“Dinlemek, iyileşmenin en eski ve belki de en güçlü aracıdır.” Rachel Naomi Remen İnsan, doğası gereği iletişim kurmak ve etkileşim yaratmak üzerine inşa edilmiştir. Kişilerarası anlaşmanın en temel yapı taşı budur. Yolda yürürken dahi tesadüfen konuşmaya başladığınız ama sıcak ve samimi küçük bir diyalog bile güzel hisler bırakır. Bireyler arası kurulan iletişim ise, her kişi özelinde psikolojik ve fizyolojik açıdan olumlu ve olumsuz etkiler bırakır. Aile, eş, arkadaş, öğretmen, öğrenci, meslek gibi gündelik yaşamda kurulan her bir iletişim; kişiler üzerinde farklı yansımalar barındırır. Annenin çocuğuna onu sevdiğini söylemesi, olumlu ve yapıcı yaklaşması çocuğun psikolojisi üzerinde olumlu etkiler bırakırken; sürekli bağıran, sevgi sözcükleri sarf etmeyen bir annenin çocuğu üzerindeki etkiler ise olumsuz yönde olacaktır. Benzer şekilde, eşlerin iletişiminin sıcak ve samimi olması, bir kahve eşliğinde bile güzel vakit geçirebiliyor olmaları; her iki tarafın da bireysel ve çift olarak psikolojik sağlıklarını olumlu yönde etkileyecektir. Öte yandan yargılayan, baskılayan, eleştiren, aşağılayan, kötü söz söylenen bir ilişkide; bireysel ve çift olarak psikolojilerine büyük zararlar ortaya çıkması kaçınılmazdır. Sosyal bir varlık olarak her insan, sağlıklı ilişkiler kurmaya ihtiyaç duyar. Hayatın her alanında kurulan ilişkiler, tıpkı bu örneklerdeki gibi, bizi olumlu veya olumsuz etkiler. Aslında kişilerarası ilişkiler denildiğinde, tüm bunlar kabul görmekle de oldukça ilişkilidir. Yargısız, infazsız, koşulsuz kabul görmek; herkese çok iyi gelir. Herkesin üzüntü, dert, keder, mutluluk gibi onlarca duygu içeren pek çok yaşanmışlığı vardır. Tüm bu duygular, kabul görülen birileri tarafından dinlendiğinde; sevinç de üzüntü de paylaşıldığında kişiye iyi gelir. Çünkü sizi dinleyen birilerinin varlığı sizi iyileştirir. Üstelik bu durumun psikolojik olumlu yanlarının yanı sıra; beyin sağlığı üzerindeki iyileştirici etkileri de yapılan araştırmalarla desteklenmiştir. Özellikle yetişkinlikteki etkileşimler; beynin yaşlanması ve Alzheimer hastalarının hastalık belirtilerini geciktirici etkide olduğu öne sürülüyor. Bununla birlikte dinlenilen bireylerin, dinlenmeyen bireylere oranla daha yüksek bilinç yaşı gösterdiği de öne sürülmektedir. Özetle yargılanmadan, tam kabulle dinlenilmek; hem psikolojik sağlığımıza hem de fizyolojik sağlığımıza iyi gelir, bizi iyileştirir. Bazı durumlarda, bir uzman tarafından dinlenilmeye ve desteklenmeye de ihtiyaç duyabiliriz. psikoloji ilişkisi; sınırları belirli olan, kişinin duygulanımlarının netleştirilip anlaşılmasına imkan veren; koşulsuz kabul ve dinlenilmenin sağlanabildiği güvenli alanı yaratan bir ilişki olması sebebiyle iyileştirici güce sahiptir. Siz de, terapi ilişkisi içerisinde içinde bulunduğunuz ruhsal durumlara ve sorunlara karşı daha fazla farkındalık kazanmak istediğinizde ve bir uzman desteğine ihtiyaç duyduğunuzda www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Erkeklerde Sertleşme Sorunu Nedir? Sebepleri Nelerdir? Çözüme Nasıl Kavuşturulur?
İlişkilerde saygı, sevgi, hoşgörü, birlikte iyi vakit geçirmek kadar önemli bir unsur varsa; o da cinselliktir. Eşlerin cinsel açıdan birbirlerini tatmin edebilmesi, ilişkiyi güçlendirir ve çiftlerin mutluluğuna mutluluk katar. Ancak; bazı sebeplerden dolayı kadın ve erkeklerde cinsel sorunlar görülebilir. Kadınlarda görülen cinsel sorunlar, toplumun kadın ve erkek üzerinde belirlediği normlar çerçevesinde olağan olarak karşılanabilir ancak erkekte cinsel sorunlar olduğunda, yine bu normlar çerçevesinde erkek için gerçek anlamda sorun haline gelir ve bazen üzeri örtülmeye çalışılır. Ancak her iki durum da kesinlikle normalleştirilmemeli veya üzeri örtülmemelidir. Erkeklerde cinsel sorunların başında sertleşme sorunu yer alır. Cinsel hayatı olumsuz etkileyen bu problem, beraberinde pek çok sorunu da getirebilir. Erkeklerde Sertleşme Sorunu Nedir? Sebepleri Nelerdir? Erektil disfonksiyon olarak adlandırılan erkeklerde sertleşme sorunu; penetrasyon (cinsel birleşme) sırasında yeterli sertleşmenin sağlanamaması veya sürdürülememesi anlamına gelir. Bu durum; sağlıklı cinsel hayata sahip olan bireylerde de stres veya kaygı gibi durumlara bağlı olarak nadiren görülebilir. Ancak süreklilik arz ediyorsa sertleşme sorunu, hem kadın hem de erkek için sorun haline gelebilir. Erkek için oluşabilecek çift problemlerinin yanı sıra; kaygı, özgüven, depresyon gibi sorunlar da beraberinde gelebilir. Sertleşme sorununun nedenlerinden bazıları aşağıdaki gibidir; Erektil disfonksiyon bozukluğunun fizyolojik ve psikolojik olarak pek çok sebebi olabilir. Fizyolojik olarak kalp ve damar problemleri; sertleşme sorununa sebep olabildiği gibi, diyabet, obezite, kolestrol, alkol ve tütün kullanımı gibi sebepler de bu soruna sebep olabilir. Erkeklerde sertleşme sorununun psikolojik sebeplerinden bazıları da aşağıdadır; Partnerini memnun edememe kaygısı. Daha önce yaşanmış olan olumsuz cinsel deneyimler. Toplumda erkek cinselliği çerçevesinde erkeğe dayatılmış olan kimlik. Yoğun ve stresli yaşam. Cinsel anlamda çekici bulmadığı bir partner ile ilişki. Bu sebepler her ne olursa olsun, bireyin partneriyle arasında sorunlar oluşturabilir. Kişiyi, partnerini memnun edememe veya kendinde eksiklik olduğunu düşünmeye sevk edebilir. Sertleşme Sorunu Nasıl Çözüme Kavuşur? Uzun zamandır sertleşme sorunu ile karşı karşıya olan bir birey, öncelikle nedeninin fizyolojik bir sebepten kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için bir uzmana başvurmalıdır. Eğer fizyolojik bir durum yoksa, konu büyük olasılıkla psikolojiktir. Performans kaygısı, cinselliğin keyfini kaçıran bir durumdur. Cinsellik yalnızca birleşme anını kapsamaz. Ön sevişme süreci, kadın ve erkeğin hazır olduğunda birleşmesini sağlar. Çiftler; ön sevişmeye önem vermeli ve o büyülü anın akışına, duygusuna kendilerini bırakmalıdır. Çiftlerin cinsel içerikli konuları konuşabilmesi; karşılıklı olarak nelerden hoşlandıklarını anlamalarını sağlayacağından ve ilişkisi sırasındaki davranışlarını yönlendireceğinden, partneri mutlu edememe konusundaki kaygıyı azaltacaktır. Her şeyden önce kişinin kendine olan güvenini kaybetmemesi ve bu durumun düzelecek olduğunu düşünmeye odaklanması sürece olumlu yönde etki edecektir. Ancak bu durum kişinin partneriyle arasında sorunlara yol açıyor ve kendisine olan saygıyı zedeliyorsa; bir uzman tarafından değerlendirilmek ve sorunun kaynağını keşfetmek, sürece olumlu etki sağlayacaktır. Uzman; sorunun kaynağını tespit edebilir, kişiye partneriyle birlikte uygulayacağı yöntemler hakkında detaylı bilgiler verebilir ve sertleşme sorununun çözümüne büyük katkı sağlayabilir. Eğer sertleşme problemi konusunda psikolojik desteğe ihtiyacınız varsa www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Platonik Misiniz Yoksa Saplantılı Mı?
Sevmek ve sevilmek, tüm insanların tattığı dünyanın en güzel duygularındandır. Sevginin karşılıklı olması, yolda birlikte yürünmesi ve hayatın tatlı acı her yanının birlikte kucaklanması; büyük bir şanstır. Ancak bu şans her defasında karşılıklı olamayabiliyor. Sevgi karşılıklı olmadığında genellikle diğer taraf kabulleniyor ve bir süre sonra ilişki ortamından uzaklaşarak farklı bir ilişki yaşayabiliyor. Ancak bazen, karşı tarafın ilgisi olmadığında bile, kişi sevgisinde ısrar ediyor olabilir. Platonik aşk olarak adlandırdığımız bu durum karşı taraftan herhangi bir beklenti olmadığı durumdur. Cinsellik geri plandadır. Sadece koşulsuz şartsız, karşılıksız sevgi söz konusudur ve hatta bazen bu sevgi öyle bir boyuta gelir ki saplantı halini alır. Kişi, günlük hayattan öyle kopuktur ki, yalnızca kişiye odaklı yaşar. Platonik ve Saplantılı Aşkın Belirtileri Nelerdir? Platonik aşkın en büyük belirtisi karşılığı olmamasını bilmesine rağmen beklenti içerisinde olmadan sürekli aklını kurcalayan bir kişinin varlığıdır. Diğer belirtileri aşağıdaki şekildedir; Karşı tarafın hiçbir ilgisi olmadığı halde sürekli olarak o kişiyi düşünmek. Aşık olduğu kişiyi sosyal medyada yakından takip etmek. Gündelik işlerine odaklanamamak. Başkasıyla birlikteliğini kabullenememek. Sürekli yakın çevresine o kişiyi anlatmak. İştah ve uyku problemleri yaşamak. Platonik aşk, saplantı halini aldığında ise işin içerisine beklenti girer. O kişiyi hayatına dahil etme hırsı, bu saplantının başlangıç noktasıdır. Akabinde bu amaca yönelik aksiyonlar başlar. Kişiyi etkilemeye çalışmak için konuşmaya çabası, bulunduğu ortamlara girmek, mesaj göndermek, takip etmek gibi davranışlarda bulunur. Elde edemediği her an aşka öfke de dahil olur. Bu noktada platonik aşk, saplantı halini almıştır. Saplantı halini almış platonik aşkın kökeninde çoğu zaman çocukluk hatta bebeklik dönemleri yatmaktadır. Bebeklik ve çocukluk döneminde bağlanma sorunları, platonik ve saplantılı aşkın en önemli nedenlerinden biridir. Bebeklik döneminde ebeveynleri veya bakım verenleri tarafından güvensiz ya da aşırı bağlanan bir birey, gelecekteki dönemde de birine karşılıksız yoğun duygular besleyebilir ve hatta bu durum takıntı halini alabilir. Bebeklik döneminde sevgi, ilgi ve öz bakım ihtiyaçları yeterince karşılanmamış bireyler, karşılıksız sevgi hissine alışkın yetişebiliyorlar. Bu durumun tam tersinde bebeklik ve çocukluk dönemlerinde ebeveynlerine aşırı bağlanmış bireylerlerde de; anne veya bakım veren kişiden kopamama, yanında olmadığında kendini güvende hissetmeme gibi duygular yaşadığından ileriki yıllarda da birine saplantılı olarak aşık olma ihtimali ortaya çıkmaktadır. Platonik veya saplantılı aşık olmak; hayatı zorlaştıran, gündelik yaşamı olumsuz yönde etkileyen zor bir süreçtir. Ancak bir uzman desteği ile bu süreçten kurtulmak mümkündür. Öncelikle geçmiş yaşantılarda olan esas problem çözünmeye başlanır. Sonrasında kişinin yaşantıları çerçevesinde platonik veya saplantılı aşktan özgürleşmeye yardımcı olunur. Eğer platonik veya saplantılı aşk, gündelik hayatınızı zorluyorsa profesyonel destek için www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Mantık Evliliğinde Aşk, Aşk Evliliğinde Mantık Aramak
Bir yuva kurmak, hayatı bir eşle paylaşmak ve aile olarak hayata devam etmek; kuşkusuz alınan en önemli kararlardan biridir. Evlilik kararı alınması ve evlenilecek kişinin seçilmesi için herkesin ayrı kriteri vardır; kimisi için partnerinin yakışıklı veya güzel olması önemlidir, kimisi için maddi gelirinin yüksek ve itibarlı olması, kimisi içinse yalnızca kalbinin heyecanla çarpmasına sebep olan biri olması önemlidir. Yani bazıları için mantık evliliği, bazıları için aşk evliliği önceliklidir. Peki bu önceliklendirmenin altında hangi sebepler yatıyor? Eş Seçiminde Kriterleri Nelere Göre Belirliyoruz? Çocukken maddi açıdan çok zorluk yaşamış bir kız çocuğu düşünelim. Aile hayatı çok mutlu olmasına karşın; arkadaşlarının sahip olduğu bisiklete sahip olamamış, gidip bir hamburgercide yemek yiyememiş ve hep zorluk içinde bir yaşam sürmüş. Büyüyünce bu kız, eş seçiminde maddi kaygıları göz önünde bulundurarak rahat yaşayabileceği bir hayat tercih edecektir. Ve tabi ki kendi yaşadıklarını çocuklarına yaşatmak istemeyecektir. Ancak kişi mantık çerçevesinde sahip olacağı bu eşten karşı cins olarak etkilenmiyorsa, bu sefer de kendini boşlukta hissedecektir. Bir başka örnek olarak da maddi açıdan rahat büyümüş ancak anne ve babalarının yoğun çalışma temposu sonucu kendileriyle olan ilgileri hep yetersiz kalmış iki kişiyi ele alalım. Bu kişiler gençlik yaşlarında birbirini çok seviyor, henüz meslek sahibi bile değilken evleniyorlar. Ancak bir yerden sonra kısıtlı imkanlar ile geriliyorlar ve aşk evlilikleri de zarar görmeye başlıyor. Bu iki örnek dışında; anneden yeterli ilgi almayan bir erkek, eşinden anne figürü olmasını bekleyebilir, babasından yeterli ilgi görmeyen bir kız, yaş farkının fazla olduğu bir erkekle evlenmeyi tercih edebilir. Çocukluk travmaları olan bir kadın, fiziksel açıdan güçlü olan bir erkekle evlenmek isteyebilir. Bu örnekler penceresinden baktığımızda, eş seçimlerimiz aslında geçmiş yaşantılarımızdaki eksikliklerimizi tamamlamakla alakalıdır. Aşk evliliğinde mantık veya mantık evliliğinde aşk aramak da yine tamamlanılan eksiklikler yerine yeni eksikliklerin varlığının göstergesidir. İlişkilerde iki tarafın anlayışı ve doğru iletişimi çok önemlidir. Aşk evliliği de olsa mantık evliliği de olsa, yuvadaki huzur çok önemlidir. Gergin olunan zamanda durup düşünmek ve sakinleşince iletişim kurmak, ara sıra küçük sürprizlerle eşi mutlu etmek, birlikte sinemaya, yemeğe gitmek; iki tarafı birbirine yakınlaştıran ve evliliği mutlu bir temele oturtmak için atılabilecek adımlardandır. Doğru iletişim ve güzel geçirilen zamanlar ile eksiklikleri doldurmak mümkündür. Ancak bazen, ilişkiler arap saçına döner; geçirilen her saniye zor gelse de evliliğe şans verilmek istenir. İşte o zaman bir uzmana danışarak evliliğiniz için birlikte doğru adımları atabilirsiniz. Uzman desteği için bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Göç ve Göçmenlik Psikolojisi
Hepimiz; doğduğumuz, büyüdüğümüz toplumun kültürel normlarını benimser ve kendimizi oraya ait hissederiz. Öyle ki büyüdüğümüz veya çok uzun zaman geçirdiğimiz bir mahalleden çok uzak olmayan farklı bir mahalleye taşındığımızda bile yeni yere uyum sağlamak ve orayı kendimize ait hissetmek için alışma süreci geçiririz. Şehir değiştirdiğimizde bu süreç, biraz daha zorlu geçmeye kuvvetli bir adaydır. Kişi bu değişikliğe rağmen hala aynı ülkede, aynı dili konuştuğu insanlarla birliktedir. Kültürel farklar olsa dahi, aidiyet kendini hissettirmeye devam eder. Bu durum ülkeler arasında gerçekleştiğinde ise göç ve göçmen olarak adlandırılan bu kavram, kişide çok ciddi etkiler bırakan özel bir konuya evrilerek farklılaşmaktadır. Göç Psikolojisi Nedir? Günümüzde kişiler; çeşitli sebeplerle ülke değiştirerek yepyeni, bambaşka bir toplumda yaşamaya başlamaktadırlar. Kimileri evlenip gelin ya da damat olarak farklı bir ülkeye gider, kimi okumak için, kimi yeni iş fırsatları için gider… Her ne sebeple olursa olsun göç, kişi için çeşitli zorlukları da beraberinde getirir. Kişinin bireysel özellikleri, göç ettiği yere aşinalığı, neden göç ettiği gibi konular; kişinin zorluklarla baş edebilme düzeyini belirler. İçine kapanık, sosyal açıdan zayıf, gelişime ve yeniliğe açık olmayan bireyler bu süreci çok zorlu geçirirken; sosyal, dışa dönük, yeniliğe açık kişiler için bu uyum süreci daha kolaydır. Göçmenlerin Yaşadığı En Büyük Sorunlar; Etnik ayrımcılık Lisan problemleri Kültürel yalnızlık Ekonomik sorunlar Yeni yaşam biçimine ayak uydurmaya çalışma olarak özetlenebilir. Örneğin; gelin olarak göç eden bir kadın, yıllarca beraber yaşadığı ve sevdiği ailesinden çok uzakta, hiç tanımadığı bir kültürde, hiç bilmediği dili konuşan insanlar arasında kendini yapayalnız hissedebilir. Elbette sosyal açıdan zayıf karakterler bu hissi çok daha derin ve uzun süreli yaşayabilirler. Markete gittiğinde ne alacağını ifade edemeyen, sosyal açıdan yalnız, arkadaşsız dünyasında ne yapacağını ve nereye gideceğini bilmeden geçirdiği günler; kişiyi hayli zorlayacaktır. Yaşadığı bu yalnızlık, bilinmezlik ve yabancılık hissi, kişi için psikolojik olarak da olumsuz etkileneceği bir süreç olacaktır. Tüm bu içsel süreç yanında, yaşadığı toplum tarafından göçmen etiketi ile damgalanması, farklı bir dine sahip olduğu için yaşadığı dışlanmışlık ve zorbalık gibi süreçlerde sesini çıkaramaması, kendisini ifade edememesi de kişiyi psikolojik olarak zorlayan önemli etkenlerdendir. Aşağıda ise göçmenlerin yaşayabildiği 5 farklı evre bulunmaktadır; Göç ve göçmenlik psikolojisinde yaşanan ilk evre balayı evresidir. Bu aşamada bireyler umut doludur ve her şeyin iyi olacağına inanırlar. İkinci evre ise reddetmedir. Bu evrede kişiler büyük umutlarla geldikleri ülkenin ya da şehrin eksiklerini görmeye başlarlar. Aynı zamanda kendi ülkesinde yapabileceği şeyleri başka bir ülkede yapamadıklarını fark ediş evresidir. Geri çekilme evresi ise üçüncü evredir ve kişiler geldiklerini pişman olmuş hissedebilirler. Bununla birlikte başarısızlık ve umutsuzluk gibi olumsuz duygular hissedilir. Dördüncü evrede bireyler kabullenmeye başlar ve yeni yerleşim yerinin şartlarına adapte olurlar. Tersine şok ise son evredir ve bu evrede artık kendi ülkeleri ya da şehirleri göçmenlere ilginç gelmektedir. Tüm bu evrelerin her birinde bireyler farklı duygular hissederler ancak; bunlar travmatik olmak zorunda değildir. Sosyo-kültürel farklardan dolayı kişilerin zaman zaman başarısız, umutsuz ya da pişman hissetmesi normaldir. Önemli olan sonraki evreye geçilip geçilemediğidir. Göçmenlerin Yaşadığı Sorunlar Nelerdir? Göçmenlerin yaşadığı sorunlar, hangi ülkeye ya da şehre göç ettiklerine göre değişiklik gösterir ancak hissettikleri ve psikolojik sorunları ortaktır. Örneğin her göçmen, kültürleşme stresini yaşamaktadır. Çok benzer kültürler arasında yapılan göçlerde dahi ufak farklılıklar göçmenleri strese sokabilir. Kendi kültürüne çok alışmış bireylerde stres düzeyi daha fazla olabilmektedir. Öyle ki, çok farklı bir kültüre yapılan göçlerin sonucunda sadece psikolojik değil, yemek düzenine ve alışkanlıklarına bağlı olarak bedensel problemler de ortaya çıkabilmektedir. Göçün tüm bu olumsuz etkileri kişide; ağlama krizleri, sürekli uyku, yorgunluk, hayattan keyif alamama gibi ciddi depresyon ve anksiyeteye sebebiyet verebilir. Sosyal ortamlara girdiğinde kendini kötü hissetme, terleme, konuşamama gibi belirtiler gösteren sosyal fobiye de neden olabilir. Aynı zamanda tüm olumsuz süreçler eve yansıyarak eşler arasında sorunlar ortaya çıkabilir. Yetişkinler, çocuklara oranla durumlara çok daha kolay adapte olurken yaşlı bireylerde depresif hallerin daha fazla olduğu görülmektedir. Göç ve göçmenlik, özellikle çocuklar üzerinde yıkıcı etkiler bırakabilir. İlkokula başlayacak bir çocuk; dilini hiç anlamadığı, kimseyle iletişim kuramadığı, belki herkesten farklı olduğu için dışlandığı ve arkadaş gruplarına dahil edilmediği bir okul ortamında; ciddi oranda yalnız kalacaktır. Kendini iyi hissetmediği, hiçbir şey anlamadığı okulda, tek başına bir gün geçirmek, onun için kelimenin tam anlamıyla kabus olacaktır. Henüz gelişim evresinde yaşadığı bu yalnızlık ve mutsuzlukla kaygı düzeyi artacak; depresyon, anksiyete, öfke kontrol sorunları ve ağlama krizleri gibi psikolojik rahatsızlıklar yaşayarak veya ev içerisinde saldırgan tavırlar sergileyerek bu zorlu durumla başa çıkmaya çalışıyor olacaktır. Aynı zamanda bu dışlanmışlık ve yalnızlık büyüyerek ciddi bir durum halini alabilir ve gelecek yaşantılarına da etki edebilir. Gelecek yaşantısında da sosyal izolasyon, içe kapanıklık, kaygı problemleri, panik atak gibi sorunlar yaşayabilir. Göçün Olumsuz Etkileriyle Nasıl Başa Çıkabiliriz? Göç edilecek yere yerleşmeden önce ziyaretler, yere aşina olmanıza olanak sağlar. Kültür ve yaşayış biçimi ile ilgili önden bilgi sahibi olmak ve kişinin kendini bu yaşam tarzına hazırlaması; kişinin karşılaşacağı zorluklarla baş edebilme gücünü artıracaktır. Kişinin dil ile ilgili önden bilgi sahibi olması, en azından gündelik yaşamda kullanılacak cümleleri ve yanıtları öğrenmesi; süreci daha da kolaylaştıracaktır. Özellikle çocuklar göçe önceden çok iyi hazırlanmalıdır. Tüm süreç öncesinde alınacak danışmanlık desteği, hem çocuk hem de ebeveyni için faydalı olacaktır. Aynı zamanda göçten sonra desteğin devamlılığı, oluşabilecek psikolojik pek çok sorunun önüne geçecektir. Zorlu göç sürecinden önce veya göç sonrasında desteğe ihtiyacınız varsa bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz.
Bağımlılık Sebepleri & Bağımlılıklardan Nasıl Kurtuluruz?
Bağımlılık; herhangi bir unsurun, maddenin, davranışın kişiye fizyolojik veya psikolojik olarak zarar veriyor olmasına rağmen ondan vazgeçememesi, sürekli olarak onunla yaşama isteğinde bulunması ve eksikliği durumunda kriz halinde olmasıdır. Aslında beynimizin kontrolünde “kimyasal çalkantılar” yoluyla gerçekleşen bir durumdur bağımlılık. Sigara, alkol, uyuşturucu gibi madde bağımlılıkları, olmadığında kişilerin kendilerini huzursuz hissettikleri obje bağımlılığı, bir kişiye bağımlılık veya internet, alışveriş, seks gibi davranışsal bağımlılıklar; sıklıkla görülen bağımlılık türleridir. Bağımlı kişiler, bağımlılıkları için yaşarlar. Çünkü kişi için yaşamın ağır yükleriyle mücadele etmek, kişinin içindeki boşluğu doldurmak ancak bağımlılıklarla mümkün olabilir. Tüm bağımlılık türleri verdiklerinden çok daha fazlasını götürür. Bu sebeple kişilerin bağımlılık sebepleri mutlaka detaylıca araştırılmalıdır. Bağımlılık Sebepleri Nelerdir? Her bağımlılığın bir sebebi vardır. Bu sebeplerin en başında da yaşanmışlıklarla başa çıkmak için mücadele etme eylemi vardır. Özellikle travmalar, bağımlılıklar üzerinde önemli rol oynarlar. Ailesini gözleri önünde kaybetmiş bir kişide oluşmuş ağır travma sonucu birey; o ana tekrar geri dönmemek, travmayı hatırlamamak için uyuşturucu veya alkol bağımlısı olmuş olabilir. Duygusal boşluk, değersizlik hissi veya kişinin hep kendinde olmasını istemesi; alışveriş bağımlılığına yol açıyor olabilir. Yaşanmış olan cinsel bir travma; bu durumla başa çıkabilmek ya da kendini cezalandırabilmek adına seks bağımlılığına sebep olabilir. Annesi ile arasında aşırı güvensiz bağlanma yaşamış olan bir çocuk, dış dünyayı tehlikeli bularak annesine bağımlı olabilir. Toksik bir ilişki içerisinde olan ve ilişki içinde sürekli işe yaramaz ve değersiz hisseden bir partner, farklı bir seçiminin olmadığını düşünerek sevgilisine bağımlı olabilir ve kendini sürekli olarak sevdirmeye çalışabilir. Sosyal fobisi olan bir ergen, sosyal sıkıntıdan kaçınmak için, internetin sahte sosyalliği ile internet bağımlısı olabilir. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, her bağımlılığın sebebi kendine özeldir ve bu sebeplerin kaynağına inmek gerekir. Bağımlılıklardan Nasıl Kurtulabiliriz? Bağımlılıklardan kurtulmak, neden ona bağımlı olduğunu, bağımlı olduğu maddenin ya da davranışın kişi için neye hizmet ettiğini keşfetmek ile ilgilidir. Örneğin; sigara bağımlıları genellikle gündelik hayatlarının stresli geçtiğinden yakınırlar; rahatlamayı, keyfi sigarada buldukları için sigarayı bırakamadıklarını ifade ederler. Ancak sigaranın stresi azaltmaktan çok arttırdığı araştırmalarca kanıtlanmıştır. Ancak sigara yerine hoşa giden bir aktivite yapmak, stres kaynaklarını keşfederek hobiler geliştirmek; bu bağımlılıktan kurtulmak için bir yol olabilir. Fark etmek ve adım atmak, bağımlılıklardan kurtulmanın en büyük adımıdır. Bağımlılığın kaynağına inmek ve çözümlemek için uzman desteği, sürecin hızlı ve sağlıklı ilerlemesini sağlar. Siz de bağımlılıklarla mücadele etmek istiyor ve profesyonel yardıma ihtiyaç duyuyorsanız www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Hayatı Paylaşmak ile Zindan Etmek Arasındaki İnce Çizgi
Hayatın getirdiği yükü birlikte omuzlamak, mutlu anılar biriktirmek; her çiftin isteğidir. Ancak bazen bu ümitlerle yola çıkılmış olunsa bile hayat, çift için zindan hale gelebilir. Hayat paylaşıldığında güzel, zindan olduğunda ise azaptır. Bu iki uç duygu arasında ise ince bir çizgi vardır. Çiftin birbirlerine olan saygıları, birbirlerinden beklentileri, iletişimleri, özgürlükleri, geçmiş yaşantıları, bireysel özellikleri; çiftlerin çizginin hangi tarafında olduklarını ifade eder. Hayatı Paylaşmak Nedir? İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta diye tabir edilen; hayatın en mutlu anlarında olduğu gibi en zor anlarında da birlikte olmak hayatı paylaşmaktır. Hayatın yükünü birlikte taşımak, kadın çocuk bakarken erkeğin evi süpürmesi, hasta yatan kadına erkeğin çorba yapmasıdır… Tüm zorluklara birlikte göğüs gerildiği gibi birlikte geçirilen vaktin de kaliteli olmasıdır. Ortak zevkler ve hobiler, geçirilen kaliteli vakitlerin artması ve hayatı mutlu paylaşmaya olumlu yönde katkı sağlayan faktörlerdir. İki tarafında balık tutmayı sevmesi, maç seyretmesi, benzer restoranlardan ve film türlerinden hoşlanması; birlikte kaliteli geçirilen vakitleri çoğaltır. Hayat böyle güzel paylaşılabiliyorken zindan etmemek için empati kurmak ve karşı tarafı iyi anlamak önemlidir. Her ilişkide mutlaka tartışma olur. Tartışmalar, hayatı zindan eden en önemli unsurlardır. Tartışmaları kavgaya çevirmemek çok önemlidir. Sakin bir ses tonuyla konuşmak, öfkeli anda konuşmamak, seçilen kelimelere çok dikkat etmek; karşı tarafı kırmayı engeller. Yapıcı davranmak ve o anki öfkeye yenik düşmemek çok önemlidir. Saygıyı korumak hayatı paylaşmanın en önemli yoludur. Hayatı Zindan Eden Unsurlar Nelerdir? Birlikte güzel günler hayaliyle başlayan bir ilişki, çiftlerden birinde var olan bireysel psikolojik problemlerin etkisi, geçmiş yaşantıların bugüne olan yansıması ile zindan olabileceği gibi; beklentilerin farklılığı, bir tarafın diğer tarafa daha fazla önem vermesi gibi sebepler yüzünden de zindan olabilir. Peki, hayatı zindan eden temel unsurlar nelerdir? Kıskançlık: Partnerini karşı cinsten kıskanmak, en temel kıskançlık sebebidir. Toplum içinde normalleştirilen, partneri kıskanç olduğu için kendi özgürlüğünü kısıtlayan bireyler için de hayat zindandır. Bu noktada partnerin kıskançlığının altında yatan temel sebep araştırılmalıdır. Bireysel özgüven problemleri, aldatılma gibi yaşantılar bugüne etki ederek bugünü zindan ediyor olabilir. Şüphecilik: Partnerine karşı sürekli şüphe duymak hayatı paylaşmayı neredeyse imkansız hale getirmektedir. Bu noktada partnerin her yaptığı altında olumsuz bir durum arayarak şüphe duyan bir kişi ve partneri için de hayat zordur. Bu noktada da olumsuz geçmiş yaşantıları, kişiyi bu denli şüpheye itenin ne olduğu üzerinde mutlaka durulmalıdır. Partner rolünden çıkmak: Bazı erkekler partnerinde annesinin özelliklerini arar ve annesinin yaklaşımını beklerken, bazı kadınlar ise babasının özelliklerinde davranmasını isteyebilir. Bu noktada kişilerin çocukluk yaşantılarında yaşadıkları, anne ve baba figürlerinin o kişi için ne ifade edildiğine bakmak gerekmektedir. Ebeveynlik ve karı koca ilişkisini ayıramamak: Çocuğa fazla adapte olmak ve kendilerine zaman ayırmamak, ayrılan küçük bir vakti verimli geçirmemek çift arasındaki iletişimi azaltacağından yine hayatı zindan edecektir. Bu unsurlardan yalnızca birinin var olması bile partnerlerin arasını bozabilir ve hayatı güzel paylaşmalarını zaman zaman engeller. Eğer karşılıklı ya da tek taraflı bu problemlerin ilişkinizde var olduğunu düşünüyor ve hayatı paylaşmaktansa zindan ettiğinizi düşünüyorsanız bir uzmandan yardım almanız gerekebilir. İki taraf için de profesyonel bir süreç, çiftin birlikte güzel bir hayata yelken açmasına yardımcı olabilir. Sorunlarınızın çözümüne profesyonel destek için bizimle www.psikolojiantalya.com internet sitemizi ziyaret ederek veya +90 0555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarımızı arayarak iletişime geçebilirsiniz. psikolojist / Süpervizör Özgül Elitok
Sınır Koymak Neden Önemlidir?
‘’Hiç istemiyorum ama arkadaşım kırılmasın diye onun dediğini yapıyorum, karşılığını almadığım halde müdürümden tepki görmemek adına çoğu gece mesaiye kalıyorum, annem sürekli özel hayatıma müdahale ediyor saygısızlık etmemek için sesimi çıkartmıyorum…’’ Bu ve bunun gibi pek çok cümle, birçok kişinin hayatında önemli role sahiptir. Tam da bu noktada sınır çizmek neden önemlidir konusu gündeme gelmektedir. Kişi; karşısındaki kişinin mutluluğu veya çıkarı uğruna kendinden fazlaca ödün veriyorsa, kendi istek ve beklentilerini geri planda tutuyor ve mutsuz oluyorsa; bireysel mutluluğu ve ilişkilerini sağlıklı yürütebilmesi için kendi sınırlarını çizmelidir. Sınır Koymak Ne Demektir? Sınır koymak ne demek? Nasıl davranırsam ilişkilerimi iyi yöneterek sınırlarımı çizerim gibi sorular sıklıkla sorulan sorulardır. Bazı kişiler sınırlarını çok sert ve katı şekilde çizerken karşı tarafı incitebilir ve bu da ilişkilere zarar verebilir. Bu noktada kişilerin çizdikleri sınırların davranışsal eğilimlerini ele almakta fayda vardır; Sert Sınırları Olan Kişiler: Bu kişilerin sağlıklı ilişkiler kurmaları oldukça zordur. Yardıma ihtiyaç duydukları anlarda dahi soğuk ve uzak durarak yardım istemezler. Yakın ilişkiler kurmamakla birlikte, reddedilmemek için daima kaçınırlar. Düşünce ve duygularını gerekli durumlarda dahi açıkça ifade etmezler. Geçirgen Sınırları Olan Kişiler: Sert sınırları olan kişilerin aksine bu kişiler, duygu ve düşüncelerini gereğinden fazla paylaşırlar. Etrafındaki insanların hayatlarına müdahale etmelerine izin verirler. Saygısızlık ve istismar yaşamaları ve bunların karşısında susmaları dahi olasıdır. Sağlıklı Sınırları Olan Kişiler: Kendi değerlerinden ödün vermeden başkalarından fikir alarak ve bu fikirleri uygularken kendi süzgecinden geçirerek yaşamlarını sürdürürler. Özel hayatlarıyla ilgili detayları yalnızca yakın çevreleriyle paylaşırlar. Başkalarına hayır demekte zorluk çekmezler. İhtiyaçlarını da duygu ve düşüncelerini de rahatlıkla paylaşabilirler. Sağlıklı ilişkiler için net olmak çok önemlidir. Sınırlarınızı net olarak belirleyerek düşüncelerinizi, fikirlerinizi sınırlarınıza uygun olarak ifade etmelisiniz. Gereğinden fazla sınır koymak ya da sınırları tamamen ortadan kaldırmak ve çizgiyi geçenlere sert tepkiler ortaya koymak, ilişkilerinize zarar vererek farklı tepkiler almanıza sebep olabilir. Hangi Konularda Sınır Koyulabilir? Tüm insan ilişkileri düşünüldüğünde, sınır koyulan konular da farklılık gösterir. İş hayatında koyulan bir sınır, arkadaşlık ilişkisinde kalkabilir. İş yerindeki arkadaşlarına sevgilisiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan bir kişi, sosyal çevredeki arkadaşlarının yanında bu konuyu konuşabilir. Özel hayatına dair bilgilerin verilmesi profesyonel yaşamına olumsuz etki ettiği için bu sınır çizilmiş olabilir. Ancak samimi arkadaşlarıyla çizilen sınır, bu konuya dahil olmayabilir. Hangi konularda sınır koyulabilir? Fiziksel Sınırlar: Yeme, içme gibi tüm fiziksel ihtiyaçları kapsamaktadır. Bir insan aç olduğunuz halde sizi yemek yemekten alıkoyuyorsa, fiziksel sınırlarınızı ihlal ettiğini söylemek mümkündür. İş yerinde öğle yemeği saati olduğunu bile bile yöneticinin iş vermesi ve işin hızlıca yapılmasını istemesi, buna bir örnektir. Duygusal Sınırlar: Başkalarının duygularınıza saygı duymasını temel alan bu sınırlar, sizin de başkalarına ne kadar empati yapabildiğinizi gösterir. Hislerinizle ilgili sizi rahatsız eden sorular soruluyor ya da hisleriniz saygı görmüyorsa, duygusal sınırlarınız ihlal ediliyor olabilir. Zaman Sınırları: Biri size sürekli neyin önemli olduğunu ya da daha öncelikli olduğunu söylüyor ve siz de buna uyum sağlıyorsanız, zamanla ilgili sınırlarınız net olmayabilir. Maddi Sınırlar: Bütçenizi ve sahip olduklarınızı nasıl harcayacağınıza kendiniz karar vermiyorsanız, maddi sınırlarınızı gözden geçirmelisiniz. Başkaları size sürekli maddi konularla ilgili akıl veriyor ya da sizden talepleri oluyor siz de uyum sağlıyorsanız maddi sınırlarınız aşılmıştır. Entelektüel Sınırlar: Dil, din, ırk ayrımı yapan söylemler entelektüel sınırları aşmaktadır. Bu konular hakkında sürekli yorum yapan bir kimse, entelektüel sınırları aşıyordur. Cinsel Sınırlar: Partnerlerin dahi dikkat etmesi gereken sınırlardır. Mahremiyet ve rıza olmadan yapılan her hareket, cinsel sınırları ihlal eder. Sağlıklı ilişkiler kurmak için hem sınırlar belirlenip karşı tarafa doğru aktarılmalı hem de sınırları aşan kişilere uygun şekilde dur denilmelidir. Aynı zamanda karşı tarafın sınırlarına da saygı duyulmalı ve sınırlar çerçevesinde hareket edilmelidir. Bugüne kadar fazlaca sınır ihlali yaşamışsanız, hayır diyemiyorsanız ve sınırlarınızı karşı tarafa aktarma konusunda zorluk yaşıyorsanız bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Arseven
Aşırı Sevgi Gibi Görünen Manipülasyon: Love Bombing (Sevgi Bombardımanı)
Manipülasyon, kişiyi kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek üzere kullanılan bir yöntemdir. Her ilişkide olabileceği gibi, romantik ilişkilerde de manipülasyonlara sıkça rastlanmaktadır. Yalanlarla partneri kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek, problem yaratmak ve problemin çözümü için tek çarenin manipülatör partnere sarılmak olduğu konusunda kişiyi ikna etmek, partneri kendinden mahrum bırakmak, partnerin duygularını çıkarları için kullanmak; romantik ilişkilerdeki manipülasyon örneklerinden bazılarıdır. Bunların yanı sıra son dönemlerde sıklıkla karşılaştığımız bir diğer manipülasyon çeşidi de love bombing yani; aşırı sevgi gibi görünen manipülasyondur. Manipülasyona uğrayan bireyler, bu manipülasyonları fark etmekte güçlük çekebilirler çünkü manipülasyon, manipülatör tarafından sürece yayılarak ve fark ettirilmeden yapılmaktadır. Bu süreçte manipülasyona uğrayan birey; kendine olan güvenini yitirme, kendini eksik ve yetersiz görme ya da değersiz hissetme gibi problemlerle karşılaşabilir. Uzun bir süre boyunca yönlendirilen ve manipüle edilen bireyler, farkındalık kazandıktan sonra bile kendinde şüphe ve güvensizlik hissedebilir. Bireylerin özgüvenlerinin eski haline dönmesi ise zaman alabilir. Manipülasyon dikkatli ve detaylı bir şekilde ele alınmalı, farkındalık için profesyonel destekten faydalanılmalıdır. Love Bombing (Sevgi Bombardımanı) Nedir? Love bombing bir diğer adıyla sevgi bombardımanı, manipülatörün kullandığı yöntemleri sonlandırması ile anlaşılmaktadır. Flört dönemlerinde veya ilişkilerin başlarında, manipülatör yoğun bir ilgi ve sevgi gösterir. Burada amaç kendi çıkarları uğruna karşı tarafı tamamen inandırmak ve kendine bağlamaktır. Öyle ki manipülatör inandırıcı olmak adına, partnerinin sosyal çevrelerinde dahi bu yoğun ilgi ve sevgi gösterilerinde bulunarak herkesin güvenini kazanır. İlişki ciddi bir boyuta geldiğinde ise gösterilen ilgi ve sevgi manipülatör tarafından aniden ve sebepsizce kesilir. Buna ek olarak, başkalarının yanında aşırı övme ve sevme davranışlarını tersine çevirerek ; partnerini sosyal çevresi içinde dahi eleştirmeye ve aşağılamaya başlar. Bu aşırı değişken durum, manipülasyona uğrayan kişi için oldukça ağır bir tablo olabilir ve olumsuz etkileri ilişki bittikten sonra dahi kalabilir. Love bombing sonrasında kişilerde aşağıdaki problemler görülebilir; Güven Problemi . Özgüvensizlik. Şüphecilik. Kendi hakkında sorgulamalar. Bireyler böyle bir manipülasyondan sonra sevilmeye değer bir birey olup olmadığını sorgulamaya başlayabilir. Başta gördükleri muhteşem sevgi ve ilginin aniden kesilmesi, sorunu kişinin kendisinde aramasına sebep olabilir. Çünkü ilişkinin en başında partneri tam anlamıyla mükemmel ve kusursuz bir kişiydi ve bir sebepten durum tersine dönmüştü… Love Bombing (Sevgi Bombardımanı) Nasıl Anlaşılır? Her insan çevresinde böyle kişiler ve ilişkiler olduğunu görür ancak kendilerine yapıldığında fark etmek çok zor olabilir. Bu manipülasyona maruz kalındığında insanlar ayakları yerden kesilmiş gibi hissederler ve aşkı yaşadıklarını düşünürler. Eğer aşağıdaki durumları gözlemliyorsanız love bombinge maruz kalıyor olabilirsiniz; Partneriniz ilgisini aniden kestiyse. İlişkinizdeki ilgi ve sevgide aşırı iniş ve çıkışlar varsa. Toplum içinde gördüğünüz ilgi ve sevginin tam tersine döndüğünü gözlemliyorsanız. Size yapılan eleştiri ve aşağılamaları anlamakta güçlük çekiyorsanız manipülasyona maruz kalıyor olabilirsiniz. Love bombing, manipülatör tarafından ilişkinin başlarında uygulanır ve burada amaç karşı tarafı kendine bağlamak ve güven duygusunu kazanmaktır. Sosyal çevrelerde de sevgilerini belli ederek güvenilir biri olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. İlişki ciddi bir konuma geldiğinde ise tüm bunlar aniden kesilir. Hatanız olmadığı halde, partnerinizin sürekli tavır değiştirdiğini gözlemliyorsanız love bombing ihtimalini düşünmelisiniz. Sevgi Bombardımanına Maruz Kalındığında Neler Yapılmalı? Love bombing kişiler üzerinde ciddi yıkıcı etkiler bırakabilir. Tamamen psikolojik ve duygusal bir manipülasyon türüdür ve siz fark edene kadar hep kendinizi sorgulamanıza sebep olur. Eğer böyle bir ilişkiden çıktıysanız özgüveninizi, güven duygunuzu ve şüpheci tavırlarınızı regüle etmek zorlaşabilir. Yeni ilişkiler yaşamadan ve bu olumsuz etkileri yeni partnerlerinize yansıtmadan önce profesyonel destek almanız önemlidir. Böyle bir durumla karşı karşıyaysanız www.psikolojiantalya.com adresinden ya da +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaralarından iletişime geçebilir ve profesyonel destek alabilirsiniz. Psikolog Su Yıldız
Çocuğunuzu Mu Büyütüyorsunuz, Çocukluğunuza Mı Dönüyorsunuz?
Günümüzde birçok ebeveyn çocuğunu büyütme aşamasında zaman zaman çeşitli araştırmalar yaparak hareket etmektedir. Özellikle anneler gebelik döneminde; belgesel izlemek, kitap okumak ya da uzman görüşlerini dinlemek gibi seçenekleri tercih ederler. Çocuk doğduktan sonra ise bazı şeyler planlandığı gibi ilerlemeyebilir. Anne çocukluk çağında ne yaşadıysa, ebeveynlerinin tutumu nasıl olduysa; bilinç dışı olarak çocuğuna da benzer bir davranışla yaklaşarak kendi çocukluğunda yaşadıklarını yansıtabilir. Çocukluğa Dönmek Ne Anlama Geliyor? Çocukluğa dönmek denildiğinde kastedilen, annelerin çocuklaşması ya da çocukça davranışlar sergilemesi değildir. Kısaca çocukluğa dönüş; anne tarafında çocukluk döneminde yaşanılanların, farkında olmadan çocuklarına yaşatılması olarak adlandırılabilir. Örneğin; çocukluk döneminde aşırı disiplinle büyümüş bir anne, kendi çocuğuna karşı da katı kurallar uygulayabilir. Çocuklar ve özellikle bebekler dertlerini anlatamazlar ve neden ağladıklarını anlamak da zor olabilir. Bu noktada olması gereken; annelerin çocuk duygularını daha iyi anlaması ve beraberinde davranışlarıyla düzenlemesidir. Çocuklarının bozulan duygu durumunu ses tonlarıyla, dokunuşlarıyla ve hareketleriyle stabil hale getirmeleridir. Ancak ebeveynleri tarafından bu ihtiyaçları karşılanmamış bir anne, kendi çocuğu ile ilgili ihtiyaçların ortaya çıkması halinde, bu ihtiyaçlara cevap vermekte hayli zorlanacaktır. Bu durum, çocuk ile arasında oluşacak bağı da olumsuz yönde etkiler. Aşağıdaki durumlar, anne bebek arasında bağı olumsuz etkileyen başlıca etkenler arasındadır; Anne çocukluğunda yaşından olgun davranışlar sergilemeye itildiyse, Kendi ebeveynleri tarafından duyguları anlaşılmadı ve düzenlenmedi ise, Çocukluk döneminde travmalar yaşadıysa, Kendi annesine güvenli ve sağlıklı bağlanmadıysa, çocuğuyla sağlıklı bir bağ kurması zor olabilir. Yaşadığı her neyse, anne çocuğunu yetiştirirken kendi çocukluğunun yansımasını görür ve bunun farkında olmaz. Çocukluğunuza Döndüğünüzü Nasıl Fark Edebilirsiniz? Zaman zaman çocuğunuza gereksiz yerde bağırdığınızı, onu anlamadığınızı ya da fazla tepki gösterdiğinizi hissediyor olabilirsiniz. Çocuk yetiştirmek konusunda okuduğunuz kitaplara ve edindiğiniz bilgilere rağmen doğru davranmadığınızı düşünmeniz oldukça doğaldır. Bu aşamada yapılması gereken ilk şey, farkındalık kazanmaktır. Bu davranışların çoğu, belki flash backlerle kendi annenizin size olan davranışlarını gözlerinizin önüne getiriyor olabilir. Bu durumda empati çok önemlidir. Bu davranışı anneniz size uyguladığında hissettiğiniz duyguları süzgecinizden geçirip çocuğunuzun neler hissettiğini anlamlandırmanız önemlidir. Çocuklukta Yaşananlar Nasıl Aşılabilir? Farkındalık kazanmak davranışlarımızı düzeltmeye yetmeyebilir. Belki bir süre davranışlarınıza dikkat edebilirsiniz ancak bilinç dışı olarak bu davranışlar hayatınızda yer etmeye devam edebilir. Çocukluğunuzdan kopyaladığınız, değiştirmek ve çocuğunuza daha doğru davranmak istediğiniz noktada çocukluğunuzla yüzleşmeniz, çocuklukta yaşananları aşmak için gereklidir. Geçmişinizde yaşadıklarınızla barışmak, gelecekte bu davranışları sergilememek için en önemli adımdır. Eğer geçmişinizi bırakamadığınızı ve farkında olsanız dahi kendinizi durduramadığınızı düşünüyorsanız www.psikolojiantalya.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz. Profesyonel destek almak hem bugününüzü hem de geleceğinizi daha berrak bir hale getirecektir. Uzman Klinik Psikolog Sibel Dinç ÇALIŞKAN









