Bebeklik; hayatın en konforlu dönemi gibi görünse de aslında hayatı tanımaya dair çaba gösterilen, isteklerin ifade edilmesinde zorlanılan, bir ötekine en çok ihtiyaç duyduğumuz, en bağımlı olduğumuz dönemdir. Bebek dil becerilerini kullanamasa da bakım veren ebeveyne kendi ihtiyacını, arzusunu bazen ağlayarak, bazen gülerek, bazen öfkelenerek anlatmak zorundadır çünkü bir açıdan o bakımı alması hayatta kalması için zaruridir. Bu dönemde ebeveynler de bebeklerinin huzurlu ve mutlu olabilmeleri için onların istek ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere onları anlamaya çalışarak hareket ederler. Ebeveynin bu çabası ve ihtiyaçları algılayabilme, yerine getirebilme kapasitesi ve bu bakım verme sırasındaki tavrı bebeğin hayatının sonraki bütün dönemlerinde duygusal ve somut bütün ihtiyaçlarını nasıl ifade ve talep edeceği konusunda etkileyebilecek düzeyde bir temel oluşturur. Hayatı yeni yeni tanımaya başlayan bebeğin benliği üzerinde ebeveynlerin ilgi düzeyi ve yaklaşımları, oldukça hayati bir konudur. Ebeveynleri tarafından istek ve ihtiyaçları karşılanmamış, yeterince sevgi gösterilmemiş bir bebekte ilgi ve sevgi yoksunluğu sebebiyle oluşabilecek işlevsiz şemalar olabileceği gibi; ebeveynleri tarafından istek ve ihtiyaçları aşırı düzeyde karşılanmış, aşırı sevgi ve ilgi ile büyüyen çocuklarda da büyümek istememe veya regresif davranışlar dediğimiz davranışlar gözlemlenebilir. Çocuklar Neden Büyümek İstemezler? Bebekken ağladığında altının kirlendiğini anlayan annesi altını temizliyor, düşüp canı acıdığında sakinleşmesi için emziriyor, karnı acıktığında mama veriyor, canı sıkıldığında onunla oynuyor ve ilgileniyordu. Tüm dünyanın merkezinde ise bebeği vardı. O her ağladığında onu mutlu etmek için saçını süpürge ederdi ve bu bebek çok konforluydu. Büyümeye başlamasıyla artık bebek için sorumluluklar da beraberinde gelmeye başladı. Ama bu çocuk için rahat bebeklik dönemini bırakıp kendisi için bulanık olan büyüme dönemine geçiş yapmak; annesinden ayrılmak, tek başına mücadele etmek ve sorumluluk almaya başlamak anlamına gelebilir. En güvenli ve sığınılacak liman olan annesinin okula giderken yanında olmaması ve onca çocuk içerisinde tek başına mücadele etmek zorunda kalması veya kendisini annesi kadar kolay algılamayan başka bir yetişkine ihtiyaçlarını daha anlaşılır bir şekilde söyleme zorunluluğunun olması büyük bir kaygı sebebi olabilir. Bu durum; eğitim alması gereken okulda bocalamasına neden olarak çocuğun yaşıtlarının gerisinde kalabilmesine, yaşıtlarıyla ve öğretmeniyle iletişiminde sorunlar oluşabilmesine ve hatta sınıf tekrarı ile okula adaptasyon sürecinin uzayabilmesine neden oluşturabilir. Aynı zamanda çocuk bu kaygıyla baş edebilmek adına kendine takıntılar geliştirerek kendi güvenli alanını yaratmaya çalışabilir. Büyümek istemeyen çocukta aşağıdaki belirtiler gözlemlenebilir; – Aşırı kaygılı davranışlar; dudağıyla oynama, tırnak yeme. – Bebek gibi sesler çıkarma – Meme emmek isteme – İletişim problemleri – Yaşıtlarıyla oyun oynamak istememe – Bebeklik objelerine bağlılık – Ağlama krizleri – Aşırı sinirlilik hali -Alt ıslatma – Okula gitmek istememe, okulda sorun çıkarma – Öğrenme becerilerinde gerilik. Çocuğun güvenli dönem olan bebeklik çağından çıkması ve olduğu yaşı kabullenerek yaşıtlarının yapabildiklerine adapte olabilmesi için psikolojik anlamda kendini hazır hissetmesi çok önemlidir. İçsel problemlerinin çözülmesi, büyümenin heyecan ve macera dolu olduğunu kabul etmesi, bu maceralara keyifle yaklaşabilmesi, keşfetmekten zevk alması ve anne ile aşırı bağlılık sorunlarının çözülmesi için doğru ve profesyonel destek mutlaka gereklidir. Uzman görüş ve desteği için bizimle www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden iletişime geçebilirsiniz.
Çocuk Gelişiminde Öz-Düzenlemenin Önemi
Öz düzenleme en temelde zorlandığımız bir durum karşısında kendini yatıştırabilme, sakinleştirebilme veya bir hedef uğruna dürtülerimizi erteleyebilme, bekleyebilme gibi becerilerimize verilen genel bir isimdir. Duygu regülasyonu olarak da tanımlanan öz-düzenlemenin temel basamağı kişinin kendi duygularının farkında olması ve zaman zaman zorlayıcı olabilecek duygularla kalabilmesi, kendini yatıştırabilme ve duygusunu düzenleyebilme becerisidir. Öz-düzenleme; yaşamımız boyunca bizlere yön veren, hedeflerimize ulaşma noktasında kendimizi duygusal, düşünsel ve dürtüsel olarak bilinçli veya bilinç üstü süreçlerle yönettiğimiz bir anlamda motive olduğumuz, stresimizi kontrol altına aldığımız, kendimizi doğru ve mutlu yönetme becerilerimizdir. Çocuk gelişiminde öz-düzenleme ise oldukça önemli bir konudur. Çünkü çocukluk yaşantılarımız, çocukluk deneyimlerimiz ve öğrenimlerimiz; yetişkinlik dönemlerimizin temelini oluşturur. Çocukluk yıllarında edinilen bu beceri; duygusal zeka, sosyalleşme, iletişim, akademik beceriler ve kişinin kendisi ve çevresi ile güvenli, sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri gibi pek çok alanda da faydalı olmaktadır. Çocuk Gelişiminde Öz-Düzenleme Nasıl Sağlanır? Öz-Düzenleme aslında yaşamın tam içindedir. Doğal ortam adında tabir ettiğimiz alanda, çocuklar bu gelişimi elde ederler. Özellikle küçük yaş çocukları için kendi dürtüleri üzerinde hakimiyet kurabilmeleri oldukça zorlayıcıdır. Öz düzenleme becerisini temelde bakım veren ebeveynden öğrenirler. Anne babanın kendi kendisini zorlayan bir konuda nasıl sakinleştiği, yatıştırdığı yani kendi öz düzenleme becerisi hem çocuğuyla ilişkisinde onu nasıl yatıştırdığını hem de modelleme yoluyla çocuğun taklit ederek kopyalayacağı bir beceri olacağı için anne babanın öz düzenleme kapasitesi çocuk için çok önemli bir nokta oluşturur. Doğal ve doğru beslenme, yeterli ve kaliteli uyku, denizde yüzmek, doğa yürüyüşleri gibi aslında olması gereken yaşam stili; çocukların öz-düzenleme sağlama yetilerine olumlu katkılar sağlar. Kaygı ve stresten uzak, sevgi ortamı içerisinde büyüyen çocuğun; öz-düzenleme becerilerini geliştirebilmesi çok daha kolaydır. Çocukla kurulan sıcak iletişim, sevgi, sarılma, öpme gibi duygusal temaslar, güven, tutarlılık, sınır koyma gibi kriterler; öz-düzenleme becerileri üzerinde olumlu etkiler sağlar. Ebeveynlerin Öz-Düzenleme Becerileri Üzerindeki Olumsuz Etkileri Ebeveynler, farkında olmadan dünyayı yeni anlamlandırmaya çalışan çocukları üzerinde olumsuz bazı etkilere sahip olabilirler. Bunların konumuz olan öz-düzenleme becerileri üzerine de etkileri muhakkak görülmektedir. Aşağıdaki durumlar, çocukların öz-düzenleme becerileri üzerinde olumsuz etkiler bırakabilir. – Baskıcı, gergin otoriter bir aile. -Kaygılı, kendini yatıştırma becerisinden uzak ebeveyn. – Ebeveynlerin birbiriyle zayıf iletişimi. – Kontrolsüz aile yapısı. -Çocuğun her şeye ailesi tarafından kolay ulaşabilmesi. – Çocuğa sorumluluk verilmemesi veya sorumluluklarını ebeveynlerinin yerine getirmesi. – Çocuğun güçsüz olduğunun vurgulanması. – Çocuğun fikirlerini, düşüncelerini açıklamasına müsaade etmemek veya alay etmek. – Çocuğu başkalarının yanında küçük düşürmek. Ebeveynlerin sağladığı yukarıdaki negatif ortam ile kalitesiz uyku, yanlış beslenme, doğa ile vakit geçirememe gibi faktörler de; çocukluk yıllarında öz-düzenleme zayıflığı konusunu gündeme getirir. Bu durum, hem çocukluk hem de yetişkinlik yılları için psikolojik sorunlar anlamında risk faktörü haline gelmektedir. Ayrıca genetik faktörler de öz-düzenleme becerileri üzerinde etkilidir. Ailede depresyon, anksiyete bozukluğu öyküsü olan bir çocuk; bu psikolojik rahatsızlıklara yatkınlığı sebebiyle öz-düzenleme becerileri noktasında zorluk yaşayabilir. Böyle durumlarda özellikle çocuk yaşta destek almak, hem şimdiki yaşların güzel geçmesini sağlayacak hem de gelecek yıllarda kendinden emin ve güvenli bir yaşam inşa edebilmesine yardımcı olacaktır. Öz-düzenleme veya çocuk psikolojisi konusunda bir uzmana ihtiyacınız varsa www.psikolojiantalya.com adresinden, +90 555 101 51 15 veya +90 552 606 22 26 telefon numaraları üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Öfke Anlarında Çocuğa Nasıl Davranılmalı?
Çocuğunuz öfke krizleri yaşadığında, söylediğiniz her şeye hayır demeye başladığında, kendi isteklerinin olması için sizinle sıklıkla inatlaştığı zamanlarda, durduramadığınız uzun süreli ağlamalar yaşadığında onu sakinleştirmek ve bazen iletişim kurabilmek bile çok zorlayıcı ve çaresiz hissettirici olabiliyor. Peki, anne-babalar bahsettiğimiz ani öfke krizlerinde nasıl davranmalı? Öncelikle bu ağlama ve öfke patlamalarının neden kaynaklandığını anlamak bir adım olabilir. Çocuğunuz sizin gözünüzün içine baka baka size kızdırmak için bir şeyleri yapmıyor. Bunlar şımarıklık veya inat olsun diye yaptığı şeyler değil. Tam tersine size bakmasının nedeni ne yaşadığını bilmezken, anlamazken öfkesini nasıl durduracağını bilmezken sizden yardım istemesi. Bu bilinmezlikleri ancak sizin gözünüze bakıp anlamlandırabilecek. Çocuğunuzu tamamen memnun etmeye çalışmayın, edemeyeceğinizi kabul edin. Çocuğunuz bu kriz anlarında sizden pek çok farklı şey isteyebilir. Örneğin suyu getir diye ağlamaya başlayıp, götürdüğünüz zaman ‘istemiyorum, götür’ diye ağlamasına devam edebilir ve devamında farklı farklı şeyler istemeye ve onlardan da mutlu olmamaya devam edebilir. Burada yapabileceğiniz en önemli şey, çocuğunuzun asıl ihtiyacını görebilmek. Bazen anne- babalar çocukları mutsuz etmemek için yukarıda örneklediğimiz döngüye kendilerini kaptırıp çocukların bütün isteklerini yapmaya çalışırken, çocuğun yemek uyku gibi temel ihtiyacını gözden kaçırabiliyorlar. Çocuğunuzun ağlamaya da ihtiyacı olduğunu unutmayın. Zaman zaman sizin de ağlamaya ihtiyacınız olduğunu, ağlamanızın sizi rahatlattığı zamanları hatırlayın. İşte tam olarak çocuğunuzun da bazen ağlayarak, huysuzluk yaparak duygularını ifade etmeye ve sonrasında rahatlamaya ihtiyacı var. Siz sürekli onu mutlu etmek için bir şeyler yaptığınızda, kafasını dağıtmaya çalıştığınızda aslında çocuğunuzun duygularını yaşama ve kabul etme ve sonrasında kendi kendine rahatlama ihtiyaçlarını elinden almış oluyorsunuz. Yani aslında bazen, çocuğunuz için yapabileceğiniz en iyi şey hiçbir şey yapmayıp, onun yanında olmaktır. Yapmanız gereken onun yanında oturmak, sarılmak, bu yaşadığı öfke ve ağlamaların normal olduğunu onlara hissettirmek, çocuğunuzun duygularından korkmadığınızı, rahatsız olmadığınızı ve her duygusuyla onu sevdiğinizi çocuğunuza hissettirmektir. ‘Biliyorum zorlanıyorsun, ağlayabilirsin ben yanındayım.’ ‘Biz yanındayız, biz sana destek olacağız.’ ‘İstediğini yapmadığımız için bize kızgınsın. Ağlayabilirsin, haklısın.’ ‘Şimdi sen benim yanımda ağlarken, yavaş yavaş daha iyi hissedeceksin.’ gibi cümlelerle onun ağlamasını kabul ederek yaklaşmanızın inanın çok faydası olacaktır. Sadece bu yöntem ve kabulle bile ne kadar çok krizi engelleyebildiğinizi fark ettiğinizde şaşıracaksınız. Denediğiniz yollar çocuğunuzu rahatlatamıyorsa ve bu öfkeli hali uzun süredir devam ediyorsa psikoloji alanındaki bir uzmandan yardım almayı unutmayınız. Uzman Klinik Psikolog Ceren Fırıncı
Neden Oyun Terapisi?
Yetişkinler olarak bizler sorunlarımızı kelimeler ile arkadaşlarımıza veya terapistimize ifade ettiğimizde bu konuşma bizi rahatlatır. Fakat çocuklar özellikle kendilerini zorlayan konuları, biz yetişkinler gibi söze dökmekte zorluk yaşarlar. Oyun terapisi tam da bu noktada, çocuklara düşünce ve duygularını kendilerini en doğal ifade etme şekli olan oyun ile iletme şansı veriyor. “Kuşlar uçar, balıklar yüzer ve çocuklar oyun oynar…” Garry L. Landreth Oyun terapisi bilişsel, davranışsal ve duygusal zorlukları ele almak için güçlü bir araçtır. Oyun terapisinde temel hedef, çocuğun zorlandığı yaşantıları daha iyi anlamasını ve hayatın zorluklarıyla daha iyi başa çıkabilmek için kendi gücüne inanmasını sağlamaktır. Bu hedef, terapistin çocuğun kendi hızında sorunlarını dile getirmesine saygı duyması, terapi süreci boyunca çocuğun her düşünce, duygu ve neredeyse her davranışını kabul etmesi ile oluşacak olan güven ilişkisi ile gerçekleştirilir. Terapi odasında çocuğa sağlanan bu özgürlük, kabul ve güven, çocuğun problemlerini en iyi bildiği dil olan oyun dili ile çalışmasını ve yeni becerilerini pratik ettiği bir süreci deneyimlemesini sağlar. Çocuklar oyun terapisinin yardımıyla kendilerine saygı duymayı, duygularını anlamlandırmayı, yaptıkları seçimlerin sorumluluklarını almayı, kendilerini kontrol etmeyi, problemler karşısında kendi çözümlerini üretebilmeyi ve bu konuda kendilerine güvenmeyi öğrenirler. Ebeveyn Olarak Oyun Terapisi Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Vardır Terapist, oyun terapisi boyunca, ilerlemeleri ve sizin gözlemlerinizi konuşmak üzere sizinle de düzenli olarak görüşüyor olacaktır. Çocuğunuzdaki değişimleri en iyi sizin gözlemleyebileceğiniz ve onu en iyi sizin tanıdığınız göz önüne alındığında, terapist ile görüşmeleriniz terapi sürecinin her aşamasında çok önemli katkılar sağlayacaktır. Sorularınızı ve paylamak istediğiniz konuları terapist ile konuşmaktan çekinmemelisiniz. Fakat çocuğun terapi saatini kendisi ve terapist arasında özel bir zaman olarak görmesi, terapist ile olan güven ilişkisi ve kendini özgür hissetmesi açısından oldukça önemlidir. Bu yüzden çocuğunuzun terapiden çıktıktan sonra yaptığı her şeyi sizinle paylaşmak zorunda hissetmediğinden emin olun. Çocuğunuz terapi hakkında konuşma başlatırsa anlatmasına izin verin fakat konuşmama özgürlüğü de onun elinde olsun. Bu onun kendine güvenini de arttıracaktır. Son olarak, çocuğun terapiye güvenmesi ve sorunlarını ortaya koyarak bunları çözüme kavuşturmadaki çabaları için seansların tutarlılığı ve devamlılığı büyük önem taşır. Psikolog Kübra Salman Sıkça Sorulan Sorular Oyun Terapisi Nedir? Oyun terapisi; çocukların var olan problemlerini, bilişsel, motor gelişimi ve duygusal çatışmalarını çözümlemeyi amaçlayan bir yöntemdir. Bu yöntem herhangi bir birey ile oynanan oyundan farklıdır. Bu terapi ekolünde; çocuklar kendilerini oyun içindeki roller ve bedensel tepkileriyle ifade ederler. Bu sayede çocuğun problemleri; duygu ve tutumları keşfedilerek, onun oyun içinde bu problemlerle doğru şekilde yüzleştirilmesi ve sorunların çözüme kavuşturulması amaçlanır. Oyun terapisi hangi yaşlar için uygundur? Oyun terapisi 3 – 13 yaş arası çocuklar için uygundur. Psikolojik rahatsızlığın nedenine göre bazen ergenlik ve yetişkinlikte de bu yöntem uygulanabilir.









