Çift

Sosyal Medya ve Aşk

  Dijitalleşen dünyayla birlikte hayatımıza her gün pek çok yenilik giriyor. Sosyal medya da bunlardan sadece bir tanesi.  Platformlar aracılığıyla hayatımızın her alanına dokunan sosyal dünyada, aşk konusu da oldukça popülerdir. Geçmiş dönemlerde sosyal medyadan tanışılan kişilere güvenilmemesi gerektiği gibi bir algı çokça gündemde iken; küresel  köy olarak tabir edilen, dijitalleşen dünyada sosyalleşme ve insanlarla tanışma yolları da artık çağa ayak uydurmakta.  Bu noktada sosyal medya ve aşk ikilisinin sağlıklı yürüyüp yürümemesi, tamamen kişiler çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bazı kişiler, sosyal medyadan tanıştıkları partnerleriyle çok mutlu olabilirken; bazı kişiler ise normal hayatlarında devam eden ilişkileri, sosyal medya sebebiyle bozulabilir. Bu sebeple sosyal medya ile ilişkilerin dinamiğini iyi değerlendirmek gerekir. Sosyal Medya Aşk Hayatımızı Nasıl Etkiliyor? Modern dünyada insanların aşk hayatlarına etki eden pek çok kriter vardır. Sosyal medya, bu kriterler içerisindeki yerini en üst seviyelere çıkarmış durumdadır. Ancak bu etki aslında dolaylı bir etkidir. Örneğin partnerlerden birinin yaptığı paylaşıma, diğerinin göstereceği tepki; kişinin bireysel ve çift olarak aralarındaki dinamikle alakalı bir durumdur. Hoşlanma ya da kıskançlık ile kendini açığa çıkaran bu tepki sonrası ilişkide sorunların ortaya çıkması elbet bir ihtimaldir. Bu noktada kişileri ve ilişkileri doğru analiz etmek son derece önem taşımaktadır.  Sürekli ilişkisiyle ilgili fotoğraf paylaşan partnerin, ilişkisini bu denli göz önünde yaşamak istemesinin altında yalnızlık duygusu yatıyor olabilir. Ya da kişi dışarıya bu şekilde mutlu olduğunu yansıtarak var olan probleminin altındaki sebebin üzerini örtmeye çalışıyor da olabilir. Bu paylaşımların yaratacağı sonuçlar yanlış anlamalara kadar varabilir ve ayrılıklar yaşanabilir. Birlikte geçirilen zamanın yerini sosyal platformlardaki aktifliğin alması, yolunda gitmeyen ilişkiye de işaret edebilir. Yepyeni ve dijital ortamdaki dünyamızın yarattığı sorunları bu örnekler ile açıklamakla birlikte, yine yoğun olarak karşılaştığımız problemleri şu şekilde sınıflandırmak da mümkün. • Kıskançlık Güvensizlik Kontrol Dürtüsü Sadakatsizlik Kıskanç olan bir kişi, partnerinin sosyal medyada başkalarıyla takipleşmesini, fotoğraflarını beğenmesini istemeyecektir. Ancak  aynı kişi, gündelik hayatta da benzer kıskanç tavırları sergileyebilir. Güvensiz bir insan, partnerinin onu sosyal medya aracılığıyla aldattığını dahi düşünebilir. Kontrol etmeyi seven bir insan ise sürekli olarak partnerlerinin sosyal medya hesaplarını kontrol etme eğilimindedir. Tüm bu problemler sosyal medyada var olabildiği gibi, gerçek hayatta da var olabilir. Önemli olan sosyal medyanın varlığı ya da sağladıkları değil, insanların bu platformları tam olarak nasıl kullandığıdır. Sosyal Medyada Aşk Mümkün Mü? İnsanlar genellikle ilişkilerinde bir problem olduğunda, suçu dış etkenlere atma eğiliminde olabilir. Örneğin aldatılan bir kadın, sosyal medya olmasaydı bunlar olmazdı diye düşünebilir. Bu sebeple sosyal medya ve aşk kafa karıştırıcı bir konu olabilir. Peki, sosyal medyada aşk mümkün mü? Tesadüfleri seven aşkın, sosyal medyada da mümkün olduğunu söylememiz doğru olur. Dijital ortamın var olmadığı zamanlarda insanlar sınırlı bir çevre ile etkileşimde olabiliyor ve eş, arkadaş seçimleri de bu çevre ile şekilleniyordu. Ancak şuan; dünyanın diğer ucundaki aşk partnerinin var olabilme ihtimali ve her milletten, her kültürden insanla tanışmak ve onlarla ilişki geliştirmek çok kolay hale gelmiş durumda. Tıpkı gerçek yaşamda yanlış insanlarla karşılaşabileceğimiz gibi bu dünyada da elbet yanlış insanlarla tanışmak mümkün. Bu noktada insanları iyi analiz etmek ve onlarla doğru iletişim kurabilmek ve onları anlamak çok önemlidir. Sosyal Medya ve Aşk Konusunda Ne Yapılmalı? Sosyal medyanın ilişkinizi olumsuz etkilediğini düşünüyor ve buna inanmak istiyor olabilirsiniz. Bu durumda asıl etkili olan, partnerinizin ya da sizin tavırlarınız ve ilişkinize olan güveninizdir. Eğer güvensizlik duygusu hissediyor ve gerçekte düşündüklerinizin var olmadığını sık sık görüyorsanız, güven konusunda yaşamış olduğunuz bir sorun, sosyal medya aracılığıyla gün yüzüne çıkmış olabilir. Eğer partnerinizin size sadakatsizlik yaptığını görüyor ve bu sosyal medya mecralarında gerçekleştiği için platformların sorumlu olduğunu düşünüyorsanız, bu konuda partnerinizle konuşmalısınız. Unutmayın ki sadakatsizlik yapan insanlar bunu herhangi bir yolla gerçekleştirebilirler. Kısaca yapabilecekleriniz şöyledir; Sosyal medya sizi güvensiz hissettirmez, sizin güven duygusuyla problemleriniz olduğu anlamına gelebilir. Sadakatsizlik herhangi bir yerde ve zamanda yapılabilir. Platformlar buna teşvik etmez. Kontrol dürtünüz, hayatın her alanında var olabilir. Kıskançlık duygusuyla başa çıkamayan kişiler, sosyal platformlar dahil kıskançlık davranışlarını her zaman dışavurabilirler. Sosyal medya kaynaklı olduğunu düşündüğünüz; ancak temelde bireysel veya çift problemleriniz varsa, bir uzmandan destek alabilirsiniz. Bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. Psikolog Su Yıldız

Toksik İlişki Nedir?

Dünya üzerindeki milyarları aşan insan topluluğu, sosyal olarak birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Elbette bu durum, kişilerin çocukluktan başlayarak kısa ya da uzun süreli birbirileriyle bağ kurma isteklerini de beraberinde getirir. İnsanların sosyal olarak kurdukları bağ dolayısıyla geliştirdiği iletişim, insanlar arasındaki ilişkiyi anlatan kısa bir özettir. Bu kapsamda yaşanan bazı ilişkiler kişiye çok iyi gelir ve kişinin hayatına çok fazla olumlu etkisi olur. Bazı ilişkiler ise kişi için oldukça yıpratıcıdır. Kişiye zarar veren, çok fazla yıkıcı etkisi olan, kişinin kendini hiç iyi hissetmediği, buna rağmen de asla vazgeçemediği tabiri caizse kişiyi zehirleyen ilişkilere toksik ilişki adını veririz. İlişkimizin Toksik Olduğunu Nasıl Anlarız?   Her ilişkinin bir dinamiği vardır dolayısıyla yaşanan problemlerin şekli, sebep ve sonuçları o ilişkiye özeldir. Ancak bazı durumlar ve davranış kalıpları vardır ki kişinin toksik ilişki içinde bulunduğunun sinyallerini verir.   Aile, arkadaş, eş veya sevgili ile olan ilişki eğer toksik ise, davranışlarınız sürekli olarak kontrol altındadır. Bu ilişkide manipülasyon çok fazladır. Bu manipülasyonlar; dalga geçerek, şakaya vurarak ya da sizi ezerek gerçekleşir. Bir yerden sonra siz, artık kendinizi yetersiz ve kusurlu hissedersiniz. Tepkinizi ortaya koyduğunuz durumlarda da partneriniz, sizi düşündüğü veya sevdiği için bu şekilde davrandığını iddia edebilir.   Partneriniz olan kişi, empati yeteneğinden yoksundur. İlişkinizde duygu ve ihtiyaçlarınız önemli değildir. Odak noktası kendisidir ve kendi ihtiyaçları çerçevesinde hareket eder.   Bu kişiler kendi çıkarları için rahatlıkla yalan söyleyebilir. Daha önce söylediği bir sözü bugün reddedebilir ve siz durumu neden yanlış hatırladığınıza dair kendinizi sorgularken bulabilirsiniz.   Size karşı tutarsız davranışları sebebiyle pek çok zaman O’nun nezdinde yerinizi sorgularsınız. Arkadaş ortamında size karşı umursamaz davranışlar sergilerken, baş başa geçirdiğiniz bir gece aksine çok ilgili davranabilir. Bu konuyu dile getirmek istediğinizde, odağının kendisi olduğu ve sizin duygularınızın önemli olmadığı gerçeğiyle yüzleşmeniz beklenen bir durumdur.   Toksik insanlar, çatışmaya çok açıktır. İlişkiniz sürekli karşı tarafın istek ve beklentileriyle şekillendiği için, sizin güçlenmenizi sağlayacak olan durumlar tehdit niteliğindedir. Bu sebeple sürekli olarak sizi tartışma içine dahil etmek, sizi psikolojik olarak yormak ve olduğunuz yerden aşağı çekmeye çalışmak toksik ilişkide çok sık rastlanılan durumlardır. Burada amaç sizin karşı tarafa bağlı hale gelmeniz, özgüveninizi yitirmeniz ve karşı tarafın ihtiyaçlarına cevap vermeye devam etmenizdir.   Kadın erkek ilişkisinde çok baskı altında olduğunuz, sürekli kısıtlandığınızı hissettiğiniz bir ilişki içindeyseniz ve ‘’ben O’nun hayatında mıyım?  Gibi sorularla yerinizi sorguluyorsanız, büyük olasılıkla toksik bir ilişki içerisindesinizdir.   Bize zarar verdiğini bildiğimiz bir ilişkiye neden devam ederiz? Herkesin ilişki dinamikleri birbirinden farklıdır ancak; toksik ilişkiye maruz kalan kişilerde bazı düşünce kalıpları, toksik ilişki bağımlılığını beraberinde getirir.   Kişi toksik ilişkisini bitirmeye yaklaştığında, ilişkisinde harcadığı emeğin ve geçen zamanın boşa gideceği gibi yanlış bir düşünce mantığına sahip olabilir. Acaba hala düzelir mi? Ben ne yaparsam bu ilişkiyi kurtarırım? Gibi düşünceler içerisinde çıkış noktası arayabilir.   Diğer bir yaygın düşünce kalıbı; ‘’kimseyle bir daha bu kadar yakın olamam‘’ , ‘’kimse beni onun kadar sevemez.‘’ Gibi düşüncelerdir. Burada partnerin yıldırma politikaları ile kişi, özgüven sorunları yaşayabilir ve bu düşüncelere tutunarak hala partnerinin davranışlarında sevgi kırıntısı aramaya yönelebilir.   Kişinin partnerinden ayrılamamasındaki bir diğer neden; sorun olmadığını ve kişinin olayları kendisinin bu kadar büyüttüğünü düşünmesidir. Bu düşünce yaygın olarak, kendi istek ve ihtiyaçlarının bilincinde olmayan kişilerde görülmektedir. Özellikle kişinin çocukluk döneminde ebeveynleri tarafından ihtiyaçları, hisleri, duyguları reddedilmiş veya anlaşılamamışsa, çocuk ihtiyaçlarının veya duygularının doğru olmadığını zannederek büyür. Yetişkinlikte ise ‘’böyle hissediyorum ama hissetmemem lazım, böyle hissediyorum ama kesin abartıyorumdur.’’ Şeklinde suçu kendisinde arama durumu söz konusu olabilir.   Diğer bir sebep ise; mahalle baskısıdır. Boşanmış olmak, arkadaş veya akrabalarla küs olmak toplum tarafından olumlu karşılanmaz. Eğer kişi, böyle bir fikre sahipse, etraftan olumsuz tepkiler almamak için ilişkisine devam etmek zorunda kalabilir. Başkalarının düşüncelerine odaklı hareket ediyor olmak, çok sık karşılaşılan diğer bir ayrılamama durumudur.   Diğer yaygın bir sebep ise; ilişki kiminle olursa olsun, ayrılık sonrası bir yas dönemi gerçekleşir. Kişi bu acıyı göze alamadığı için ilişkisine son vermeyi erteleyebilir veya bu ilişkiye devam etmeye çalışabilir.   Bazen de vicdani olarak aşırı hassas davranılır. ‘’Şimdi bende gidersem ne yapacak? Bir tek bana tutunuyor, O’na yardımcı olabilirim, O’nu değiştirebilirim, geçtiğimiz 10 yılı değiştiremedim ama 11. Yılı değiştirebilirim’’ gibi düşünceler içerisine girilebilir.   Bir kişinin neden toksik olduğu kendisine ait dinamikler çerçevesinde şekillenir. Öte yandan partner, sorunu toksik kişi yerine kendi ilişkisinde arayabilir. Ancak unutulmamalıdır ki toksik kişi bir ilişkide nasılsa, diğer ilişkilerinde de aynı şekilde ben odaklıdır. Bu durum tamamıyla kişinin arka penceresi yani çocukluk çağı travmaları, aile dinamikleri, bağlanma stili gibi durumlarla ilgilidir. Bir başka boyutta baktığımızda da toplumsal cinsiyet rollerinin toksik kişilik ve ilişkileri beslediğini söylememiz mümkündür. Çünkü toplum tarafından erkeğe daha maskülen ve koruyucu bir rol biçilmiş; kadının ise daha alttan alıcı ve fedakar olması gibi roller dayatılmış ve normalleştirilmiştir. Bu perspektiften bakınca erkeğin kadına ‘’onu giyemezsin, o kişiyle görüşemezsin, hesabı erkek öder,’’ gibi söylemleri, kadın tarafından öncelikle sevgi veya koruyuculuk olarak algılanabilir. Aslında bu davranışlar sevgiden değil; kişinin kendi korku, kaygı ve yetersizlik duygularından dolayıdır. Bu tür davranışların devamlılığı ve yoğunluğu da kadında baskı hissettirerek ilişkinin çatırdamasına ve zehirlenmesine sebep olabilir. Diğer taraftan kadından alttan alması ve fedakar olması beklenir. Bu yüzden de kadının toksik ilişkide kalıcı olması, toplumsal cinsiyet rolleri sebebindendir. Toplumda oluşturulmuş bir diğer yargı, erkekte hata olmamasına rağmen kadının sürekli söyleniyor olmasıdır. Bu yargı sebebiyle de kadın, yaşadığı ilişkinin toksik olduğunun farkında bile olamayabilir. Dolayısıyla toplumsal normları da iyi analiz etmek son derece önemlidir. Bu normları fark etmek ve değiştirmeye çalışmak, toksik ilişkilerin de beslenmesini engelleyerek azalmasını sağlayacaktır. Uzman Klinik Psikolog Seren Akman

Terk Edilme Korkusu

‘’Ben kendi halimde mutluyum, nasılsa yine terk edileceğim için yeni bir ilişkiye başlamak istemiyorum, ilişkimde terk edilmemek için partnerimin bir dediğini iki etmiyorum…’’ Bu cümleler, sıklıkla karşılaştığımız ve terk edilme korkusunu anlatan cümlelerdir. Bir taraf ilişkide kalmak isterken, diğerinin yollarını ayırma kararı alması; terk olarak adlandırılır. İlişki sonrası terk edilen kişide çoğunlukla yas dönemi ortaya çıkar. Bu dönemde yalnız kalmak isteme, sosyal ortamlardan uzaklaşma, ağlama krizleri gibi durumların yaşanması normaldir. Ancak bir süre sonra kişi kendini toparlar ve normal hayatına kaldığı yerden devam eder. Bazı kişilerde ise terk, aklının bir köşesinde hep korku halinde kendini gösterir. Romantik veya arkadaşlık ilişkilerinde terk edilmemek için çaba harcar veya kendine göre savunma mekanizmaları geliştirir. Tüm bu sürecin altında kişinin terk edildiğinde hissedeceği duyguları daha önceden tecrübe etmiş olması ve bir daha aynı duyguları yaşamak istememesi yatar. Terk Edilme Korkusunun Nedenleri Terk edilme korkusunun sebepleri, bebeklik döneminden itibaren bugüne kadar kişinin yaşadıklarıyla ilgilidir. Kişinin dünyayı anlama noktasındaki bilişsel gelişim sürecinde yaşadığı terk tecrübeleri, gelecek yaşantısında da terk edilme korkusunu tetikleyebilir. Bebeklik döneminde anne memesine çok bağımlı bir bebeğin bir anda memeyle bağının kesilmesi, birey için önemli bir terk tecrübesi olabilir. Kendini bağımlı ve huzurlu hissettiği memeyle bir daha o bağı kuramaması dolayısıyla yaşadığı acı, onun için bir terktir. Bu yüzden de gelecekte kuracağı ilişkilerinde hatırlamasa bile terk düşüncesi, kişiye o günkü acıyı çağrıştırır ve terk edilmek onun için çok büyük anlamlar ifade edebilir. Çocukluk dönemlerinde bir yakını kaybetme, taşınma sonucu bağlı olduğu ev veya arkadaşlarından uzaklaşma, ilgisiz ebeveynler, bir partnerin terk etmesi sonucu yaşanan durumlar; terk edilme korkusunun sebeplerindendir. Terk Edilme Korkusunun İşaretleri Terk edilme korkusunun işaretleri, geçmiş yaşantılardaki deneyimler doğrultusunda semptomlar gösterir. Semptomlar sıklıkla aşağıdaki şekilde gelişir; – Uzun süreli ilişkilerden kaçınmak – İlişkilerde bağlılık yaşamamaya çalışmak – Duygusal yakınlık kurmaktan çekinmek – Yeni insanlarla tanışmayı istememek – Kimseye güvenmemek – İlişki içerisinde ayrılık lafını çokça dile getirmek – Aşırı kıskanç olmak – Partneri kaybetmemek adına onu mutlu etmeye odaklanmak – Kendini değersiz hissetmek – Sağlıksız bile olsa ilişkiye son vermeyi istememek Eğer terk edilmek sizin için de büyük bir korku sebebiyse mutlaka bir uzmandan destek almalısınız. Terk edilme korkusuyla ilgili daha detaylı bilgi için bizimle  www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya 0552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Kontrol İhtiyacı Neden Doğar? Neden Kontrol Ederiz?

Genelde hepimizin çevresinde ‘’Hiç kimse bir işi benim kadar ayrıntılı düşünemez ve daha iyisini yapamaz’’ diyen kişiler vardır. Her şeyin en iyisi olduğundan emin olana kadar tasarlar, uygular ve uygulatırlar. Hayli yorucu olan bu çaba, beraberinde pek çok kaygıyı getirir. Bu kaygının sonucu olarak da kişi herkesin ve her şeyin kendi kontrolünde olmasını ister. Yani; kontrol davranışının en önemli nedeni kaygıdır. Kaygıyı yönetebilmek için kontrol ederiz. Endişe, zorlantı, bunaltı, içten içe bir şeylerin kişinin ruhunu kemirmesi; kontrol etme davranışının içsel sebepleridir. Kontrol dışında gerçekleşen en ufak bir durum ya da değişiklik kişinin canını çok fazla sıkar. Kontrol etmeyi yaşamının en orta yerine koyan kişiler, en ufak bir aksilik veya engelle karşılaştıklarında ya da işler planladıkları gibi gitmediğinde; inanılmaz öfkeli, gergin ve kızgın bir hal alabilirler. Bu kişinin aile ve yakın çevresi; kişiyi tanıdığı ve bu sürece çok alıştıkları için anlayışlı davranabilirler. Ancak birey için iş ve sosyal hayat, davranışlarını bilmediği onlarca insanla doludur ve hayli zorlu geçmesi muhtemeldir. İçinde bulunduğu durum kişinin kendisini sürekli stresli hissetmesine ve fazlası ile yorucu ya da içinden çıkılamaz hale dönüşmesine neden olmaktadır. Kontrol etmekten yorulan ve artık buna dur demek isteyerek psikolojik danışmanlık alan çok fazla danışanımız var. Bu danışanlarımıza kontrol etmediğinizde ne olur? Sorusunu yönelttiğimizde genellikle; bir aksilik olabilir, istediğim gibi olmaz, hatalı olabilir, eleştirilebilirim, yaptıklarım beğenilmeyebilir. Gibi yanıtlar alırız. Bu yanıtlar da karşımıza diğer bir önemli sebep olan başarısızlık korkusunu çıkarıyor. Kişi hata yapmaktan ve yapılmasından ya da yetersiz kalmaktan öyle sine korkar ki, işi şansa bırakmaz. Detaylar, ayrıntılar önemlidir. Titiz, düzenli, planlı, programlı, mükemmeliyetçi, katı kuralcı yani obsesif kişiliklerdir. Eleştirilmeye ve yargılanmaya tahammülleri olmadığı için ya da en korktukları şey bu olduğu için sürekli kendilerini mükemmeli elde etmeye zorlarlar. Dolayısıyla her işi en ayrıntılı şekilde tasarlarlar ve kendileri halletmek isterler. Kimseye sorumluluk veremezler. Sorumluluk verdiklerinde de teslim aldığı işi tekrar kontrol ederler. Çünkü güvenemezler. Bu yüzden de beş kişinin yapacağı işi tek başına yapar, kapasitesinin üzerinde bir enerjiyle çalışırlar. Sürekli telaşlı ve panik haldedirler. Hem fiziksel olarak kendilerini çok yorarlar hem de zihinsel olarak çok doludurlar. Hep bir sorun çıkacak, yanlış olacak gibi düşüncelerle zihinleri olumsuzluklarla dolu olduğundan olumsuz duygulara sahiptirler. Öylece yıpratırlar, tüketirler kendilerini ve tabi sonunda da depresyon kaçınılmaz olur. Artık isteksiz, yorgun, hiçbir şeyden zevk almayan, çok hassas ve kırılgan biri olarak hayatlarına devam ederler. Tam da bu noktada bu ağır yüklerle baş etmeye çalışan kişiler, fizyolojik olarak da bazı sorunlarla karşılaşabilirler. Yorgun ve huzursuz hissetme, rahat uyku uyuyamama, sürekli düşünme, baş, omuz ve sırt ağrıları, nefes darlığı, terleme ve kalp sıkışması; kontrol davranışında bulunan kişilerin yaygın olarak yaşadıkları fizyolojik semptomlar arasındadır. Kontrol, yaşamımız için çok önemli bir kavramdır. Kişinin kontrol davranışı çok fazlaysa ve kişi bu davranışı esnetemiyorsa kontrolden çıkar. Bu da kaygı bozukluğu, panik atak, obsesif kompülsif bozukluk gibi sorunlara neden olur. Panik atak, kontrolü kaybetmekten korkar; obsesif kompülsif bozukluk da kontrolü hissedemez ve hissedebilmek için bir şeyleri kontrol eder. Aslında yine kontrolü yitirme duygusu ve kontrolü yeniden kazanma çabası vardır. Kişi, iç dünyasında kontrol edemediği duygu ve düşüncelerini, dışarıdaki semboller üzerinden kontrol etmeye çalışır. Yani; içsel sistemi sağlayamadıkça dış nesneleri kontrol etmiş olur. Saatlerce masayı düzenlemekle, evi temizlemekle, bir şeyleri istiflemekle uğraşır. Hatta bu tarz danışanlar terapiye önceden hazırladıkları notlarla gelirler. Seansı kontrol ederler, terapisti kontrol ederler, eşinin kıyafetini, çocuğunun yediği yemeği, personelin dosyasını, dosyanın simetrisini… Her şeyi kontrol ederler çünkü sistem, kontrol ettiği anda rahatlar. Ancak o da maalesef çok kısa sürer. Kişiler neden her şeyi kontrol etmek zorunda hissederler? Herkesin hikayesi farklıdır. Öncelikle kişiyi bu davranışa iten sebeplere odaklanmak gerekiyor. Örneğin; bir annenin sıklıkla çocuğunun yediği yemeğe karıştığını ele alalım. Şunu yemeli, bunu yememeli, bu kadar yemeli, sağlıklı bir kiloda olmalı vs. gibi sürekli olarak çocuğunu kontrol altında tuttuğunu düşünelim. Bu annenin çocuğunun yediklerine neden bu denli karıştığının altında yatan sebepleri araştırmak üzere çocukluk yaşantılarına ışık tutmak, çoğu zaman pek çok sorunun yanıtı niteliğindedir. Çünkü bu anne belki de çok kilolu bir çocukluk geçmişine sahip olabilir, arkadaşları onunla dalga geçmiş hatta lakap bile takmış olabilir. “Şişko patates, yağ tulumu…” Kendine bu lakaplarla seslenilmiş olması, bugünün annesinin çocukluk döneminde büyük bir utanç yaşamasına sebep olmuş ve kendini çok kötü hissetmiş olabilir. Ne giyerse giysin kendine yakıştıramamış, kendini beğenmediği gibi başkaları tarafından da beğenilmediğini hissetmiş olabilir. Alay edilmeye maruz kalmak, beğenilmemek kişiyi o zamanlar aşırı üzmüş olabilir. O küçük çocuk için şişmanlık bir travmaysa, yetişkinliğinde o yaralı yanını iyileştirircesine çocuğunun yemeğini kontrol ediyor olabilir ya da çocuğu da kendi yaşadıklarını yaşamasın diye çocuğunu korurcasına onun yediklerini kontrol ediyor olabilir. Ya da aslında hiç böyle bir travma yoktur, mükemmeliyetçi bir annedir ve her şey kitabına uygun olsun istiyor olabilir. Bir anne için çocuğunun sağlıklı beslenmesi elbette önemlidir. Ancak bu durum, kişi için büyük bir dert ise; kişi bu konuya çok fazla yatırım yapıyorsa, işler istediği gibi gitmediğinde perişan oluyorsa işte burada geçmişte bitmemiş işlere, çözümlenmemiş meselelere bakmak gerekiyor. Kontrol davranışıyla nasıl baş edilebilir? psikolojide bazı kuramlar erken dönem yaşantılara odaklanırken, bazı kuramlar da günlük hayattaki kaygının tetikleyicilerine ve obsesif düşüncelere odaklanır. Hangi yaklaşımla olursa olsun, amaç; kontrol ihtiyacının azaltılması ve kaygının işlevsel hale gelmesidir. Kontrol ihtiyacının arkasında yatan işlevsiz düşünceler yerine işlevsel olanları koymaya çalışırız. Terapide sorunun asıl kaynağı bulunduğunda, kişi bunlarla yüzleştiğinde ve hikayeyi anlamlandırdığında sistem rahatlar. Kişi gerçek duyguyu tanımlayabildiğinde hepimizin ihtiyaç duyduğu kontrol mekanizmasına sahip olmuş oluyor. Yaşam gerçekten kişinin kontrölündeyse kontrol etmeye çalışmaz. Uzman Klinik Psikolog Sibel Dinç Akıncı

Vajinismus

Cinsellik; doğumdan ölüme kadar her zaman bizimle var olan ancak toplumumuzda yasak, ayıp, günah olarak nitelendirilen bir kavramdır. Çocuk, ergen, yetişkin cinselliği hep çeşitli sebeplerle geri plana itilir. Hiç konuşulmayan; belirsizliklerle dolu, hep saklı tutulan ve ayıp, yasak, günah sayılan cinselliği ilk cinsel deneyim anı geldiğinde haz alarak yaşamak mümkün değildir. Kız çocuğuna çek elini orandan, cıs, eteğini ört, düzgün otur… Gibi söylemlerle sadece cinsel bölgelerinin saklanması öğretiliyor. 20-30 yıl boyunca saklamayı öğrenen kızın evlendiği gece geldiğinde de problemler yaşaması kaçınılmaz oluyor. Vajinismus sorunu yaşayan kadında; başta vajinada olmak üzere tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku, tiksinme ve panik hali olur, kadın bacaklarını sıkıca kapatır ve elleriyle eşini iter. Kızlık zarlarının çok kalın ya da vajinalarının çok dar olduğunu düşünebilen bu kadınlar oluşan acı beklentisi sonucunda kendilerini savunma ve koruma çabaları içine girerler ve cinsel birleşmenin olmasına izin vermezler. Bu durumun problem olarak değerlendirilebilmesi için bozukluğun sürekli ya da yineleyici bir biçimde görülmesi gerekir. Evliliğin ya da romantik ilişkinin ilk haftalarında cinsel birleşme olamaması durumunu vajinismus sorunu olarak değerlendirmek doğru olmaz. Vajinismus belirtileri şu şekilde ifade edilebilir; kadın, partneriyle cinsel birlikteliği yaşamak istemesine rağmen cinsel birleşme anı geldiğinde bilinçdışı devreye girer ve geçmiş öğretilerden elde edilen bilgiler aniden gün yüzüne çıkar: “sakla, koru”. Bu durumda adeta vajinal ve bedensel bir korku refleksi oluşur. İstemsiz bir şekilde, bilinçdışı birtakım korku ve kaygılar nedeniyle vajina kasları kasılır, sertleşir, acı hissini gerçekçi olarak yaşar ve eşini çok sevmesine karşın cinsel birleşmeyi gerçekleştiremez. Bu kasılma kesinlikle kadının kontrolü dışındadır. Vajinismus Probleminin Oluşma Sebepleri; İlk cinsel ilişki denemesi sırasında kadının canının fazla yanması, Cinselliği değersizleştiren ve aşağılayan bir ailede büyümüş olma; Vajinismuslu kadınlar cinsellikle ilgili konuşmayı sevmezler, cinselliği iğrenç olarak algılayabilirler, vücutlarının eşleri tarafından beğenilmeme korkusunu yaşayabilirler yani vücutları ile barışık değillerdir. Eşleri tarafından terk edilme kaygısı ve güvensizlik yaşayabilirler. Zayıf, güçsüz anne, Baskıcı, otoriter baba, Baba-kız ilişkisinde güçlükler, Cinsel şiddet ve taciz, iğrenme veya hoşlanmama, İstemeden zorla evlendirilme, eşini sevmeme, eşle uyumsuzluk ve iletişim sorunları, Görücü usulü evlenmeler, Olumsuz dinsel ve ahlaki şartlanma, Eşcinsel özdeşleşme, Başarısızlık korkusu veya performans kaygısı, Cinsel tabular, yanlış bilgiler ve inanışlar, Pasif, bağımlı eş; Eşlerin bir kısmı bu durumu anlayışla karşılayarak çözebileceğini düşünürken bir diğer grupsa daha agresif bir yolu seçerek durumun çözülemeyeceğini düşünür ki bu iki durum da esasen birbirinin aynıdır ve bu süreci zaman geçtikçe daha da kalıcı hale getirir. Anlayışlı erkek pasif kaldıkça kadın da erkeğine karşı güven azalırken, agresif erkek ise kadını daha da korkutur ve iki durumda da sorun pekişerek büyür. Hamile kalma korkusu, gebeliğe hazır olmama, Obsessif kişilik özellikleri taşıma, Ağrı eşiğinin düşük olması, Cinsel isteksizlik ve cinsel uyarılmada problemler, Vajinal kayganlıkla ilgili problemler, Kadının cinsel bir meta veya cinsel bir obje olarak algılanması, Cinsel organın giriş yerinin bilinmemesi; Kadın, bilgi sahibi olduğunu düşündüğü eşinin ona yaklaşımını acemice bulunca zarar göreceği endişesine kapılacaktır. Eş de yetersiz bilgiyle eşine zarar vereceğini düşündüğünde sorun her denemede doğal olarak başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Her başarısız deneme her iki tarafta da sorunun aşılamayacak kadar zor olduğu bilgisini pekiştirecektir. Çocuklukta ve ergenlikte “bacaklarını kapa”, “eteğini ört” gibi uyarılar, Kızlık zarını yitirme korkusu; bekaretini kaybetme korkusu, Bilinçdışına itilmiş bilinmeyen bir düşünce ya da davranışın psikosomatik etkisi, Ağrılı bir jinekolojik muayene, Simgesel olarak zihninde aşırı büyütülen penis yüzünden çok acı çekme veya parçalanma korkuları, Geçmişte genital bölgeye gelen bir darbe ya da travma, Çocuklukta çok fazla makattan fitil kullanılması, Uygun olmayan veya istenmeyen bir birliktelikte eşten sakınma, Bazı enfeksiyonlar ve anormallikler de vajinismusa yol açabilir. Kadında görülen Vajinismus durumunu sadece kadının sorunu olarak görmek doğru değildir. Bu sorun, çiftin ortak sorunudur. Öncelikle eşinizi bu sürece dahil etmelisiniz. Bu problem erkeğin desteğiyle çözülebilir. Birbirinize değer vermeli, desteklemeli, özen göstermelisiniz. Sorununuz cinsellikten önce romantik ilişkinizden kaynaklanıyorsa, aslında evlilik sorunlarınız varsa cinsellik üzerine çalışmak mümkün değildir. Böyle bir durum söz konusu ise önce evlilik ya da çift terapisi almanız süreç için faydalı olacaktır. Uzman Klinik Psikolog Sibel Dinç Akıncı