aşırı empati sendromu da bir ya da birkaç farklı nedenden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Erken çocukluk anıları bu sendromun gelişmesinde son derece önemli bir faktördür. Erken çocukluk anıları: 0-6 yaş döneminde, ailesi tarafından sevilmemiş ve değer görmemiş çocuklarda bu sendrom ortaya çıkabilir. Çocuklar değerli hissetmek için toplum yargılarını içselleştirir ve buna göre davranmaya çalışırlar. Bu davranışlar kendini feda şeklinde gerçekleşebilir. Toplumun davranışları pekiştirmesi: Toplumun geneli, aşırı empati sendromu dolayısıyla kendini feda eden kişileri yanında tutmaktan ve zaman geçirmekten hoşnut olur. Bunun sebebi dediklerinin koşulsuz ve şartsız yapılıyor olmasıdır. Bunu fark eden bireyler ise davranışlarını sürdürür. Kişilik Bozuklukları: DSM-5 Kategorisinde ve “tanılanamamış kişilik bozukluğu” altında değerlendirilen aşırı empati sendromu, başka kişilik bozukluklarına eşlik edebilmektedir. Örneğin borderline (sınırda) kişilik bozukluğuna sahip bireylerde fazla empati duygusu olduğu gözlemlenmiştir.   Zaman zaman kendinizi fazlaca empati yaparken ve başkalarının düşüncelerini ve isteklerini son derece içselleştirirken bulabilirsiniz. Ancak onları anlamak ve anladığınızı hissettirmek yerine, size uymasa bile yardımcı olmak için fazla efor sarf ediyorsanız; bir uzmandan destek alarak bu durumun altında yatan sebeplerin tespit ve tedavi edilmesini sağlayabilirsiniz. Eğer siz de empati yapmak yerine kendinizi feda ettiğinizi düşünüyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. psikolojist/Süpervizör Özgül Elitok

Aşırı Sevgi Gibi Görünen Manipülasyon: Love Bombing (Sevgi Bombardımanı)

Manipülasyon, kişiyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek üzere kullanılan bir yöntemdir. Her ilişkide olabileceği gibi, romantik ilişkilerde de manipülasyonlara sıkça rastlanmaktadır. Yalanlarla partneri kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek, problem yaratmak ve problemin çözümü için tek çarenin manipülatör partnere sarılmak olduğu konusunda kişiyi ikna etmek, partneri kendinden mahrum bırakmak, partnerin duygularını çıkarları için kullanmak; romantik ilişkilerdeki manipülasyon örneklerinden bazılarıdır. Bunların yanı sıra son dönemlerde sıklıkla karşılaştığımız bir diğer manipülasyon çeşidi de love bombing yani; aşırı sevgi gibi görünen manipülasyondur. Manipülasyona uğrayan bireyler, bu manipülasyonları fark etmekte güçlük çekebilirler çünkü manipülasyon, manipülatör tarafından sürece yayılarak ve fark ettirilmeden yapılmaktadır. Bu süreçte manipülasyona uğrayan birey; kendine olan güvenini yitirme, kendini eksik ve yetersiz görme ya da  değersiz hissetme gibi problemlerle karşılaşabilir. Uzun bir süre boyunca yönlendirilen ve manipüle edilen bireyler, farkındalık kazandıktan sonra bile kendinde şüphe ve güvensizlik hissedebilir. Bireylerin özgüvenlerinin eski haline dönmesi ise zaman alabilir. Manipülasyon dikkatli ve detaylı bir şekilde ele alınmalı, farkındalık için profesyonel destekten faydalanılmalıdır. Love Bombing (Sevgi Bombardımanı) Nedir? Love bombing bir diğer adıyla sevgi bombardımanı, manipülatörün kullandığı yöntemleri sonlandırması ile anlaşılmaktadır. Flört dönemlerinde veya ilişkilerin başlarında, manipülatör yoğun bir ilgi ve sevgi gösterir. Burada amaç kendi çıkarları uğruna karşı tarafı tamamen inandırmak ve kendine bağlamaktır. Öyle ki manipülatör inandırıcı olmak adına, partnerinin sosyal çevrelerinde dahi bu yoğun ilgi ve sevgi gösterilerinde bulunarak herkesin güvenini kazanır. İlişki ciddi bir boyuta geldiğinde ise gösterilen ilgi ve sevgi manipülatör tarafından aniden ve sebepsizce kesilir. Buna ek olarak, başkalarının yanında aşırı övme ve sevme davranışlarını tersine çevirerek ; partnerini sosyal çevresi içinde dahi eleştirmeye ve aşağılamaya başlar. Bu aşırı değişken durum, manipülasyona uğrayan kişi için oldukça ağır bir tablo olabilir ve olumsuz etkileri ilişki bittikten sonra dahi kalabilir. Love bombing sonrasında kişilerde aşağıdaki problemler görülebilir; Güven Problemi . Özgüvensizlik. Şüphecilik. Kendi hakkında sorgulamalar. Bireyler böyle bir manipülasyondan sonra sevilmeye değer bir birey olup olmadığını sorgulamaya başlayabilir. Başta gördükleri muhteşem sevgi ve ilginin aniden kesilmesi, sorunu kişinin kendisinde aramasına sebep olabilir. Çünkü ilişkinin en başında partneri tam anlamıyla mükemmel ve kusursuz bir kişiydi ve bir sebepten durum tersine dönmüştü…   Love Bombing (Sevgi Bombardımanı) Nasıl Anlaşılır? Her insan çevresinde böyle kişiler ve ilişkiler olduğunu görür ancak kendilerine yapıldığında fark etmek çok zor olabilir. Bu manipülasyona maruz kalındığında insanlar ayakları yerden kesilmiş gibi hissederler ve aşkı yaşadıklarını düşünürler. Eğer aşağıdaki durumları gözlemliyorsanız love bombinge maruz kalıyor olabilirsiniz; Partneriniz ilgisini aniden kestiyse. İlişkinizdeki ilgi ve sevgide aşırı iniş ve çıkışlar varsa. Toplum içinde gördüğünüz ilgi ve sevginin tam tersine döndüğünü gözlemliyorsanız. Size yapılan eleştiri ve aşağılamaları anlamakta güçlük çekiyorsanız manipülasyona maruz kalıyor olabilirsiniz. Love bombing, manipülatör tarafından ilişkinin başlarında uygulanır ve burada amaç karşı tarafı kendine bağlamak ve güven duygusunu kazanmaktır. Sosyal çevrelerde de sevgilerini belli ederek güvenilir biri olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. İlişki ciddi bir konuma geldiğinde ise tüm bunlar aniden kesilir. Hatanız olmadığı halde, partnerinizin sürekli tavır değiştirdiğini gözlemliyorsanız love bombing ihtimalini düşünmelisiniz. Sevgi Bombardımanına Maruz Kalındığında Neler Yapılmalı? Love bombing kişiler üzerinde ciddi yıkıcı etkiler bırakabilir. Tamamen psikolojik ve duygusal bir manipülasyon türüdür ve siz fark edene kadar hep kendinizi sorgulamanıza sebep olur. Eğer böyle bir ilişkiden çıktıysanız özgüveninizi, güven duygunuzu ve şüpheci tavırlarınızı regüle etmek zorlaşabilir. Yeni ilişkiler yaşamadan ve bu olumsuz etkileri yeni partnerlerinize yansıtmadan önce profesyonel destek almanız önemlidir. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. Psikolog Su Yıldız

Çocuğunuzu Mu Büyütüyorsunuz, Çocukluğunuza Mı Dönüyorsunuz?

Günümüzde birçok ebeveyn çocuğunu büyütme aşamasında zaman zaman çeşitli araştırmalar yaparak hareket etmektedir. Özellikle anneler gebelik döneminde; belgesel izlemek, kitap okumak ya da uzman görüşlerini dinlemek gibi seçenekleri tercih ederler. Çocuk doğduktan sonra ise bazı şeyler planlandığı gibi ilerlemeyebilir. Anne çocukluk çağında ne yaşadıysa, ebeveynlerinin tutumu nasıl olduysa; bilinç dışı olarak çocuğuna da benzer bir davranışla yaklaşarak kendi çocukluğunda yaşadıklarını yansıtabilir. Çocukluğa Dönmek Ne Anlama Geliyor? Çocukluğa dönmek denildiğinde kastedilen, annelerin çocuklaşması ya da çocukça davranışlar sergilemesi değildir. Kısaca çocukluğa dönüş; anne tarafında çocukluk döneminde yaşanılanların, farkında olmadan çocuklarına yaşatılması olarak adlandırılabilir. Örneğin; çocukluk döneminde aşırı disiplinle büyümüş bir anne, kendi çocuğuna karşı da katı kurallar uygulayabilir. Çocuklar ve özellikle bebekler dertlerini anlatamazlar ve neden ağladıklarını anlamak da zor olabilir. Bu noktada olması gereken; annelerin çocuk duygularını daha iyi anlaması ve beraberinde davranışlarıyla düzenlemesidir. Çocuklarının bozulan duygu durumunu ses tonlarıyla, dokunuşlarıyla ve hareketleriyle stabil hale getirmeleridir. Ancak ebeveynleri tarafından bu ihtiyaçları karşılanmamış bir anne, kendi çocuğu ile ilgili ihtiyaçların ortaya çıkması halinde, bu ihtiyaçlara cevap vermekte hayli zorlanacaktır. Bu durum, çocuk ile arasında oluşacak bağı da olumsuz yönde etkiler.

Aşağıdaki durumlar, anne bebek arasında bağı olumsuz etkileyen başlıca etkenler arasındadır; Anne çocukluğunda yaşından olgun davranışlar sergilemeye itildiyse, Kendi ebeveynleri tarafından duyguları anlaşılmadı ve düzenlenmedi ise, Çocukluk döneminde travmalar yaşadıysa, Kendi annesine güvenli ve sağlıklı bağlanmadıysa, çocuğuyla sağlıklı bir bağ kurması zor olabilir. Yaşadığı her neyse, anne çocuğunu yetiştirirken kendi çocukluğunun yansımasını görür ve bunun farkında olmaz. Çocukluğunuza Döndüğünüzü Nasıl Fark Edebilirsiniz? Zaman zaman çocuğunuza gereksiz yerde bağırdığınızı, onu anlamadığınızı ya da fazla tepki gösterdiğinizi hissediyor olabilirsiniz. Çocuk yetiştirmek konusunda okuduğunuz kitaplara ve edindiğiniz bilgilere rağmen doğru davranmadığınızı düşünmeniz oldukça doğaldır. Bu aşamada yapılması gereken ilk şey, farkındalık kazanmaktır. Bu davranışların çoğu, belki flash backlerle kendi annenizin size olan davranışlarını gözlerinizin önüne getiriyor olabilir. Bu durumda empati çok önemlidir. Bu davranışı anneniz size uyguladığında hissettiğiniz duyguları süzgecinizden geçirip çocuğunuzun neler hissettiğini anlamlandırmanız önemlidir. Çocuklukta Yaşananlar Nasıl Aşılabilir? Farkındalık kazanmak davranışlarımızı düzeltmeye yetmeyebilir. Belki bir süre davranışlarınıza dikkat edebilirsiniz ancak bilinç dışı olarak bu davranışlar hayatınızda yer etmeye devam edebilir. Çocukluğunuzdan kopyaladığınız, değiştirmek ve çocuğunuza daha doğru davranmak istediğiniz noktada çocukluğunuzla yüzleşmeniz, çocuklukta yaşananları aşmak için gereklidir. Geçmişinizde yaşadıklarınızla barışmak, gelecekte bu davranışları sergilememek için en önemli adımdır. Eğer geçmişinizi bırakamadığınızı ve farkında olsanız dahi kendinizi durduramadığınızı düşünüyorsanız www.psikolojiantalya.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. Profesyonel destek almak hem bugününüzü hem de geleceğinizi daha berrak bir hale getirecektir. Uzman Klinik Psikolog Sibel Dinç ÇALIŞKAN

Dinamik Aile Tipleri Nelerdir ve Çocukları Nasıl Etkiler?

  Aile tanım olarak; anne, baba ve çocuklardan oluşan, toplumdaki en küçük sosyal yapı olarak ifade edilmektedir. Sosyal çevre, kültürel yapı ve alınan eğitimler çerçevesinde aile yapısı şekillenir ve dinamik aile tiplerinden birini oluşturur. Pek çok dinamik aile tipi mevcuttur ve bunları detaylı olarak ele almak önemlidir. Unutulmamalıdır ki her aile tipi, çocuklarda farklı etkilere sahip olabilir. Dinamik Aile Tipleri Nelerdir? Şizoid Aile Tipi: Bu yapıda dışarısı tehlikelidir. Aile bir arada olmadığında, aile bireyleri kendilerini kaybolmuş; bir arada olduklarında ise baskı altında hissederler. Fazla yakınlık kurmadan bir arada yaşarlar. Sıcaklık, sarılma, kucaklaşma yoktur. Eve arkadaş gelemez, arkadaşlara gidilemez. Derin hissedişleri yoktur, bütün duyguları “mış” gibi yaşarlar. Başkalarına heyecan veren şeyler onları etkilemez. Yakınlık ihtiyacı duymazlar. Şizotipal Aile Tipi: Bu aile tipinde de dışarısı tehlikelidir. Aile üyeleri bu dış tehlikelerden kendilerini ritüel davranışlar yaparak koruma ihtiyacında hissederler. Sağ ayakla çıkmak, kırılan bardağı üçlemek, terliklerin-çantaların ters olmaması bu davranışlara örneklerdir. Ayrıca pek çok sıra dışı batıl inanç bulunur ve bu inançların gölgesinde yaşarlar. Falcılar ve büyücülerden çıkmazlar. Ev ortamı dağınık, düzensiz ve pasaklıdır. Ailede iletişim duygu, düşünce ve davranış tutarlılığından kopuktur. Paranoid Aile Tipi: Bu yapıda aşırı güvenlik önlemleri vardır. Kuşku ve güvensizlik yüksektir. Hoşgörü, esneklik yoktur. Çocuğu hiçbir yere yalnız göndermezler. Arkadaş, TV, internet hep çocuğa zarar verebilecek nesneler olarak görülür. Beslenme, öz bakım, uyku gibi konularda katı bir tutum vardır. Çocuğun olumsuz davranışlarını unutmaz, her fırsatta yüzüne vururlar. Kontrol, eleştirel ve yargılayıcı davranışlar yüksektir. Narsisistik Aile Tipi: Baba etkin ve egemendir. Tek ve eşsiz otoritedir. Önemli olan babanın memnuniyeti, beğenisi, istekleridir. Çocuğun başarısızlığı ise anne ve babanın başarısızlığı olarak algılanır. Aşağılayıcı ve olumsuz davranışlar vardır. Antisosyal Aile Tipi: Ebeveynler kendi mağduriyetlerini, başarısızlıklarını diğerlerine acı çektirerek telafi etmeye çalışırlar. Ailede kavga ve şiddet vardır. Çocukların ihtiyaçlarına karşı duyarsızdırlar. Katı ve şiddet içeren disiplin yöntemleri vardır. Üzüntü ve pişmanlık duymazlar. Sosyal kurallara karşı vurdumduymaz tavırlar sergilerler. Borderline Aile Tipi: Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelen gergin ve tutarsız bir anne modeli vardır. Genellikle eş ilişkilerinde mutsuzlardır ve çocuğa yapışırlar. Çocuğu kendi uzantıları gibi görürler. İstedikleri sonuca ulaşamadıklarında farklı strateji denemek yerine, aynı stratejiyi daha fazla kullanırlar. Sağlıklı Aile Tipi: Ebeveynler çocuğun içsel potansiyellerine keşfe yönelik merak duygusu ile hareket ederler. Kurallar çocuğun gelişimine uygun, net ve açıktır. Aile üyelerinin duygusal ihtiyaçları göz ardı edilmez. Anne-babanın sevgi dolu bir otoritesi vardır. Anne Baba Davranışları, Çocukları Nasıl Etkiler? Çocuğun doğumu ile birlikte içinde bulunduğu aile iletişimi, hem bugünkü hayatını hem de gelecek yaşantısını doğrudan etkilemektedir. Hayata dair temel bilgileri öğrendiği anne ve babasının çocuğa karşı tutumu; hangi dinamik aile tipi içerisinde olduğunu belirlemekte ve bu iletişim, hem kişilik özelliklerine yansımakta hem de sosyal ve romantik ilişkilerindeki rolünü belirlemektedir. Bu sebeple;  sağlıklı bir anne baba iletişimi ve sağlıklı dinamikleri olan bir ailede büyümek, son derece önemlidir. Eğer aile içinde sağlıklı bir iletişiminiz yoksa veya çocukluğunuzda sağlıksız bir aile yapısı içerisinde büyüdüyseniz ve etkilerini hala yaşıyorsanız, mutlaka bir uzmandan destek almalısınız. Daha fazla bilgi almak için bilgi almak için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Sibel Dinç Akıncı  

Okula Adaptasyonda Danışmanlık Süreci

  Okul; çocuğun hem teorik hem de pratik bilgiler edindiği ve bunları yaşamında uyguladığı aile ortamından sonraki ilk deneyimdir. Okul zamanında çocuk, ebeveynlerinden ayrı olarak tek başına hareket etmeye ve kararlar vermeye de başlar. Bu süreçte sosyalleşmeyi, ihtiyaçlarını kendi başına karşılamayı, sorumluluk almayı ve problemlerle tek başına mücadele etmeyi öğrenir. Bazı çocuklar bu sürece kolay alışırlarken bazıları okula adaptasyon sorunu yaşarlar. Okula adaptasyon sürecinde ebeveynlerin tutumu ve çocuğun öğretmeni ile olan ilişkisi çok önemlidir. Ebeveynlerin aşırı koruyucu davranmaları ve tüm ihtiyaçların ebeveynler tarafından karşılanması, bazı sorunları da beraberinde getirebilir. Çocuğa kendi ihtiyaçlarını karşılama noktasında fırsat ve sorumluluk verilmemesi; aileden uzak olduğu okul ortamında önemli bir kaygı sebebi olabilir. Öte yandan öğretmenin çocuk ile kurmuş olduğu yanlış iletişim de çocuğun okula adaptasyon sürecini zorlaştıran bir diğer sebeptir. Çocuğun aileden uzaklaşmak istememesi, okula gitmeyi reddetmesi, derslere konsantrasyon sağlayamaması, sosyal ilişkiler kurmaktan çekinmesi; okula adaptasyon problemi semptomları içinde yer alabilir ve bu durum çözümlenmediği takdirde başka sorunları da beraberinde getirebilir. Çocuğun okula adaptasyon sağlayamamasının altında yatan sebepler çok çeşitlidir. Bu sorunlar mutlaka çok iyi analiz edilmelidir. Okula Adaptasyon Sağlama Güçlüğüne Neden Olan Sorunlar Nelerdir? Çocuğun ebeveynlerine bağımlı ve özgüvensiz yetiştirilmesi. Çocuğun yaşıtlarına göre gelişim geriliği yaşıyor olması. Çocuğun hiperaktivite ve dikkat dağınıklığı probleminin olması. Öğretmenin katı kuralcı ve cezalandırıcı yaklaşımı. Ebeveynleri tarafından her dediğine evet denen çocuğun, okul kurallarına karşı direnç göstermesi. Bu problemler çocuğun okul hayatını olumsuz yönde etkileyeceği gibi sosyal ve bireysel anlamda da pek çok yeni soruna davetiye çıkarabilir. Bu sebeple ebeveynler okula adaptasyon sürecinin uzadığını gözlemliyorlarsa mutlaka bir uzmandan danışmanlık almalı ve problemin kaynağının çözümlenmesini amaçlamalıdırlar. Adaptasyon süreci sorunu olarak zannedilen süreç, belki de çok farklı bir problem sebebiyle oluşmuş ve kendini okulda göstermiş olabilir. Bunun ayrımını bir uzmanın gözlemlemesi ve süreci yönetmesi, çocuğun gelişimi ve okul hayatına adaptasyonu için çok önemli olacaktır. Ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktalar aşağıdaki gibidir; Okul, çocuğun üzerinde korku unsuru olarak kullanılmamalıdır. Çocuğun okul hayatına ilgisi hakkında konuşmalı ve fikirleri alınmalıdır. Ebeveynler çocuğun kendilerinden ayrı olacağı okula gitme sürecini, duygusal davranarak dramatik hale getirmemelidir. Okul öncesi süreçte çocuğun yalnız zaman geçirebileceği ortamlar yaratılmalı ve birey olduğunu hissetmesi sağlanmalıdır. Rehber öğretmenle görüşmek ve tavsiye almak faydalı olabilir. Çocukların okula alışma süreçleri ve altında yatan sebepleri araştırmak için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Cinsel Sorunlar ve Cinsel Terapinin Önemi

Temelde neslin devamlılığını sağlayan üreme, doğumdan itibaren herkeste bulunan yaşamsal bir dürtüdür. Biz insanlar bu üreme dürtüsü ile cinsel hayatımızı şekillendiririz. Sevgi, aşk, karşı cinse olan çekim olarak adlandırdığımız unsurlar da bu dürtünün ortaya çıkardığı duygulardır. Kişiyi çeken karşı cins; aslında kişinin beğendiği, kendi neslini devam ettirmek ve genetik özelliklerini aktarmak üzere uygun bulduğu kişi olarak tanımlanabilir. Bu aslında tüm doğada da bu şekildedir. Karşı cinsi etkilemek için güç gösterisi yapan dağ keçileri, dişiyi etkilemek için tüylerini parlatan kuşlar; hep neslin devamlılığı için en iyisi, en sağlıklısı, en güçlüsü olduğunu kanıtlama ve yeni nesillere sağlıklı ve güzel genler aktarma üzerine kurulu bir düzen içerisindedirler. Tüm bu güzellik, güçlülük ve sağlıklı olma temelli karşı cinse olan yaklaşımlar; üreme yani cinsel birleşme için atılan adımlardır. Tüm canlılar için bu denli önemli olan cinsellik, romantik ilişkilerin sağlıklı ve mutlu sürmesi için de en önemli öğelerden biridir. Bu doğal dürtünün ihtiyaçlarının karşılanması; çiftlerin birbirine olan cinsel yaklaşımı ve cinsel mutluluğu, ilişkiyi de mutlu kılmaktadır. Ancak kadın ve erkek için bazen çeşitli cinsel sorunlar, cinsel birliktelik açısından da sorun meydana getirebilmektedir. Bu durum hem ilişkiyi olumsuz etkilemekte hem de kişiler üzerinde bireysel problemleri beraberinde getirebilmektedir.   Cinsel Sorunların Psikolojik Sebepleri Nelerdir? Her bireyin yaşadığı hikayeler kendine özeldir. Cinsel sorunların psikolojik nedenlerini anlayabilmek adına önce bireylerin sorunlarının kaynağını bulmak büyük önem taşır. Sıklıkla karşılaşılan cinsel problemlerin altında yatan sebeplerden bazıları; Çocukluktan itibaren özellikle kız çocuklarına cinsellikle ilgili dayatılan geleneksel baskılar. Ebeveynlerin cinsellikle ilgili baskıcı ve yanlış tutumları. Geçmiş dönemde yaşanmış travmatik olaylar. Eşler arasındaki problemler. Geçmiş yaşantılar sonucu oluşan özgüven ve çekingenlik problemleri. Çiftlerin cinsel istek ve beklentileriyle ilgili konuşmamaları. Kendini feda şemasına sahip bireylerin kendi cinsel ihtiyaçlarından çok partnerinin ihtiyaçlarına yönelmesi vb… Cinsel sorunların bazı sebepleridir. Sebeplerin farlılığı gibi kadın ve erkeklerde görülen problemler de çeşitlilik göstermektedir.   Kadınlarda En Yaygın Görülen Cinsel Problemler Nelerdir? Toplumumuzda özellikle kız çocukları cinsellik konusunda baskılandığı için, erkeklere oranla kadınlarda daha fazla cinsel problemler görülmektedir. Cinsellikle ilgili az ve yanlış bilgiler ve evlilik öncesinde cinsellik yaşanmaması konusunda olan geleneksel tutum karşısında kadınlar, evlilik gecesi ilk kez yaşayacağı birliktelikte kendilerini baskılayabilmekte ve ilişkiden korkabilmektedirler. Bu durum da kadının istemsiz olarak kasılması, ilişkiye girememesi, ilişkiden tiksinmesi gibi semptomlarla var olan vajinismus sorununu ortaya çıkarabilir. Vajinismus, hem kadın hem de çift için zorlayıcı bir durumdur. Kadınlarda yaygın olarak görülen bir diğer problem de orgazm bozukluğudur. Cinsel olarak uyarılmış bir kadının orgazm olamaması şeklinde tanımlanır. Yanlış cinsel bilgiler, kadının cinsellik konusundan uzak tutuluşu; kadının orgazm olmasını engeller. Erkeğin cinselliğinin daha önemli olduğu, erkek mutluysa kadının ikinci planda kaldığı düşünce kalıbı, orgazm bozukluğuna sebebiyet verebilir. Cinsel ilişkiden tiksinme, cinsel isteğin az olması, cinsel uyarılma güçlükleri, ağrılı cinsel birleşme (disparoni) gibi problemler de kadınlarda görülen cinsel problemlerdendir. Fizyolojik olarak bir sorun olmamasına rağmen var olan cinsel problemlerin altındaki neden psikolojik problemlerdir. Cinsel travmalar, ebeveynlerin kız çocuklarına karşı cinsellik konusundaki yanlış tutumları, gebelikten korkma, özgüven eksikliği, cinsel ilişki konusunda kendini baskılama, rahat olamama, eşim yanlış anlar gibi düşünceler; kadınların sıklıkla yaşadıkları problemlerin başında gelmektedir.   Erkeklerde Görülen Cinsel Problemler Nelerdir? Erkeklerde en sık görülen cinsel problemlerden biri ereksiyon bozukluğudur. Ereksiyon olamama durumuna ereksiyon bozukluğu diyebilmek için, cinsel ilişki için hazır olan bir erkeğin uzun süren cinsel birleşme denemelerine rağmen ereksiyon olamaması yani; penisinin yeterince veya hiç sertleşmemesi gerekmektedir . Bu problemin fizyolojik hariç psikolojik sebeplerinde genelde özgüven sorunları, kişinin eşini tatmin edemeyeceği konusundaki şüpheleri, yoğun ve stresli hayat ve cinsel travmalar olduğunu söyleyebiliriz. Sık görülen cinsel problemlerden biri de erken boşalmadır. Bu problemde erkek, cinsel birliktelik sağlandıktan hemen sonra veya çok kısa bir süre sonra kontrolsüz olarak (isteğinin dışında) boşalır. Bu durum hem erkeğin orgazm hazzını hem de partnerin doyuma ulaşmasını engellediği için ilişkide problemlere sebep olabilir. Aynı şekilde geç boşalma da erkekler arasında görülen cinsel problemlerdendir. Bu problemde de erkeğin orgazma ulaşabilmesi için cinsel ilişkide çok uzun zamana ihtiyacı olmaktadır. Cinsel Terapinin Önemi Mutlu bir birliktelik için; mutlu ve tutkulu bir cinsel hayat olmazsa olmazdır. Bu sebeple, cinsellik konusunda yaşanan psikolojik problemler varsa, çözümü için cinsel terapi büyük önem taşımaktadır. En önemlisi tüm tabuları yıkmak ve var olan cinsel problemleri yokmuş gibi davranmaktan vazgeçmektir. Cinsel terapi, eğitimini tamamlamış ve alanında uzman bir psikolog veya psikiyatr eşliğinde gerçekleşir. Cinsel sorunun kaynağı bulunarak problemin kaynağı çözüme kavuşturulur, bu sebeple gerektiğinde bireysel danışmanlık önerilebilir. Cinsel terapi esnasında çiftlerle birlikte ve ayrı ayrı görüşmeler yapılabilir. Seans süreleri tamamen sorunun ne olduğuna bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Cinsel terapi de diğer tüm terapilerde olduğu gibi gizlilik ilkesine bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Cinsel sorunlarınızın olduğunu düşünüyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.   Uzman Klinik Psikolog Demet Alkapar Balcı

Çocuğum Utangaç Deyip Geçmeyin

Farklı bir ortama girdiğinde sorulan sorulara yanıt vermekte isteksiz davranışlar gösteren, ortama adapte olmakta zorlanan ve ebeveynlerinin yanından ayrılmayan çocuklar hepimizin çevresinde olan, oldukça sık karşılaştığımız ve utangaç çocuk olarak adlandırdığımız profillerdir. Bu davranış şekilleri çevre tarafından geleneksel Türk aile yapısı doğrultusunda uslu olma ile de adlandırılır. Elbette bu da bir olasılıktır ancak bu utangaçlığın altında psikolojinin alanına giren farklı sorunlar olup olmadığı da diğer bir ihtimal olarak karşımıza çıkar. Büyüklerine karşı saygıda kusur etmeyen, utangaç ve çekingen tavırlar sergileyen çocuğun bu davranışları ideal olarak görülebilir. Ancak davranışların altında yatan sebepler, çocuğun bireysel gelişimi çerçevesinde mutlaka gözlemlenmelidir. 6 ay-1 yaş aralığında karşımıza çıkmaya başlayan utangaç davranışlar, 3-6 yaş arasında görülme sıklığı en yüksek seviyeye ulaşır. Pek çok çocukta olağan biçimde görülen bu davranışlar, genellikle kendiliğinden ve zamanla ortadan kaybolur. Ancak ailenin davranış şekilleri, bu süreci etkileyen en temel kriterdir. Başkalarının yanında bu davranıştan bahsetmek ve çocuklarını zorlayarak istemediklerini yaptırmaya yöneltmek, en büyük sorun kaynağı olarak örneklendirilebilir. Çocuğun bireyselleşmeye ve farklı ortamlara girmeye başladığı bu dönemde özgüven zedelenmesine neden olabilecek bu davranışlar, çocuklarda utangaçlığı azaltıcı değil aksine daha da artırıcı etkilere neden olur. Ailelerin bu zorlamalarına karşılık çocuğun hisleri çoğu kez göz ardı edilebilir. Ancak özgüven düşüklüğü, değersizlik hissiyatı, sosyal yaşamda başarısızlık gibi pek çok olumsuz düşünce; utangaçlık ile beraber görülür. Ebeveynler tarafından yapılması gereken en önemli davranış; çocuğun olumlu yönlerini ortaya çıkarıp vurgulayarak bu yönlerin pekiştirilmesini sağlamalarıdır. Koruyucu anne baba rolü bırakılmalı, çocuk cesaretlendirilerek her adımında yanında olduğu hissettirilmeli ve dolayısıyla çocuk kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarabilmelidir. Doğumdan yetişkinliğe varıncaya dek utangaç bir çocuğun olumsuz yarınlar yaşamaması için, aile dikkatli olmalıdır. Öncelikle utangaçlığa bağlı sergilediği davranışlar mutlaka dikkate alınmalıdır. İletişim çok önemlidir, aile bu süreçte çocuğun yaptığı olumlu davranışlar üzerinden doğru iletişim yürütmelidir. Verilecek sorumluluklar da sürecin hızlı atlatılmasına yardımcı olur. Yapacağı seçimlerin özgür bırakılması ve çocuğun istediği yoldan gitmesine imkan tanınması, girişken olmadığı konularda dahi aktif olmasına yardımcı olabilir. İlerleyen süreç çocuğun sosyal hayatta etkin olma sürecidir. Ancak utangaçlık devam ettiği sürece, sosyal hayatta sorun halini alabilir ve çocukta kaygı problemleri oluşabilir. Bu problemler için çocuk her defasında kendini sorgulayarak ve geçmiş döneminden gelen aile baskısını hissedebilir. Zaman içinde bu durumun devam etmesi, çocuğun ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde başarısızlıklar olarak kendini gösterebilir ve yetişkinliğe ulaşmış çocuğun hem kişisel hem de iş hayatı utangaçlığın getirdiği olumsuz etkilerle geçebilir. Çocuklarımız için en iyisini isteyen ebeveynlerin uslu çocuk yetiştirme noktasında getirdiği kısıtlamaları doğru davranış olarak nitelendirmeleri olağandır. Ancak bu davranışların utangaç olarak yetişen çocukların yarınları üzerinde olumsuz etki yaratabileceği asla unutulmamalıdır. Bu noktada aklınıza gelen her türlü soru ve çözüm için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı