Ergenlik

Gaslighting Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Gaslighting, 1944 yapımı gaslight filminden yola çıkarak oluşturulmuş bir terimdir ve son zamanlarda gündeme gelen önemli bir manipülasyon türüdür. Manipülatör süreç boyunca çok yavaş bir şekilde manipüle etmeye odaklanır ve böylece kurban, bulunduğu durumu anlamakta zorluk çeker. Kişiyi değersizleştirerek kendine olan saygısını yitirmesine sebep olan gaslighting, çok tehlikeli bir manipülasyon türü olarak görülmektedir. Gaslighting Nedir? Gaslighting, bilinçli olarak bazı kişiler tarafından uygulanan bir yöntemdir ve en temelinde yalan söylemek yatar. Çok iyi yalan söyleyen manipülatörler, yalanları anlaşıldığında dahi durumu inkar ederler. Ancak gaslighting yalnızca yalan söyleyerek de yapılmamaktadır. Gaslighting nedir? Sorusunun yanıtı aşağıda detaylıca ele alınmıştır. Bu yöntemi uygulayan kişiler genellikle karşı tarafı dinlemezler. Dinlenmediğini düşünen partnerler ise kendilerini değersiz hissederler. “Söylediklerimi anlamıyorsun” , “Ben başka bir şey anlatıyorum” gibi söylemlerle karşı tarafı anlamamakla suçlarlar. Olayları eksik ya da yanlış anlatarak karşı tarafı farklı yönlendirir ve şüpheye düşürürler. Şüphe kelimesi de bu yöntemin en önemli sözcüklerinden biridir. Süreç boyunca kurbanlar farklı şekillerde şüpheye düşürülebilir, farklı konularda yalanlar duyabilir ve sonuçta kendilerini değersiz hissedebilirler. Örneğin, anahtarı masanın üstüne koyduğunuza çok emin olduğunuzu düşünün. Manipülatör anahtarı masadan alır ancak size bunu söylemez. Bunun yerine “hatırlamıyorsundur”, “ben nerede olduğunu bilmiyorum” gibi cümlelerle sizi kendinizle ilgili şüpheye düşürme eyleminde olabilir. Kimler Gaslighting Uygulamaya Yatkındır? Gaslighting, bilinçli olarak uygulanan bir yöntemdir ve bazı durumlarda daha sık görüldüğünü söylemek mümkündür. Patolojik olarak yalan söyleyen insanlar bu yöntemi sıklıkla kullanırlar. Patolojik olarak yalan söylemenin yanında, kontrolü sürekli kendinde tutmak istemek ve duygusal olarak istismar etmek de yaygın görülen özellikler arasındadır. Aynı zamanda istismarcı, kurbanın tüm varlığını sonuna kadar kullanma eğilimindedir. Bu tarz kişilerden sıklıkla duyulabilecek cümleler aşağıdaki gibidir; * Hassaslığı bırak. Her şeye ağlama! Her şeyi benden bekleme. Her şeyi yapmak zorunda değilim. Dünyanın sonu değil. Kurbanlar belli bir yere kadar kendilerini anlatmaya çalışırlar ancak anlaşılmadıklarını ve dinlenmediklerini gördüklerinde tamamen pes ederek teslim olmayı seçebilirler. Gaslighting yönteminin temel amacı da tam olarak budur. Gaslighting Nasıl Anlaşılır? İçerisinde oldukları ilişki kurbanlara çok normal geldiği için, gaslighting yapıldığını anlamak oldukça zordur. Aynı zamanda bu yöntem sürece yayılarak sinsice uygulandığından anlaşılması zorlaşmaktadır. Ancak yine de dikkat edilebilecek bazı noktalar bulunmaktadır. Aşağıdaki cümleleri sık duyuyorsanız dikkat etmeniz gerekiyor olabilir; Böyle bir şey yaşanmadı, bu senin uydurman! Ben böyle bir şey söylemedim. Hayal dünyasında yaşamayı bırak! Ben bu fikre asla katılmıyorum. Bunlar senin kendi kuruntuların! Senin yalancı olduğunu zaten herkes biliyor. Çok abartıyorsun! Olaylar böyle yaşanmadı. Seni çok sevdiğimi zaten biliyorsun! Sinirliyken söylediğim şeyleri umursama, ben seni çok seviyorum! Gaslighting nedir diye sorulduğunda karşınıza çıkacak olan cümleler bunlar ve benzerleridir. Sürekli olarak karşı taraf suçlanır ve yaşananlar konusunda yanlış yönlendirilir. Olaylar son bulduğunda ise ne kadar çok sevildiklerini duyarlar. Gaslighting’e Maruz Kalıyorsak Ne Yapmalıyız? Maruz kaldığınız manipülasyonu anladıktan sonra ilk olarak kendinizle ilgili hislerinizi bir liste haline getirerek emin olduğunuz konularda kendinizden taviz vermeyi bırakmalısınız. İlişkinin her anında kendinizi gözlemlemek çok önemlidir. Ne zaman değersiz ve sevgisiz hissettiğinizi çok iyi saptamalısınız. Eğer bu olumsuz hislerden kurtulamıyorsanız, bir uzmana başvurmanız ilişkiniz ve kendiniz için yapacağınız önemli bir adımdır. Uzman desteğinden faydalanmak ve bulunduğunuz durum hakkında daha detaylı bilgi almak için bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. UZMAN KLİNİK PSİKOLOG – SİBEL DİNÇ ÇALIŞKAN

Ergen Deyip Geçmeyin

12 – 20 yaş arası dönem birey için ergenlik dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde gelişen hormonlar ve değişen fiziksel özellikler ile birlikte; çocukluktan çıkma ve kendini keşfederek yetişkinliğe geçme, kimliğini bulma ve bireyselleşme noktasında pek çok gelişme gözlemlenebilir. Bu dönemde birey, ailenin üzerindeki etkisini azaltmak ve kendi istediği gibi bir hayat inşa etme isteğindedir. Genellikle bu dönemde gençlerin giderek daha önemli olarak algıladığı arkadaş grupları, romantik ilgi alanları ve fiziksel görünümüne olan düşkünlükleri dolayısıyla aile üyeleriyle olan ilişkileri arka planda kalabilir. Bu özel dönemde ailesinin desteği olmadan da ayakları üzerinde durabildiğini başta kendisi olmak üzere herkese kanıtlama çabası içindedir. Bu noktada da ebeveynler ile sık sık çatışma içerisinde olabilir. Arkadaş çevresinde popüler ve özgür olmak bu dönemde onun için çok önemlidir; bu sebeple dışarıdan ‘’cool’’ gözükmek için de ebeveynlerinin söylediklerini yok sayabilir. Ergenlik sürecini iki taraflı ele almak önemlidir; ebeveynler ve ergenlik döneminde olan çocuklar… Ebeveyn gözünden ergen çocuğunu şu şekilde özetleyebiliriz; doğumundan bu yaşına kadar kol kanat gerdiği, doğru olanı öğretmek için kurallar koyduğu, gözü gibi baktığı, bu döneme gelene kadar büyük oranda kendilerine itaatkar davranan çocuğu; eskinin aksine söylenenlere karşı çıkıyor, umursamaz bir tavır sergiliyor ve söylenenlerin tersini uyguluyor. Ya da eskilerin tabiri ile çocuğun başında kavak yelleri esiyor. Bu zamana kadar mevcut durumdan zıt bir tablo ile karşılaşan ebeveynler genellikle bocalıyor ve ne yapacaklarını bilemiyorlar. Ergen çocuklar açısından durumu değerlendirdiğimizde de fiziksel olarak gelişim ve değişim içinde olduğu, sosyal olarak başkalarıyla ilişkiler geliştirdiği bu dönem; çocukluktan yetişkinliğe adımlar attığı bir dönemdir ve ergenin dünyadaki yeri hakkında endişe ve kaygıya yol açabilir. Ergenliğin amacı psikolojik ve sosyal olarak genç bir yetişkine dönüşmek olduğu için: ‘’Artık ben büyüdüm kendi kararlarımı alır ve uygularım, bu benim hayatım, arkadaşlarım arasında “süt çocuğu” olarak anılmak istemiyorum.’’ Gibi serzenişler duymak olağandır. Tüm bu sitemler ergen bireylerin çoğunda görülür ve bu yaş grubu bireylerin davranış ve söylemleri yetişkinler tarafından normalleştirilir; ne de olsa ergen, büyüyünce geçer cümleleri çokça sarf edilir. Ancak bu dönem, çocuğu kendi haline bırakabileceğiniz bir dönem değildir; bu yüzden ergen deyip geçmeyin. Çocuğun hayatını şekillendireceği bu dönemde kendini keşfetmesi, kendisi için en doğru olanı bulması için ebeveynleri olarak ona her defasında destek olmalı ve doğru iletişim yöntemleri kullanmalısınız. Ergenlikte ebeveynlerle olan ilişki, bireyin bu süreçte alabileceği yanlış ve hatalı kararları minimize ederek onun gelecek dönemdeki yaşamına olumlu yönde etki edecektir. Çocuğun umarsız tavırları doğrultusunda öfkelenmek ve öfkeyi çocuğa yansıtmak, cezalandırmak, aldığı kararlara karışmak, karşı çıkmak, üzerinde baskı kurmak gibi davranışları ergenlik döneminde ebeveynlerin yaptıkları hatalar olarak değerlendirebiliriz. Ergenlik döneminde ebeveynler çocuğuna nasıl davranmalı? Bireyin özel alanına saygı göstermeli Onu dinlemeli ve anlamaya çalıştığınızı göstermeli Baskı uygulamamalı, anlaşamadığınız noktalarda konuşarak konuları tartışmalı Takdir etmeli Sevgi göstermeli Ona olan güveninizi sıkça dile getirmeli Eleştirmek yerine konuları sorgulamasını ve doğru olanı kendi bulmasını sağlamalı Arkadaş çevresini hissettirmeden gözlemlemeli ve bu konuda baskı uygulamamalısınız. Bu dönemde ailesi tarafından baskılanmayan, takdir edilen, düşünmeye ve sorgulamaya teşvik edilen ergen birey, pozitif ve sağlıklı bir şekilde ergenlik dönemini geçirerek yetişkinliğe adım atacaktır. Ebeveynler; ergenlik dönemindeki çocuğuna yaşadığı hayatın kendi hayatı olduğunu, doğrusuyla yanlışıyla sonuçları üstlenmesi gerektiğini anlatarak çocuğunun alacağı kararlarda en doğru olanı seçmesine yardımcı olabilirler. Bu dönemde eleştiri yağmuru, baskı, ceza, küçümseme gibi davranışlarla ergen birey sizden uzaklaştığı gibi, yapmaması gereken davranışları yapma eğiliminde olacaktır. Bu yüzden bu dönemde aile iletişimini doğru temeller üzerinde konumlandırmak son derece önemlidir. Dinlemek; güçlü ancak yeterince takdir edilmeyen, önemsenmeyen bir araç oluyor ergenlerle iletişimde. Herhangi bir konuda ebeveynler genellikle direktiflere ve çözümlere yöneliyorlar. Ancak bu eğilimleri bir kenara bırakmak ve sadece gençleri dinlemek ilişkiyi güçlendirebilir. Spesifik veya merak uyandıran sorular sormak, gencin yargılandığını hissetmesine ve bu nedenle açık ve dürüst konuşmakta tereddüt etmesine neden olabilir. Dikkatle dinlemek ilgi, doğrulama ve destek gösterir. Ayrıca, gencin gerektiğinde ebeveyne güvenme şansını da artırır. Aktif dinleme yakınlık ve güven oluştururken aynı zamanda ergenin yaşadıklarını, anlattıklarını kafasında yeniden işlemlemesini sağlar. Bu noktada ebeveynin aktif dinleme ile sorgulayıcı dedektif gibi dinleme arasındaki değişkenleri fark edebilmesi ve merakını kontrol edebilmesi önemli olacaktır.   Tüm bu süreçte ergen çocuğunuz ile aranızda aşılamayan problemler varsa, bir uzmandan destek alarak bu süreci en doğru şekilde yönetebilirsiniz. Psikolog Ceren Fırıncı

Korona Günlerinde Ebeveynlik

Korona Günlerinde Ebeveynlik Koronavirüs, sosyal mesafe, sosyal izolasyon, karantina… Bir hafta önce bunlar bize uzak ve bilmediğimiz terimlerken, şu anki dönemde sosyal medyamız, günlük konuşmalarımız, televizyonlarımızda sürekli olarak konuşulan ve maruz kaldığımız konular oldu. Sürekli olarak saatlik bile değişen bu gündemde tekrar tekrar bilgileniyoruz. Bütün planlarımız, günlük rutinlerimiz, beklentilerimiz çok kısa zaman aralıklarıyla değişiyor. Bu belirsizlik halini bütün toplum olarak yaşadığımız günlerden geçiyoruz. Okulların kapatıldığı, bazılarımızın işlerini evden yönettiği bu dönemlerde Koronavirüs ve ebeveynlik hakkında birçok yazı yazıldı, birçok uzman çocuklarımıza bu hastalığı nasıl anlatabileceğimiz, okulların kapatılması hakkında çocuğumuzla nasıl konuşacağımız hakkında çok yardımcı olacak bilgiler paylaştı. Ben de bu yazımda çocuklarımızın bu belirsizlik dolu süreçte evde geçirdikleri vakitleri bir ebeveyn olarak nasıl ele alabiliriz hakkında yararlı olacağını düşündüğüm ipuçlarını paylaşmak istiyorum. Sohbet başlatmaktan korkmayın.  Unutmayın ki Korona gündemi hakkında sürekli olarak yeni bilgilere maruz kalıyoruz, telefonda sevdiklerimizle kaygılarımız hakkında konuşuyoruz, televizyonlarımızda yeni haberler gelmeye devam ediyor ve biz fark etmesek bile çocuklarımız bunların hepsini duyuyor, gözlemliyor ve bunlara maruz kalıyor. Çocuklar gözlemleme konusunda hepimizden daha başarılıdır fakat ne yazık ki yorumlama kısmında çok iyi değiller. O yüzden günlük olarak çocuğunuzla Korona hakkında sohbetler başlatıp, yeni öğrendiği bilgileri, bu bilgileri nasıl yorumladığını sorun. Yanlış yorumladığı hatalı bilgileri düzeltin. Aklında olan soruları size sormasını sağlayın. Bu konuşmayı yapmadan önce kendi kaygınızı yatıştırdığınızdan, samimi ve kısa cevaplar verdiğinizden, sormadığı bilgilere onu maruz bırakmadığınızdan emin olun. Unutmayın ki çocuğunuz yaşadıklarına karşı verdiği tepkileri sizin tepkilerinize göre şekillendirir.Cevaplarını bilmediğiniz soruları sorduklarında bilmiyorum demenizde hiçbir sakınca olmadığı unutmayın. Virüs üzerindeki gücünü vurgulayın. Çocuğunuzun virüs karşısında kendini/sizi güçsüz ve pasif hissetmesini engellemek için hepinizin virüsün yayılmasını engellemek için çalıştığınızı vurgulayın. Aldığınız önlemlerin (el yıkamak, sosyal mesafeyi arttırmak, sağlıklı beslenmek gibi) ne kadar güçlü olduğunu, bu sayede bütün insanlara iyilik yaptığınızın altını çizin. Çocuğunuzun yaşına göre aileniz, virüsle savaşan süper kahramanlara dönüşebilir. Hayatında değişen şeyleri vurgulayın.  Okullar tatil edildi, belki arkadaşları ile yaptığı buluşma planları, sinemada gitmeyi kararlaştırdığınız film, belki arkadaşının veya kendisinin doğum günü partisi iptal edildi. Bu değişikleri vurgulayın ki bu konular hakkındaki duygu ve düşüncelerini ifade etmesi için çocuğunuza alan yaratmış olun. Unutmayın bu iptaller ve değişimler engellenmişlik hissettirir ve engellenmişlik karşısında öfkelenmesi, üzülmesi, çaresiz hissetmesi beklenen tepkilerdir. Çocuğunuzun öfkesini dindirmeye çalışmak yerine ‘Evet, arkadaşının doğum gününe gidemiyor olmak seni çok sinirlendirdi.’ Gibi cümlelerle duygusunu anladığınızı belirten cümleler kurmak çocuğunuzun kendisini iyi hissetmesinde daha çok etkilidir. Bu sayede kendini sizin tarafınızdan anlaşılmış ve kabul görmüş hisseder.  Çünkü bunlara ağlamakta, sinirlenmekte hatta bazen birazcık bağırmakta bir sıkıntı yok.Çocuklarımız sadece küçük saf değiller bütün bu yapamadıkları şeyleri iyi ki yapamadıklarını düşünmelerini beklemek ütopik olacaktır. Aynı kalan şeyleri vurgulayın.  Çocuklar da bizim gibi hayatları rutin ve öngörülebilir olduğu zaman kendilerini daha rahat hissederler. Hayatlarında değişmeyen şeyleri vurguladığınız zaman alışkanlıklarının bazılarını devam ettirebiliyor olduklarını fark etmek tehlike hissini azaltır.  Kahvaltıda hala yumurta yiyeceğini bilmek, yatma saatinin değişmeyeceğini bilmek çocuğunuzu rahatlatır. Yeni rutinler oluşturun.  Çocuklar ne yaşayacaklarını bildiklerinde kendilerini daha rahat ve güvende hissederler. O yüzden saat saat sıkı planlar olmasa da çocuğunuzla birlikte evde geçirdikleri bu günlerde neler yapabileceği hakkında bir çizelge oluşturun. Oyunlar, evde yapabilecekleri dans, spor gibi aktiviteler, film izlemek, ders çalışmak, resim yapmak, kitap okumak, müzik dinlemek gibi aktivitelerin içeriği değişecek olsa bile günün hangi zamanlarında yapacağına birlikte karar verin ve bir çizelge oluşturun. Bu çizelgeyi buzdolabı gibi bütün aile fertlerinin göreceği bir yere asın. Çocuğunuz okuma yazma bilmiyorsa bu çizelgeyi küçük resimlerle de oluşturabilirsiniz. Bu çizelgeyi oluştururken, bütün günü farklı aktivitelerle doldurmak gibi bir hedefiniz olmasın, bu aktivite çılgınlığı hem sizi yorar hem de çocuğunuzun sıkılmasının engellenmesi yaratıcılığının gelişmesini de engeller. Belirli zamanlarda telefonunuzdan uzaklaşın.  Çocuğuz size bir şey anlatırken veya oyun oynadığınız bir zamanda aslında tam olarak onunla olmadığınızı, onu hımm’layarak geçiştirdiğinizi ve o sırada sosyal medya ekranınızı aşağıya doğru kaydırdığınızı emin olun hemen fark ediyor ve kendini huzursuz hissediyor. Önerim telefonunuzu hiç elinize almamanız değil, sadece telefon kullanımınızı çocuğunuzla vakit geçirdiğiniz zamanlarda kısıtlamanız ve bu konuda ona açık ve net olmanız. Oyuna veya sohbet etmeye başlayacağınız zamanlarda ‘Şu an seninle vakit geçirirken telefonumun bizi rahatsız etmesini istemiyorum, onun için onu şuradaki masaya koyacağım’ veya ‘Birkaç dakika sonra telefonuma bakacağım, o esnada seninle ilgilenemeyeceğim’ gibi ifadelerle hem kendinize hem çocuğunuza bu sınırları çizebilirsiniz. Oynayabildiğiniz kadar oyun oynayın! Çocuklar endişe ve korkularını bizim kadar rahat söze dökemezler. Onların en rahat hissettikleri ve uzman oldukları dil oyun dilidir. Çocuğunuzun yanına oturun ve kurallar koymadan, yönlendirmeden kendinizi onun oyununa bırakın. Bırakın Spiderman virüsü ağlarıyla çevirsin, Elsa virüsü dondursun ve çocuğunuz oyununda virüse dair olan korku ve öfkesini çıkartsın ya da belki oyuncak hayvanları birbiri ile buluşmaya okula gidecekler. Siz müdahale etmeden, çocuğunuzun istediği gibi oyununu sürdürdükçe kendi ihtiyacını oyununda canlandıracak, kendi problemlerini oyun yolu ile çözmeye çalışacaktır. Sizin oyundaki örtük anlamları anlamanıza veya bilmenize gerek yok, yanında ona destek olmanız yeterli olur. Bardağın dolu tarafını fark edin. Hepimizin dışarı çıkarken daha temkinli olduğu, bazılarımızın işini evden yürüttüğü bu günlerin hiç beklenmedik pozitif yönlerini de deneyimliyoruz. Belki uzun zamandır sizi rahatsız eden, hiçbir şeye vakit bulamamak, çocuğunuz ve aileniz ile doya doya vakit geçirememek problemimiz bu günlerde eskiye oranla çok daha azaldı. Çocuğunuz ile daha çok vakit geçirebiliyor olmanın sizin için ne kadar kıymetli olduğunu, evinizde birlikte bir şeyler yapıyor olmanın sizi ne kadar mutlu ettiğini çocuğunuz ile sık sık paylaşın. Unutmayın çocukların verecekleri tepkiler, ebeveynlerinin olaylara bakışı ve davranışlarına göre şekillenir. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı

Öfke Anlarında Çocuğa Nasıl Davranılmalı?

Çocuğunuz öfke krizleri yaşadığında, söylediğiniz her şeye hayır demeye başladığında, kendi isteklerinin olması için sizinle sıklıkla inatlaştığı zamanlarda, durduramadığınız uzun süreli ağlamalar yaşadığında onu sakinleştirmek ve bazen iletişim kurabilmek bile çok zorlayıcı ve çaresiz hissettirici olabiliyor. Peki, anne-babalar bahsettiğimiz ani öfke krizlerinde nasıl davranmalı? Öncelikle bu ağlama ve öfke patlamalarının neden kaynaklandığını anlamak bir adım olabilir. Çocuğunuz sizin gözünüzün içine baka baka size kızdırmak için bir şeyleri yapmıyor. Bunlar şımarıklık veya inat olsun diye yaptığı şeyler değil. Tam tersine size bakmasının nedeni ne yaşadığını bilmezken, anlamazken öfkesini nasıl durduracağını bilmezken sizden yardım istemesi. Bu bilinmezlikleri ancak sizin gözünüze bakıp anlamlandırabilecek. Çocuğunuzu tamamen memnun etmeye çalışmayın, edemeyeceğinizi kabul edin. Çocuğunuz bu kriz anlarında sizden pek çok farklı şey isteyebilir. Örneğin suyu getir diye ağlamaya başlayıp, götürdüğünüz zaman ‘istemiyorum, götür’ diye ağlamasına devam edebilir ve devamında farklı farklı şeyler istemeye ve onlardan da mutlu olmamaya devam edebilir. Burada yapabileceğiniz en önemli şey, çocuğunuzun asıl ihtiyacını görebilmek. Bazen anne- babalar çocukları mutsuz etmemek için yukarıda örneklediğimiz döngüye kendilerini kaptırıp çocukların bütün isteklerini yapmaya çalışırken, çocuğun yemek uyku gibi temel ihtiyacını gözden kaçırabiliyorlar. Çocuğunuzun ağlamaya da ihtiyacı olduğunu unutmayın. Zaman zaman sizin de ağlamaya ihtiyacınız olduğunu, ağlamanızın sizi rahatlattığı zamanları hatırlayın. İşte tam olarak çocuğunuzun da bazen ağlayarak, huysuzluk yaparak duygularını ifade etmeye ve sonrasında rahatlamaya ihtiyacı var. Siz sürekli onu mutlu etmek için bir şeyler yaptığınızda, kafasını dağıtmaya çalıştığınızda aslında çocuğunuzun duygularını yaşama ve kabul etme ve sonrasında kendi kendine rahatlama ihtiyaçlarını elinden almış oluyorsunuz. Yani aslında bazen, çocuğunuz için yapabileceğiniz en iyi şey hiçbir şey yapmayıp, onun yanında olmaktır. Yapmanız gereken onun yanında oturmak, sarılmak, bu yaşadığı öfke ve ağlamaların normal olduğunu onlara hissettirmek, çocuğunuzun duygularından korkmadığınızı, rahatsız olmadığınızı ve her duygusuyla onu sevdiğinizi çocuğunuza hissettirmektir. ‘Biliyorum zorlanıyorsun, ağlayabilirsin ben yanındayım.’ ‘Biz yanındayız, biz sana destek olacağız.’ ‘İstediğini yapmadığımız için bize kızgınsın. Ağlayabilirsin, haklısın.’ ‘Şimdi sen benim yanımda ağlarken, yavaş yavaş daha iyi hissedeceksin.’ gibi cümlelerle onun ağlamasını kabul ederek yaklaşmanızın inanın çok faydası olacaktır. Sadece bu yöntem ve kabulle bile ne kadar çok krizi engelleyebildiğinizi fark ettiğinizde şaşıracaksınız. Denediğiniz yollar çocuğunuzu rahatlatamıyorsa ve bu öfkeli hali uzun süredir devam ediyorsa psikoloji alanındaki bir uzmandan yardım almayı unutmayınız. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı