Duygu Odaklı Terapi

Duygu Odaklı Terapi

Duygu olmadan bilgi olmaz. Bir gerçeğin farkında olabiliriz ama gücünü hissetmedikçe o gerçeğin bilgisi bizim değildir. Beynin bilişine ruhun deneyimi eklenmelidir. (Arnold Bennett)

Her insan bir hikâyedir. Duygular da bu hikâyelerin hem oluşturulmasında hem de güncellenmesinde rol oynar. Yaşantılarımıza hangi duyguyla bakıyorsak deneyimlerimiz de ona göre şekillenir. Temas ettiğimiz insanlar, ebeveynlerimiz ve kendiliğimiz hakkındaki algılarımız duygu deneyimlerimiz aracılığıyla güncellenir. Yani, duygu hem kişinin kendisini hem de iletişim içinde olduğu kimseyi etkiler ve yaşama anlam verir.  Burada söz konusu olan statik değil, dinamik, yaşayan bir hikâyedir. 

Duygularımız üzerinde çoğunlukla pasif bir farkındalığa sahibizdir. Oysa duygularımız yaşadığımız çevreye uyum sağlamamızı deneyimlerimizin bize iyi gelip gelmediğini gösterir. Böylelikle ihtiyaçlarımızın bilgisini verir. Yaşadığımız iyi veya kötü olaylar karşısında hissettiklerimiz, bize ihtiyacımızın karşılanıp karşılanmadığını gösterirler. Bu sebeple kişinin ihtiyaçlarının farkındalığı duygularının aktif olarak rol oynadığı deneyimlerini anlamlandırması aracılığıyla mümkün olur

 Danışanları terapiye getiren hayatını olumsuz etkileyen duygusal döngülerdir:‘’Sürekli mutsuz hissediyorum’’, ‘’Sürekli korku içindeyim’’, “Çok sıkılıyorum’’, ‘’Her şeye öfkeleniyorum’’  vb… Getirilen bu duygular karşısında terapist, duygu odaklı baş etme becerilerini geliştirme amacıyla hareket eder. Bunu da, kişiye duygusunun farkında olması, duygusunu kabul etmesi ve duygu deneyimini anlamlandırmasında yardımcı olarak yapar. Terapide, iki aşamadan oluşur: ulaşma ve ayrılma. Başlıca önerme şudur: bir kişi bir yeri terk etmek için öncelikle oraya ulaşmalıdır. Çoğunlukla içinde bulunduğumuz bize sıkıntı veren duygudan kaçınmak isteriz. Terapist danışanı kaçındığı duyguya varması için cesaretlendirir. Ulaşılan yerdeki duygu düzenlenir. İşlevsel olmayan duygularla çalışılır ve bu duygular adaptif hale getirilir.

 Sonuç olarak duygu odaklı terapi, duygunun farkına varılmasının, kabul edilmesinin ve anlaşılmasının önemini, terapide duyguların bedensel olarak yaşanmasını ve psikoterapötik değişimi sağlamada duyguyu değiştirmenin önemini vurgulamaktadır. Duygu odaklı terapi, duyguların, eğer aktifleştirilirse, doğal uyum potansiyellerinin olduğunu varsayar; ki bunlar, danışanlara istenmeyen kendilik deneyimini iyileştirmede ve problemli duygusal durumları ve etkileşimleri değiştirmede yardım eder.

Dile dökülmemiş duygular asla ölmez. (Sigmund Freud)

Psk. Nadire Gül Demir

tr_TRTurkish
en_USEnglish tr_TRTurkish