Blog

Kötü Giden İlişki Evlilikle Düzelir mi?

İlişkilerde zaman zaman sorunlar yaşanması normaldir. Ancak bazen bu sorunlar o kadar büyür ki çiftler arasında ciddi bir kopukluk ve mutsuzluk oluşur. Böyle bir durumda, evlilik kararı almak ilişkiyi düzeltebilir mi? Bu konuya değineceğiz.   Evlilik, iki insanın birbirine sevgi, saygı ve sadakatle bağlanmasıdır. Evlilik, ilişkiyi güçlendiren ve koruyan bir kurumdur. Ancak evlilik, var olan sorunları ortadan kaldırmaz. Aksine, evlilik, sorunları daha da görünür ve önemli hale getirir. Çünkü evlilik, iki insanın hayatını birleştirmek, ortak bir gelecek kurmak, sorumluluklar almak ve kararlar vermek demektir. Bu da ilişkideki uyum, iletişim, anlayış ve saygıyı gerektirir.   Eğer ilişkinizde bu unsurlar eksikse, evlilik kararı almak sizi daha da mutsuz edebilir. Çünkü evlilik, sadece bir kâğıt parçası veya bir yüzük değildir. Evlilik, iki insanın birbirine verdiği bir sözdür. Bu sözü tutmak ve ilişkinizdeki sorunları çözmek için çaba göstermeniz gerekir. Aksi takdirde evlilik, sizi birbirinize bağlayan bir zincir haline gelebilir.   Bu nedenle, kötü giden bir ilişkiyi evlilikle düzeltmeye çalışmak yerine, önce ilişkinizi gözden geçirmeniz ve kendinize şu soruları sormanız önerilir:   – İlişkinizdeki sorunların kaynağı nedir? – Bu sorunları çözmek için neler yapabilirsiniz? – Partnerinizle iletişiminiz nasıl? – Partnerinizi seviyor ve saygı duyuyor musunuz? – Partnerinizin sizi sevdiğine ve saygı duyduğuna inanıyor musunuz? – İlişkinizde mutlu musunuz? – İlişkinizi sürdürmek istiyor musunuz? – Evlilik sizin için ne anlam ifade ediyor?   Bu soruların cevapları, size ilişkiniz hakkında daha net bir fikir verecektir. Eğer ilişkinizdeki sorunları çözmek için istekli ve umutluysanız, evlilik kararı almak ilişkinizi güçlendirebilir. Ancak eğer ilişkinizdeki sorunları görmezden gelmeye veya bastırmaya çalışıyorsanız, evlilik kararı almak ilişkinizi daha da kötüleştirebilir.   Sonuç olarak, kötü giden bir ilişkiyi evlilikle düzeltmek mümkün değildir. Evlilik, ilişkiyi düzeltmek için bir araç değil, bir amaç olmalıdır. İlişkinizi düzeltmek için, önce kendinizi, partnerinizi ve ilişkinizi tanımanız, sorunlarınızı çözmek için çaba göstermeniz ve partnerinizle uyumlu, iletişimli, anlayışlı ve saygılı bir ilişki kurmanız gerekir. Böylece, evlilik, sizi birbirinize bağlayan bir zincir değil, bir yüzük olacaktır.

Öz Şefkat ve Çocukluk Deneyimleri Arasındaki İlişki

Öz şefkat ve çocukluk deneyimleri arasındaki ilişki derin ve karmaşıktır. Öz şefkat, kişinin kendi duygusal ihtiyaçlarına, hatalarına ve zayıflıklarına hoşgörüyle yaklaşması, kendini kabul etmesi ve sevgiyle davranması anlamına gelir. Bu kavram, çocukluk dönemindeki deneyimlerden etkilenerek gelişir ve yaşam boyu devam eder.   Çocukluk, öz şefkat duygusunun temellerinin atıldığı kritik bir dönemdir. Ebeveynlerin veya bakıcıların çocuğa karşı tutumları, onun kendini nasıl algılayacağını, değerlendireceğini ve seveceğini etkiler. Örneğin, ebeveynlerin şefkatli ve anlayışlı bir yaklaşımı, çocuğun kendini kabul etmesine, duygusal ihtiyaçlarını ifade etmesine ve başkalarına da aynı şefkatle yaklaşmasına olanak tanır.   Sağlıklı bir çocukluk deneyimi, çocuğun duygusal olarak desteklenmesini, sevildiğini hissetmesini ve duygularını ifade etme özgürlüğünü içerir. Bu deneyimler, çocuğun kendi iç dünyasını keşfetmesine ve duygusal olarak güçlenmesine yardımcı olur. Kendini sevme ve değer verme duygusu, öz şefkatin temelini oluşturur.   Ancak, olumsuz çocukluk deneyimleri öz şefkat gelişimini kötü etkileyebilir. İhmal, istismar, eleştiri veya duygusal yoksunluk gibi travmatik deneyimler, çocuğun kendine karşı şefkatli olmasını engelleyebilir. Bu tür deneyimler, çocuğun kendine olan güvenini zedeleyerek, yetişkinlikte de öz şefkat eksikliğine neden olabilir.   Öz Şefkatin Yetişkinlikteki Yansımaları Öz şefkat, yetişkinlikte de önemli bir rol oynar. Çocukluk döneminde kazanılan şefkat ve kabul duygusu, yetişkinlikteki ilişkileri, stresle başa çıkma mekanizmalarını ve genel yaşam memnuniyetini etkiler. Öz şefkat, kişinin kendine olan anlayışı, içsel konuşmaları ve duygusal refahı üzerinde büyük bir etkiye sahiptir.   Sonuç olarak, öz şefkat ve çocukluk deneyimleri arasındaki bağ çok derindir. Sağlıklı ve sevgi dolu bir çocukluk, bireyin kendine şefkatli bir tavır geliştirmesine katkıda bulunurken, olumsuz deneyimler öz şefkat duygusunu olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, çocukların duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı, sevgi ve kabul gördüğü bir ortam, öz şefkat duygusunun güçlenmesine ve sağlıklı bir yetişkinlik için temel oluşturur.

Öğrenci Danışmanlığı “Sınav Kaygısı, Başaramama Korkusu”

Başarıya ulaşmak için pek çok unsurun bir arada bulunması gerekmektedir. Azim, hırs, çalışma ve istikrarın yanında iyi bir psikoloji de başarının sırları arasında bulunmaktadır. Uzun ve meşakkatli bir yol olan öğrenme sürecinde öğrenciler, bazı zamanlar mental yorgunlukla karşılaşmaktadırlar. Bu mental yorgunluk kısa sürede giderilmezse zamanla kaygı ve korkuya dönüşebilmekte ve öğrencinin öğrenme sürecini etkileyebilmektedir. Öğrenciler çok çalışmaktan yahut başarısızlık korkusundan psikolojik olarak etkilendiğinde çalışma verimleri düşebilmektedir. Psikoloji Antalya olarak bizler de öğrencileri bu durumdan korumak ve bu kaygılara sahip olan öğrencilere yardımcı olmak için öğrenci danışmanlığı ile onlara destek olmaktayız.   Sınav Stresi ve Başarısızlık Korkusuna Karşı Öğrenci Danışmanlığı Sağlam psikoloji, hayatın her alanında başarının anahtarıdır. Özellikle uzun ve stresli çalışma temposu kişileri, psikolojik olarak yıpranmaya daha elverişli bir hale getirebilmektedir . Öğrencilerin stres ve  yorgunluğu arttıkça; başarısızlık korkusuna kapılmaları kaçınılmaz olmaktadır. Eğitim öğretim başarılarının geleceklerini belirleyeceği bu süreçte öğrenciler, sınav kaygısı ve başarısızlık korkularını zihinlerinde barındırmaktadırlar. Bu duygu ve düşünceler, belli düzeylerde olduğu müddetçe öğrencinin çalışma motivasyonunu artırmaya neden olabilir. Ancak bu düşünceler yoğunlaşmaya ve öğrencinin zihnini aşırı derecede meşgul etmeye başladığında olumsuz etkiler bırakmaya başlar. Çocuğun zihni ders çalışmaktan ziyade bu düşüncelerle meşgul olur. Bu noktada bizler Psikoloji Antalya olarak sınav stresi ve başarısızlık korkusuna karşı öğrenci danışmanlığı vermekteyiz. Danışanımızın bu düşüncelerle baş etmesini ve düşüncelerini olumlu yönde kontrol etmesini öğretmeye çalışmaktayız.   Sınav Stresi ve Başarısızlık Korkusuna Karşı Danışmanlık Neden Önemlidir? Sınav stresinde olan öğrencilerin bir çoğu, hem sınavlarına çalışırken hem de olumsuz düşünceler ile baş etmekte zorlanabilmektedir. Bizler Psikoloji Antalya olarak öğrencilerin sınavlara psikolojik olarak çok daha hazır ve güçlü bir şekilde katılmalarına yardımcı oluyoruz. Zihinlerinde beliren sorunları giderme süreçlerine yardımcı oluyor, odaklarını olumsuz düşüncelerden alarak sadece sınavlarına döndürmeye çalışıyoruz. Ders çalışmalarına engel olan kötü düşünceleri ve sınav sonrası yaşanabilecek olumsuzlukların pozitif yanlarını görmelerine destek olarak sınava odaklanmalarna yardımcı oluyoruz. Birebir yapmış olduğumuz seanslarımızla yüz yüze veya online olarak görüşmeler sağlıyoruz.   Bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Kötü Anılarımı Unutmak İstiyorum

Hayat, inişleri ve çıkışları, mutlulukları ve hüzünleriyle dolu bir yolculuktur. Her birimiz, zaman zaman bizi derinden etkileyen olaylar yaşarız. Bu olaylar, bazen öyle bir ağırlık yaratır ki, onları unutmak isteriz. Ancak unutmak her zaman kolay değildir. Kötü anılar, zihnimizin en karanlık köşelerinde saklanır ve en beklenmedik anlarda karşımıza çıkar. Kötü anılarla başa çıkmanın ilk adımı, onları kabul etmektir. Yaşananları inkâr etmek veya görmezden gelmek, bu anıların üzerimizdeki etkisini azaltmaz. Aksine, bu durum onları daha da güçlendirir. Anılarımızı kabul etmek, onlarla yüzleşmek demektir. Bu yüzleşme, zaman zaman acı verici olsa da iyileşme sürecinin başlangıcıdır. İyileşme sürecinde, kötü anıları olumlu düşüncelerle değiştirmek önemlidir. Bu, kolay bir iş değildir ve zaman alır. Ancak olumlu düşünceler, zihnimizdeki negatif duyguların yerini alabilir. Meditasyon, yoga ve mindfulness gibi teknikler, bu süreçte yardımcı olabilir. Bu teknikler, zihnimizi şimdiki ana odaklamamıza ve geçmişin ağırlığından kurtulmamıza yardımcı olur. Bir diğer önemli nokta ise, kötü anıların üzerimizdeki etkisini azaltmak için sosyal destek aramaktır. Dostlarımız, ailemiz veya profesyonel yardım alabileceğimiz terapistler, bu süreçte bize destek olabilir. Onlarla konuşmak, duygularımızı ifade etmek, yalnız olmadığımızı hissettirir ve iyileşme sürecini hızlandırır. Kötü anıları unutmak istediğimizde, kendimize şefkat göstermek de çok önemlidir. Kendimizi suçlamak veya yargılamak yerine, yaşadıklarımızdan ders çıkarmaya çalışmalıyız. Her deneyim, bizim için bir öğrenme fırsatıdır. Bu öğrenme süreci, bizi daha güçlü ve daha bilge kılar. Nasıl Kötü Anıları Unutabilirsiniz: İpuçları Kötü anılarla başa çıkmak bazen zor olabilir. Ancak, unutmak için bazı etkili yollar vardır. İşte size kötü anıları unutmanıza yardımcı olacak pratik ipuçları: Anıları Kabul Edin ve Değerlendirin Öncelikle, kötü anıları kabul edin ve duygularınızı değerlendirin. Bu anıları neden unutmak istediğinizi anlayın. Bu, onlarla başa çıkmanın ilk adımıdır. Yeni ve Pozitif Anılar Oluşturun Yeni ve pozitif anılar oluşturmak, kötü anıları unutmak için harika bir yoldur. Arkadaşlarınızla zaman geçirin, yeni hobiler edinin ve sevdiğiniz aktivitelere odaklanın. Zihinsel ve Fiziksel Aktiviteler Yapın Zihinsel ve fiziksel aktiviteler yapmak, zihninizi meşgul ederek kötü anıları unutmanıza yardımcı olabilir. Kitap okuma, spor yapma veya meditasyon gibi aktiviteler bu konuda etkilidir. Destek Alın Kötü anıları unutmak için profesyonel destek almak önemlidir. Bir terapist veya danışman, duygularınızı anlamanıza ve kötü anıları işlemenize yardımcı olabilir. Geleceğe Odaklanın Geleceğe odaklanmak, geçmişteki kötü anıları geride bırakmanıza yardımcı olabilir. Hedefler belirleyin ve kendinizi yeni fırsatlara açın. Kötü anıları unutmak zor olabilir, ancak bu ipuçlarıyla daha olumlu bir bakış açısı geliştirebilir ve daha sağlıklı bir zihinsel duruma ulaşabilirsiniz. Son olarak, kötü anıları unutmak için zaman gereklidir. Zaman, her şeyin ilacıdır. Zamanla, acılar hafifler, yaralar sarılır ve kötü anılar, hayatımızın bir parçası olarak kabul edilir. Ancak unutulmazlar. Onlar, bizim kim olduğumuzun bir parçasıdır ve gelecekteki kararlarımızı şekillendiren deneyimlerdir. Kötü anıları unutmak, bir gecede gerçekleşecek bir şey değildir. Bu, sabır, zaman ve çaba gerektiren bir süreçtir. Ancak bu süreci yönetebilir ve kötü anıların üzerimizdeki etkisini azaltabiliriz. Böylece, hayatımızın daha parlak ve umut dolu yeni bir sayfasını açabiliriz. Bu içerik, kötü anıları unutmak isteyenler için bir rehber niteliğindedir. Ancak her bireyin deneyimi benzersizdir ve bu süreçte profesyonel yardım almak her zaman en iyi seçenektir. Eğer kötü anılarınızla başa çıkamıyorsanız, bir uzmana başvurmanız önemlidir.

Duygusal Yoksunluk / Duyguları Bastırma

Duygusal yoksunluk; genel olarak kişilerin karşılıklı duygusal ilişkilerinde tatmin olmaması, duygusal ihtiyaçlarını dışarıdan karşılayamadığı durumlardır. Bu durumlarda kişiler yalnız hisseder ve duygusal olarak doyuma ulaşamazlar. Bu durum da onları çevresindekilerden uzaklaşmaya ve yalnızlığa iter. Duygusal yoksunluk içerisinde olan kişiler, sonsuza dek yalnız kalacakları ve hiçbir zaman anlaşılamayacakları hissine kapılabilirler. Bu kişilerin hayatlarında ve iç dünyalarında bazı şeyler eksiktir ve hiç dolmayacakmış gibi gelir. Kısaca tarif etmek gerekirse; duygusal yoksunluk içerisinde olan kişiler koca bir boşluktaymış gibi hissederler. Duyguları bastırma ise, kişinin bulunduğu ortamdan rahatsız olması ya da iletişim içerisindeki kişilerden kendini uzak hissetmesi sonucu kendini onlardan soyutlamasıdır. Duygularını belli etmemesi, duygu ve düşüncelerini onlara belli etmemesidir.   Duygusal Yoksunluk Nedenleri Nedir? Duygusal yoksunluk; kendini herkesten soyutlama isteği, anlaşılmayacağına dair kesin ön yargı, bu yargının neticesinde iletişimden kaçınma ve yüzeysel konuşmalar gerçekleştirme gibi durumlara sebebiyet verebilir. Duygusal yoksunluk ve duyguları bastırma durumlarının farklı sebepleri olabilmektedir. Bu sebeplerin bazılarına kişiler kendileri dolaylı yoldan sebep olabilirlerken bazı sebepler de dış etkenlerden dolayı kaynaklanmaktadır. Sürekli kapalı alanlarda sosyal izolasyon içinde yaşayan, uzun süre sosyalleşmeyen, dışarı çıkmayan ve pek kimseyle görüşmeyen kişiler; kendi iç dünyalarına kapanarak dış dünyaya sırtlarını dönebilir ve dışarıda kendini güvende hissetmeyebilirler. Duygusal yoksunluğun en çok görüldüğü alan ise duygusal ilişkilerdir. İlişkilerde partnerlerin arasındaki iletişim eksiklikleri; onları birbirlerinden uzaklaşmaya ve iç dünyalarına kapanmaya itebilmektedir. Yine çocukluk zamanlarında ebeveynlerinden yeterli ilgiyi görmeyen kişiler, ileriki dönemde bu tür sıkıntılarla karşılaşabilmektedir.   Duygusal Yoksunluk ve Duyguları Bastırma Tedavisi Profesyonel destek almadan çoğu zaman bu tür durumlardan kurtulmak çok zor olabilmektedir. Bizler Psikoloji Antalya olarak sizlere psikolojik anlamda destek oluyoruz. Kurulduğumuz ilk günden itibaren profesyonel kadromuzla birlikte danışanlarımıza profesyonel destek vermekteyiz. Bireysel seanslarımızda danışanlarımızın sorunlarının kökenine inerek danışanlarımızla birlikte sorunların nedenlerini birlikte keşfediyor ve bu sorunların üstesinden gelmek için yol çiziyoruz. Psikoloji Antalya, duygusal yoksunluk ve duyguları bastırma konusunda da kalıcı çözümler üretmeye çalışarak danışanlarına destek olmaktadır.   Bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Aileleri Tarafından Baskılanan Kız Çocuklarının Yarınları

Baskı, aslında toplum kurallarının kemikleştirdiği ve bireyler üzerinde etkisini gösteren bir kavramdır. Baskı altında büyüyen bireyler, baskı altında büyüyen nesiller yetiştirirler ve elbette bu kuralları kendi çocuklarına da uygularlar. Toplumumuzda özellikle kız çocukları erkek çocuklarına oranla daha çok baskılanırlar. Kız çocukları için uygulanan aile baskısı bireyin ergenlik, gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde de etkili olur ve kendi istediği hayattan çok, toplum ve ailesinin istekleri üzerine kurgulanmış bir hayatı yaşamak zorunda bırakılırlar. Aile içinde düzgün otur, eve erken gel, kiminle buluşuyorsun, erkek arkadaşın kim, nereye gidiyorsun? Gibi sorgu cümleleri, genellikle birey evlenene kadar sürer. Ailesi, bu davranışları kızını korumak için yaptığını öne sürse de aslında kendileri de bu yetiştirilme tarzı ile yetiştirilmiş bireyler olarak bu etkinin altındadırlar ve çoğu zaman hiç sorgulamadan bu davranışları sürdürürler. Nesilden nesile aktarılan davranışlar, travmalarıyla birlikte sürekliliğini devam ettirir. Kız çocuğunun annesine, anneannesi tıpkı bu şekilde yaklaşmıştır. O dönemde anneannesi annesine; eve erken gel, erkeklerle buluşma veya bu kıyafeti giyip dışarı çıkamazsın demiştir. Annesi, anneannesinin davranışlarından hayli bunalmış, üzülmüş belki ağlamıştır ancak kendi anne olduğunda da bu davranışları bilinç dışı olarak kendi kızında da tekrarlamaya başlamıştır. Kendi başına karar veremeyen, her davranışına şüphe ile yaklaşılan bir kız; onay arayıcılık şemasına muzdarip olarak ileriki yaşamında da çok emin olduğu konularda bile başkalarından onay bekler hale gelebilir. Güvensizlik problemleri yaşayabilir, baskıdan kaçabilmek adına yanlış bir evlilik yapabilir, depresyon, anksiyete gibi psikolojik problemlerle karşılaşabilir. Kendi hayatını istediği gibi yaşayamadığı için, içinde kalan pek çok ukte ile hayatına devam edebilir. Bu baskılanma, aynı zamanda cinsel hayatını da olumsuz yönde etkileyebilir. Vajinismus, tiksinme, isteksizlik gibi hem kendi hem de eşinin cinsel yaşamını olumsuz etkileyecek duygular içerisinde olabilir. İleride bir gün birey kız çocuğa sahip olduğunda asla onlar gibi yapmayacağım dese bile, bir yerlerde o izleri taşıyor olacaktır. Ancak bu döngüyü kırmak, hem psikolojik olarak yaşanılan travmaları atlatmak hem de hayalini kurduğu ideal ebeveyn olmak doğru psikoloji ekolleri ile mümkündür. www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Ergen Birey Kendine Zarar Veriyorsa

Ergen bireyler için arkadaş çevresinde gerçekleştirilen davranışlar çoğu zaman normal olan ve taklit davranışlardır. Bunun yanı sıra, aykırı olmak ve dikkat çekmek de ergen bireylerin davranışlarının yönünü belirleyen bir faktördür. Kendine zarar verme davranışı da ergenler arasında, arkadaş çevresinde normalleştirilerek ya da ilgi çekmek uğruna yapılması yaygın olarak görülebilir. Özellikle belirli bir arkadaş grubu içerisinde kendini kesme, duvara yumruk atma, üzerinde izmarit söndürme gibi davranışların sık yapılması, durumu normalleştirmektedir. Fakat genellikle arkadaş grubunda kabul görmek veya farklılığını göstermek amacıyla yapılan kendine zarar verme davranışı uzun süreli bir alışkanlık haline gelmez.  Ancak çocuğunuzun kendine zarar verme davranışının tekrarlandığı bir tablodan bahsediyorsak altında çok daha derin duygusal zorlantılar görülür. Bu yüzden “bu davranışı sadece taklit veya ilgi çekmek için yapıyor; bizi üzmek için yapıyor” gibi söylemler çocuğunuzla aranıza öfkeden duvarlar örmenin yanısıra çocuğunuzun altta yatan psikolojik ihtiyaçlarını da azımsamak dışında çok fazla etkili olmaz. Bu yüzden gelin bu davranışı daha derinlemesine ele alalım. Aileler için son derece can sıkıcı olabilen bu davranışlar nelerdir? Ergen birey kendine zarar veriyorsa nasıl bir yol izlenebilir? Ergen Bireyler Kendilerine Neden Zarar Verir? Dış çevre tarafından çok fazla anlam verilemese de kendine zarar verme davranışı gerçekleştiren ergen bireylerin mantıklı açıklamaları vardır. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak kendine zarar vermek, ilgi çekmenin yanı sıra bir rahatlama yöntemi olarak da kullanılabilir. Genel olarak ergen bireylerin kendilerine zarar verme sebepleri aşağıdaki gibidir; Duygusal acılarla baş edememek Boşluk hissi karşısında ne yapacağını bilememek Öfke kontrolünde yaşanan güçlükler İstek ve problemlerin yeterince açık şekilde ifade edilememesi Anlaşılmadığını düşünmek Kendine ya da başkalarına bu yöntemle ceza vermek, kendini cezalandırmak. Ergen bireyler, duygusal acılarla baş edemedikleri zaman kendilerine zarar vererek kısa süreli rahatlamalar yaşayabilirler. Bu rahatlamayı fark ettikten sonra da davranış alışkanlık haline dönüşebilir. Her ne kadar belirli bir süre sonra pişmanlık duyulsa da alışkanlık süreklilik kazanmış olabilir. Bazı ergenler yalnızca deneyim için kendine zarar verir ve alışkanlık haline getirmez. Kendine Zarar Verme Davranışını Tetikleyen Diğer Faktörler Nelerdir? Kendine zarar vermek, yalnızca ergenlik dönemiyle ortaya çıkmaz. Ergen bireyin bu davranışa olan yatkınlığı da tetikleyici olabilir. Örneğin ailede ya da yakın arkadaş çevresinde bu tarz hareketleri olan bireylerin var olması örnek teşkil eder. Aynı zamanda antisosyal ve borderline gibi kişilik bozukluklarının belirleyici özellikleri arasındadır. Ergen bireyin kendine zarar verme davranışı yalnızca ergenliğine bağlı olmayabilir. Bu sebeple detaylı bir inceleme gerekmektedir. Ergenlerin Zarar Verme Davranışını Engellemek İçin Ne Yapılabilir? Ergenlerin duygu durumları çok sık değişir ve kendilerini regüle etmekte zorlanabilirler. Yaşadıkları duygular çoğu zaman uç noktalardadır ve baş etmesi zordur. Tam da bu sebeple öncelikle duygulara yönelmek gerekir. Böyle bir durumla karşılaşıldığında yapılması gerekenler aşağıdadır; Bireyin duyguları tanınmalı ve yok sayılmamalıdır. Çocuklar kendi duygularını ancak böyle tanır ve düzenleme becerisi kazanırlar. Özellikle olumsuz duygular göz ardı edilmemeli, üzerine konuşulmalıdır. Benlik saygısı bu dönemde her anlamda önemlidir. Ebeveyn olarak çocuğunuzun doğru ve başarılı davranışlarını takdir etmeli ve ona kendini sevmeyi öğretmelisiniz. Ebeveynlerin öfke karşısında nasıl tepki verdikleri çocuklar için çok önemlidir. Çocuğunuz öfke kontrolünü sağlayamıyorsa ona bu duyguyla nasıl başa çıkabileceğini uygulamalı olarak göstermeli ve örnek olmalısınız. Kendine zarar verme davranışı karşısında büyük ve ani tepkiler vermemelisiniz. Sakin bir şekilde konuyu ele almalı ve çocuğunuzla konuşmalısınız. Ebeveyn davranışları çok önemli olduğu için genel anlamda aşırı tepkilerden kaçınmalısınız. Kavga ve gürültü, böyle bir dönemde sağlıklı olmayacaktır. Oldukça hassas olunan böyle bir konu için, mutlaka profesyonel yardım almanız, sorunun sağlıklı şekilde çözülmesine yardımcı olacaktır. Eğer siz de çocuğunuz için endişeleniyor ve kendine zarar verme davranışının bir alışkanlık haline geldiğini düşünüyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek, +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.

Hayatı Paylaşmak ile Zindan Etmek Arasındaki İnce Çizgi

Hayatın getirdiği yükü birlikte omuzlamak, mutlu anılar biriktirmek; her çiftin isteğidir. Ancak bazen bu ümitlerle yola çıkılmış olunsa bile hayat, çift için zindan hale gelebilir. Hayat paylaşıldığında güzel, zindan olduğunda ise azaptır. Bu iki uç duygu arasında ise ince bir çizgi vardır. Çiftin birbirlerine olan saygıları, birbirlerinden beklentileri, iletişimleri, özgürlükleri, geçmiş yaşantıları, bireysel özellikleri; çiftlerin çizginin hangi tarafında olduklarını ifade eder. Hayatı Paylaşmak Nedir? İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta diye tabir edilen; hayatın en mutlu anlarında olduğu gibi en zor anlarında da birlikte olmak hayatı paylaşmaktır. Hayatın yükünü birlikte taşımak, kadın çocuk bakarken erkeğin evi süpürmesi, hasta yatan kadına erkeğin çorba yapmasıdır… Tüm zorluklara birlikte göğüs gerildiği gibi birlikte geçirilen vaktin de kaliteli olmasıdır. Ortak zevkler ve hobiler, geçirilen kaliteli vakitlerin artması ve hayatı mutlu paylaşmaya olumlu yönde katkı sağlayan faktörlerdir. İki tarafında balık tutmayı sevmesi, maç seyretmesi, benzer restoranlardan ve film türlerinden hoşlanması; birlikte kaliteli geçirilen vakitleri çoğaltır. Hayat böyle güzel paylaşılabiliyorken zindan etmemek için empati kurmak ve karşı tarafı iyi anlamak önemlidir. Her ilişkide mutlaka tartışma olur. Tartışmalar, hayatı zindan eden en önemli unsurlardır. Tartışmaları kavgaya çevirmemek çok önemlidir. Sakin bir ses tonuyla konuşmak, öfkeli anda konuşmamak, seçilen kelimelere çok dikkat etmek; karşı tarafı kırmayı engeller. Yapıcı davranmak ve o anki öfkeye yenik düşmemek çok önemlidir. Saygıyı korumak hayatı paylaşmanın en önemli yoludur. Hayatı Zindan Eden Unsurlar Nelerdir? Birlikte güzel günler hayaliyle başlayan bir ilişki, çiftlerden birinde var olan bireysel psikolojik problemlerin etkisi, geçmiş yaşantıların bugüne olan yansıması ile zindan olabileceği gibi; beklentilerin farklılığı, bir tarafın diğer tarafa daha fazla önem vermesi gibi sebepler yüzünden de zindan olabilir. Peki, hayatı zindan eden temel unsurlar nelerdir? Kıskançlık: Partnerini karşı cinsten kıskanmak, en temel kıskançlık sebebidir. Toplum içinde normalleştirilen, partneri kıskanç olduğu için kendi özgürlüğünü kısıtlayan bireyler için de hayat zindandır. Bu noktada partnerin kıskançlığının altında yatan temel sebep araştırılmalıdır. Bireysel özgüven problemleri, aldatılma gibi yaşantılar bugüne etki ederek bugünü zindan ediyor olabilir. Şüphecilik: Partnerine karşı sürekli şüphe duymak hayatı paylaşmayı neredeyse imkansız hale getirmektedir. Bu noktada partnerin her yaptığı altında olumsuz bir durum arayarak şüphe duyan bir kişi ve partneri için de hayat zordur. Bu noktada da olumsuz geçmiş yaşantıları, kişiyi bu denli şüpheye itenin ne olduğu üzerinde mutlaka durulmalıdır. Partner rolünden çıkmak: Bazı erkekler partnerinde annesinin özelliklerini arar ve annesinin yaklaşımını beklerken, bazı kadınlar ise babasının özelliklerinde davranmasını isteyebilir. Bu noktada kişilerin çocukluk yaşantılarında yaşadıkları, anne ve baba figürlerinin o kişi için ne ifade edildiğine bakmak gerekmektedir. Ebeveynlik ve karı koca ilişkisini ayıramamak: Çocuğa fazla adapte olmak ve kendilerine zaman ayırmamak, ayrılan küçük bir vakti verimli geçirmemek çift arasındaki iletişimi azaltacağından yine hayatı zindan edecektir. Bu unsurlardan yalnızca birinin var olması bile partnerlerin arasını bozabilir ve hayatı güzel paylaşmalarını zaman zaman engeller. Eğer karşılıklı ya da tek taraflı bu problemlerin ilişkinizde var olduğunu düşünüyor ve hayatı paylaşmaktansa zindan ettiğinizi düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. İki taraf için de profesyonel bir süreç, çiftin birlikte güzel bir hayata yelken açmasına yardımcı olabilir. Sorunlarınızın çözümüne profesyonel destek için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. psikolojist / Süpervizör Özgül Elitok 

Sınır Koymak Neden Önemlidir?

‘’Hiç istemiyorum ama arkadaşım kırılmasın diye onun dediğini yapıyorum, karşılığını almadığım halde müdürümden tepki görmemek adına çoğu gece mesaiye kalıyorum, annem sürekli özel hayatıma müdahale ediyor saygısızlık etmemek için sesimi çıkartmıyorum…’’ Bu ve bunun gibi pek çok cümle, birçok kişinin hayatında önemli role sahiptir. Tam da bu noktada sınır çizmek neden önemlidir konusu gündeme gelmektedir. Kişi; karşısındaki kişinin mutluluğu veya çıkarı uğruna kendinden fazlaca ödün veriyorsa, kendi istek ve beklentilerini geri planda tutuyor ve mutsuz oluyorsa; bireysel mutluluğu ve ilişkilerini sağlıklı yürütebilmesi için kendi sınırlarını çizmelidir. Sınır Koymak Ne Demektir? Sınır koymak ne demek? Nasıl davranırsam ilişkilerimi iyi yöneterek sınırlarımı çizerim gibi sorular sıklıkla sorulan sorulardır. Bazı kişiler sınırlarını çok sert ve katı şekilde çizerken karşı tarafı incitebilir ve bu da ilişkilere zarar verebilir. Bu noktada kişilerin çizdikleri sınırların davranışsal eğilimlerini ele almakta fayda vardır; Sert Sınırları Olan Kişiler: Bu kişilerin sağlıklı ilişkiler kurmaları oldukça zordur. Yardıma ihtiyaç duydukları anlarda dahi soğuk ve uzak durarak yardım istemezler. Yakın ilişkiler kurmamakla birlikte, reddedilmemek için daima kaçınırlar. Düşünce ve duygularını gerekli durumlarda dahi açıkça ifade etmezler. Geçirgen Sınırları Olan Kişiler: Sert sınırları olan kişilerin aksine bu kişiler, duygu ve düşüncelerini gereğinden fazla paylaşırlar. Etrafındaki insanların hayatlarına müdahale etmelerine izin verirler. Saygısızlık ve istismar yaşamaları ve bunların karşısında susmaları dahi olasıdır. Sağlıklı Sınırları Olan Kişiler: Kendi değerlerinden ödün vermeden başkalarından fikir alarak ve bu fikirleri uygularken kendi süzgecinden geçirerek yaşamlarını sürdürürler. Özel hayatlarıyla ilgili detayları yalnızca yakın çevreleriyle paylaşırlar. Başkalarına hayır demekte zorluk çekmezler. İhtiyaçlarını da duygu ve düşüncelerini de rahatlıkla paylaşabilirler. Sağlıklı ilişkiler için net olmak çok önemlidir. Sınırlarınızı net olarak belirleyerek düşüncelerinizi, fikirlerinizi sınırlarınıza uygun olarak ifade etmelisiniz. Gereğinden fazla sınır koymak ya da sınırları tamamen ortadan kaldırmak ve çizgiyi geçenlere sert tepkiler ortaya koymak, ilişkilerinize zarar vererek farklı tepkiler almanıza sebep olabilir. Hangi Konularda Sınır Koyulabilir? Tüm insan ilişkileri düşünüldüğünde, sınır koyulan konular da farklılık gösterir. İş hayatında koyulan bir sınır, arkadaşlık ilişkisinde kalkabilir. İş yerindeki arkadaşlarına sevgilisiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan bir kişi, sosyal çevredeki arkadaşlarının yanında bu konuyu konuşabilir. Özel hayatına dair bilgilerin verilmesi profesyonel yaşamına olumsuz etki ettiği için bu sınır çizilmiş olabilir. Ancak samimi arkadaşlarıyla çizilen sınır, bu konuya dahil olmayabilir. Hangi konularda sınır koyulabilir? Fiziksel Sınırlar: Yeme, içme gibi tüm fiziksel ihtiyaçları kapsamaktadır. Bir insan aç olduğunuz halde sizi yemek yemekten alıkoyuyorsa, fiziksel sınırlarınızı ihlal ettiğini söylemek mümkündür. İş yerinde öğle yemeği saati olduğunu bile bile yöneticinin iş vermesi ve işin hızlıca yapılmasını istemesi, buna bir örnektir. Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularınıza saygı duymasını temel alan bu sınırlar, sizin de başkalarına ne kadar empati yapabildiğinizi gösterir. Hislerinizle ilgili sizi rahatsız eden sorular soruluyor ya da hisleriniz saygı görmüyorsa, duygusal sınırlarınız ihlal ediliyor olabilir. Zaman Sınırları: Biri size sürekli neyin önemli olduğunu ya da daha öncelikli olduğunu söylüyor ve siz de buna uyum sağlıyorsanız, zamanla ilgili sınırlarınız net olmayabilir. Maddi Sınırlar: Bütçenizi ve sahip olduklarınızı nasıl harcayacağınıza kendiniz karar vermiyorsanız, maddi sınırlarınızı gözden geçirmelisiniz. Başkaları size sürekli maddi konularla ilgili akıl veriyor ya da sizden talepleri oluyor siz de uyum sağlıyorsanız maddi sınırlarınız aşılmıştır. Entelektüel Sınırlar: Dil, din, ırk ayrımı yapan söylemler entelektüel sınırları aşmaktadır. Bu konular hakkında sürekli yorum yapan bir kimse, entelektüel sınırları aşıyordur. Cinsel Sınırlar: Partnerlerin dahi dikkat etmesi gereken sınırlardır. Mahremiyet ve rıza olmadan yapılan her hareket, cinsel sınırları ihlal eder. Sağlıklı ilişkiler kurmak için hem sınırlar belirlenip karşı tarafa doğru aktarılmalı hem de sınırları aşan kişilere uygun şekilde dur denilmelidir. Aynı zamanda karşı tarafın sınırlarına da saygı duyulmalı ve sınırlar çerçevesinde hareket edilmelidir. Bugüne kadar fazlaca sınır ihlali yaşamışsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınırlarınızı karşı tarafa aktarma konusunda zorluk yaşıyorsanız bizimle  www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Arseven

Aşırı Sevgi Gibi Görünen Manipülasyon: Love Bombing (Sevgi Bombardımanı)

Manipülasyon, kişiyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek üzere kullanılan bir yöntemdir. Her ilişkide olabileceği gibi, romantik ilişkilerde de manipülasyonlara sıkça rastlanmaktadır. Yalanlarla partneri kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek, problem yaratmak ve problemin çözümü için tek çarenin manipülatör partnere sarılmak olduğu konusunda kişiyi ikna etmek, partneri kendinden mahrum bırakmak, partnerin duygularını çıkarları için kullanmak; romantik ilişkilerdeki manipülasyon örneklerinden bazılarıdır. Bunların yanı sıra son dönemlerde sıklıkla karşılaştığımız bir diğer manipülasyon çeşidi de love bombing yani; aşırı sevgi gibi görünen manipülasyondur. Manipülasyona uğrayan bireyler, bu manipülasyonları fark etmekte güçlük çekebilirler çünkü manipülasyon, manipülatör tarafından sürece yayılarak ve fark ettirilmeden yapılmaktadır. Bu süreçte manipülasyona uğrayan birey; kendine olan güvenini yitirme, kendini eksik ve yetersiz görme ya da  değersiz hissetme gibi problemlerle karşılaşabilir. Uzun bir süre boyunca yönlendirilen ve manipüle edilen bireyler, farkındalık kazandıktan sonra bile kendinde şüphe ve güvensizlik hissedebilir. Bireylerin özgüvenlerinin eski haline dönmesi ise zaman alabilir. Manipülasyon dikkatli ve detaylı bir şekilde ele alınmalı, farkındalık için profesyonel destekten faydalanılmalıdır. Love Bombing (Sevgi Bombardımanı) Nedir? Love bombing bir diğer adıyla sevgi bombardımanı, manipülatörün kullandığı yöntemleri sonlandırması ile anlaşılmaktadır. Flört dönemlerinde veya ilişkilerin başlarında, manipülatör yoğun bir ilgi ve sevgi gösterir. Burada amaç kendi çıkarları uğruna karşı tarafı tamamen inandırmak ve kendine bağlamaktır. Öyle ki manipülatör inandırıcı olmak adına, partnerinin sosyal çevrelerinde dahi bu yoğun ilgi ve sevgi gösterilerinde bulunarak herkesin güvenini kazanır. İlişki ciddi bir boyuta geldiğinde ise gösterilen ilgi ve sevgi manipülatör tarafından aniden ve sebepsizce kesilir. Buna ek olarak, başkalarının yanında aşırı övme ve sevme davranışlarını tersine çevirerek ; partnerini sosyal çevresi içinde dahi eleştirmeye ve aşağılamaya başlar. Bu aşırı değişken durum, manipülasyona uğrayan kişi için oldukça ağır bir tablo olabilir ve olumsuz etkileri ilişki bittikten sonra dahi kalabilir. Love bombing sonrasında kişilerde aşağıdaki problemler görülebilir; Güven Problemi . Özgüvensizlik. Şüphecilik. Kendi hakkında sorgulamalar. Bireyler böyle bir manipülasyondan sonra sevilmeye değer bir birey olup olmadığını sorgulamaya başlayabilir. Başta gördükleri muhteşem sevgi ve ilginin aniden kesilmesi, sorunu kişinin kendisinde aramasına sebep olabilir. Çünkü ilişkinin en başında partneri tam anlamıyla mükemmel ve kusursuz bir kişiydi ve bir sebepten durum tersine dönmüştü…   Love Bombing (Sevgi Bombardımanı) Nasıl Anlaşılır? Her insan çevresinde böyle kişiler ve ilişkiler olduğunu görür ancak kendilerine yapıldığında fark etmek çok zor olabilir. Bu manipülasyona maruz kalındığında insanlar ayakları yerden kesilmiş gibi hissederler ve aşkı yaşadıklarını düşünürler. Eğer aşağıdaki durumları gözlemliyorsanız love bombinge maruz kalıyor olabilirsiniz; Partneriniz ilgisini aniden kestiyse. İlişkinizdeki ilgi ve sevgide aşırı iniş ve çıkışlar varsa. Toplum içinde gördüğünüz ilgi ve sevginin tam tersine döndüğünü gözlemliyorsanız. Size yapılan eleştiri ve aşağılamaları anlamakta güçlük çekiyorsanız manipülasyona maruz kalıyor olabilirsiniz. Love bombing, manipülatör tarafından ilişkinin başlarında uygulanır ve burada amaç karşı tarafı kendine bağlamak ve güven duygusunu kazanmaktır. Sosyal çevrelerde de sevgilerini belli ederek güvenilir biri olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. İlişki ciddi bir konuma geldiğinde ise tüm bunlar aniden kesilir. Hatanız olmadığı halde, partnerinizin sürekli tavır değiştirdiğini gözlemliyorsanız love bombing ihtimalini düşünmelisiniz. Sevgi Bombardımanına Maruz Kalındığında Neler Yapılmalı? Love bombing kişiler üzerinde ciddi yıkıcı etkiler bırakabilir. Tamamen psikolojik ve duygusal bir manipülasyon türüdür ve siz fark edene kadar hep kendinizi sorgulamanıza sebep olur. Eğer böyle bir ilişkiden çıktıysanız özgüveninizi, güven duygunuzu ve şüpheci tavırlarınızı regüle etmek zorlaşabilir. Yeni ilişkiler yaşamadan ve bu olumsuz etkileri yeni partnerlerinize yansıtmadan önce profesyonel destek almanız önemlidir. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. Psikolog Su Yıldız